MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • Kartal Belediyesi Türk Sanat Müziği korosundan müzik ziyafeti

    İSTANBUL, (DHA) - KARTAL Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu, Şef Şermin Niyazi eşliğinde Kartallılara unutulmaz bir akşam yaşattı. Kartal halkı Türk Sanat Müziği'ne doydu.

    Kartal Belediyesi Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde gerçekleşen konsere yüzlerce vatandaş katıldı. Şermin Niyazi şefliğindeki koro, Türk Sanat ve Türk Halk Müziği’nin birbirinden güzel eserlerini yorumladı. Koro ve solo olarak 20 eser seslendiren Türk Sanat Müziği Korosu sanatçılarına, konsere katılan dinleyiciler de zaman zaman eşlik etti. Koro, dinleyiciler tarafından ayakta alkışlandı.

    Konserin sonunda Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Gökhan Yüksel,Orkestra Şefi Şermin Niyazi’ye Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz adına çiçek takdim etti. 

    (FOTOĞRAFLI)

     



  • 'İnsan Değer Ödülleri' sahiplerini bekliyor

    İSTANBUL, (DHA)- İNSAN yönetimi süreçlerini kapsayan PERYÖN Ödülleri 10 yaşında. Odağına ‘insana değer' örnek uygulamaları alan ödüller yoluna, 'PERYÖN İnsana Değer Ödülleri' adıyla, 'Değer Veren' profesyoneller ve 'Değer Katan' kurumlar için yenilikçi yaklaşımlarla devam edecek.

    ÖDÜL TÖRENİ 3 MAYIS'TA

    Türkiye İnsan Yönetimi Derneği PERYÖN’ün düzenlediği, Türkiye’nin tüm insan kaynakları süreçlerini kapsayan ödülü bundan böyle  'PERYÖN İnsana Değer Ödülleri' adıyla verilecek.PERYÖN İnsana Değer Ödülleri', Türkiye’nin önde gelen CEO ve üst düzey yöneticilerinin katılımıyla 3 Mayıs 2018'de gerçekleşecek. Başvuru sürecinin tamamlandığı PERYÖN İnsana Değer Ödülleri’nde bu sene 24 kurum, 28 kategoride yarışacak.

    Değerlendirme sürecinde; akademisyenler, üst düzey yöneticiler, insan kaynakları uzmanları, danışmanlar ve alanında pek çok profesyonelin yer alacağı 'Değer Verenler' jürisi, en başarılı kurumları seçecek. Çalışma yaşamına taze bir soluk getiren uygulamaları destekleyerek, ödül süreci ve törenini sürprizlerle dolu bir noktaya taşıyan 'Değer Katan' kurumlar da bu süreçte yerini alacak. Ödül töreninin 10’uncu yılında Doğa HSE, İş Sağlığı ve Güvenliği Kategorisi’ni, BİMSA ise İnsan Kaynakları'nda Dijitalleşme Kategorisi’ni destekleyen kurumlar olarak öne çıkıyor.

     



  • Çocuk şehri KidzMondo dördüncü yılını hediyelerle kutluyor

    İSTANBUL-(DHA)- TRUMP Alışveriş Merkezi’nde yer alan Türkiye’nin ilk çocuk şehri KidzMondo, 4.yılını hediyelerle kutluyor. KidzMondo’nun sosyal medya hesapları üzerinden yarışmaya katılan herkes birbirinden güzel hediyeleri kazanma şansı yakalayacak. Hediyeler arasında çift kişilik uçak biletleri, market ve akaryakıt alışveriş çekleri de var.

    40’ı aşkın birimde çocukların meslekleri deneyimlediği, eğlenirken öğrendiği KidzMondo, sosyal medya üzerinden yarışmaya katılan ailelere birbirinden güzel hediyeleri kazanma şansı sunuyor.

    KİDZMONDO’DA KAZANMAK ÇOK KOLAY

    Uçak biletinden market alışveriş çekine, basketbol maçı biletlerinden akaryakıt çekine kadar pek çok hediyeyi kazanmak çok kolay. Hediyeleri kazanmak için yapılması gereken tek şey, 28 Şubat tarihine kadar KidzMondo İstanbul sosyal medya hesapları üzerinden, KidzMondo içerisinde çekilmiş fotoğrafınızı‘#kidzmondo4yaşında’ hashtagiyle paylaşmak.

    AİLELERİ MUTLU EDECEK

    KidzMondo’nun 4. yıl kutlamaları kapsamında 4 aileye; çift kişilik Pegasus uçak bileti, Cadde Sanat’tan dans dersi, Aytemiz’den benzin çeki, Tahincioğlu’ndan basketbol maç biletleri, Ülker’den hediye kutuları, Hilton İstanbul Bosphorus’tan sağlık kulübü girişi, Migros alışveriş çekleri ve MNG Kargo’dan kargo gönderim hakkı hediye edilecek. Hediye kampanyasının tüm detayları için www.kidzmondoistanbul.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

    (FOTOĞRAF)



  • Uzmanlar sosyal medyadan çocuk tacizi konusunda uyarıyor

    İSTANBUL, (DHA)- BİLİNÇSİZ sosyal medya kullanımının çocuklar üzerinde bağımlılığı artırdığı ve çocukların asosyalliğine neden olduğuna dikkat çeken Sosyal Medya Uzmanı Ümit Sanlav, aileleri sosyal medyadan çocuk tacizi konusunda uyardı.

    Sosyal medya, sınırsız ve sonsuz faydalarının yanı sıra hatalı ve güvensiz kullanımıyla da tehlike saçıyor. Sosyal medya uzmanı Ümit Sanlav, hatalı kullanımı ile özellikle çocuklar üzerinde sosyal medya bağımlılığı ve asosyal etkiler başta olmak üzere pek çok olumsuz etkileri görünen sosyal medyanın, çocuk tacizi konusunda da büyük riskler taşıdığını söyledi.

    "ÇOCUKLARINIZI BİLİNÇLENDİRİN"

    Özel hayatla, sosyal paylaşımın çizgilerinin net bir şekilde çizilmemesinin sosyal ve psikolojik bazı olumsuzlukları beraberinde getirdiğini ifade eden Ümit Sanlav, "Sosyal medyayı kullanırken dikkat etmemiz gerekenlerden biri günlük hayatta olduğu gibi sosyal medya konusunda da çocuklarımızı bilinçlendirmek, onları kollamaktır” dedi.

    "EBEVEYNLER DE KENDİ HESAPLARINA DİKKAT ETMELİ"

    Çocukları sosyal medyanın zararlı etkilerinden korumak için, çocuğun kendi sosyal medya hesabını güvenli kullanması gerektiği kadar, ebeveynin kendi sosyal medya hesaplarını da bilinçli kullanması gerektiğinin altını çizen Sanlav şöyle konuştu:

     “Sosyal medyada çocuklarımızın mahremiyeti, çocukların hesabı kadar, bilinçsiz ve güveniz bir kullanımla bizzat anne ve baba tarafından da ihlal edilebiliyor. Sosyal medya ortamlarında iyi niyetli olmayan ve sapık zihniyetli insanların rahatça gezindiğini aklından çıkartmaması gereken aileler, çocuklarının fotoğraflarını kendi hesaplarından herkese açık şekilde paylaşmamalı. Bu fotoğraflar sapık zihniyetli insanların amacına hizmet edebilir. Çeşitli fotoğraflar ve videolar hazırlanıp, değiştirip, farklı amaçlarla kullanabilirler. Çocuklarımızın resimleri ile sahte hesaplar açılabilir, bu sahte profiller ile kendisini çocuk gibi gösteren şahıslar, sosyal medya ortamlarında tehlike saçabilir."

    KAPAK FOTOĞRAFI UYGULAMASINA DİKKAT!

    Sosyal medya uygulamalarından Facebook'ta kapak fotoğrafı bulunduğunu belirten Sanlav, bu fotoğraflarla ilgili de şu uyarıda bulundu:

    "Bu fotoğraflar herkese açık ve değiştirilemez. O yüzden çocuklarımızın fotoğraflarını kapak fotoğrafı yapmamalıyız. Profil fotoğrafları da standart olarak ilk başta 'herkese açık' olarak paylaşılsa da 'gizliliği düzenle' seçeneği kullanılarak sadece arkadaşlara açık hale getirilmelidir. Her ne kadar sosyal medya mecralarında 13 yaşın altında üyelik alınamaz denilse de, resmi belge ile müracaat edilmediği için,bu durum aslında yaş sınırı olmadığı anlamına geliyor. O halde yaşı tutmadığı halde sosyal medya kullanıcısı olan çocukları korumak ailelere düşüyor."

    ARKADAŞ ÇEVRESİNİ KONTROL EDİN

    Anne baba kendi hesaplarında dikkat ettiği herkese açık paylaşımlar konusunda çocukların hesaplarında da dikkat etmelileri gerektiğinin altını çizen Sanlav, "Çocuk tanımadığı kişilerle arkadaş olmamalı, tanımadığı kişilerden gelen arkadaşlık ve takip tekliflerini kabul etmemeli. Çocuğun her bir arkadaşı tek tek kontrol edilmeli, gerçekten kim olduğunu bildiği kişiler ile iletişim halinde olduğundan emin olunmalıdır. Art niyetli insanlar çocukla özel anları hakkında konuşup, daha sonra 'annene, babana şikayet ederim' şantajı ile her istediğini yaptırabilir. Çocuğu taciz ve istismar edebilir, evden kaçmaya zorlayabilir, evden hırsızlık yapmaya zorlayabilir" ifadelerini kullandı.

    (FOTOĞRAF)



  • (Görüntülü Haber) "Komşunuzdan gelen çocuk çığlıkları cinsel istismarın habercisi olabilir"

    Gökçe KARAKÖSE- Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)-  SON zamanlarda artış gösteren cinsel istismar vakalarını değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Sosyal Hizmetler Programı Bölüm Başkanı Hülya Türk Çataloluk, aile içi istismarın çoğu zaman bir kereyle kalmayıp tekrar ettiğine dikkat çekti ve istismara uğramış çocukların nasıl fark edilebilecekleri hakkında ipuçları verdi. Altınbaş Üniversitesi Adalet Programı Öğretim Üyesi Nezihe Çörtük ise “Eğer komşularınızda bir çocuğun çığlıklarını sürekli duyuyorsanız cinsel istismara maruz kalıyor olabilir” dedi.


     

    Çocukta dissosiyatif bozukluklar (kimlik, bellek, algı ve çevre ile ilgili duyumlar gibi normalde bir bütün halinde çalışan işlevlerin bütünlüğünün bozulması) görülebildiğini söyleyen Öğr. Gör. Hülya Türk Çatoluk ailelerin çocuklarında daha önce görmedikleri bir davranış varsa buna dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekti  ve şu uyarılarda bulundu:


     

    “Çocuk, uyku problemleri, yeme bozuklukları, hırçınlıklar, ani trans geçişler, uzun süreli dalgınlıklar yaşayabilir. Akademik başarısında düşme, okula gitmeme isteği, alt ıslatma, gece uyurgezerlik gibi problemler görülebilir. Her çocukta farklı davranış değişiklikleri ortaya çıkabiliyor. Ebeveynlerin daha önce benim kızım, oğlum böyle yapmazdı dedikleri davranış değişiklikleri gördüklerinde bunu sorgulamaları gerekiyor. Çocukla güven ve sevgi çerçevesi içerisinde konuşmayı denemeleri, kendileri başaramıyorsa bir uzman kişiden yardım almaları gereklidir.” 


     

    “CİNSELLİK SOSYAL BİR TABU”


     

    Cinselliğin yeme içme, uyku gibi temel ihtiyaçlardan bir tanesi olduğuna değinen, toplumun ve çocukların cinsellik hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çataloluk, “Çocukların doğru davranışları ayırt edebilmelerini sağlamak için de bir cinsel eğitimden geçmesi gerekli. Bunun için, müfredat kitaplarında cinsel eğitim dersleri olabilir, anne babalara da  bu eğitim verilmelidir, sağlık sistemi bu konuda destek olabilir. Çocukların iyi, kötü davranış, doğru dokunma, doğru okşama bunları ayırt edebilmesi için bu bilgilere ihtiyacı var. Çocuğun aile içinde kendini ifade edebilecek sevgi ve güven ortamını bulması gerekli. Kendisine yanlış bir davranışta bulunulduğunda bunu bir yetişkinle paylaşabileceğini bilmesi gerekiyor” diye konuştu.


     

    Çocukların bu süreçte sadece aile desteğinin yeterli olmayacağını söyleyen Çataloluk, “ Çocukların tüm kurumların desteğine ihtiyacı var. En başta sağlık ve eğitim sisteminin desteğine ihtiyacı var. Bu desteği verirken çocuğun yanında olması gereken profesyonel meslek elemanlarının da desteği alınmalıdır. Çünkü cinsel istismar aynı zamanda bir toplumsal sorundur. Bu çok boyutlu ve toplumsal bir sorun olduğu için pedagoglar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyatristler, psikologlar ve hukukçuların işbirliği halinde çalışması gerekiyor” dedi.


     

    ÇOCUKLARA YAPILAN CİNSEL İSTİSMAR AİLE İÇİNDE SAKLI KALIYOR


     

    Altınbaş Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Adalet Programı Öğretim Üyesi Nezihe Çörtük ise çocukların cinsel istismara uğramalarının ardından yaşanacak hukuksal ve adli süreci anlattı. Çörtük, yazılı normların yeterli olduğunu ancak uygulamada problemler yaşandığına dikkat çekti ve  “Bir duyarlılık problemimiz var. Türk toplumunun aile içi ilişkilere müdahale etmeme, çocuk yetiştirme tarzlarına müdahil olmama gibi çekinceleri mevcut olduğundan, aile içi cinsel istismar, ihbar aşamasına bile gelemeden kapanıyor. Belirli bir toplum ya da aile içerisinde kalıyor. Asıl sorun bazen de çocuk ihbar aşamasına gelene kadar bunu ebeveynlerine iletebilmişse, ebeveynlerin bunu adli makamlara iletmesinde yaşanıyor” dedi.


     

    " ÇOCUK ÇIĞLIKLARINA DUYARSIZ KALMAYIN"


     

    İstatistiklerde, çocuğun cinsel istismarının çok büyük oranda tanıdığı ve yakını olan kişiler tarafından gerçekleştirildiğini dile getiren Çörtük, “Çoğu zaman istismar, çocuk kendi konutundayken  veya failin evinde, yani evimize aldığımız ya da güvenerek çocuğumuzu evine gönderdiğimiz bir kişi tarafından gerçekleştiriliyor. Bunun önüne geçebilmek için herkes bu durumun bir suç olduğunu, müdahale etmemenin ahlaki bir tavır olmadığını anlamalı. Eğer alt komşunuzda bir çocuğun çığlıklarını sürekli duyuyorsanız o çocuk cinsel istismara maruz kalıyor olabilir. Farkındalık çok önemli çünkü farkındalık, cinsel istismar vakalarının adli makamlara yansımasını artıracaktır” ifadelerini kullandı.


     

    “ÇOCUĞUN İFADESİ BİR DEFA ALINMALI”


     

    Kovuşturma ve soruşturmanın sağlıklı yürümesi ve çocuğun bu süreçlerde örselenmemesi için uzman bir görüşmeci tarafından çocuğun bir kez ifadesi alınması gerektiğini vurgulayan Çörtük, “Çocuk olayı defalarca anlattığı zaman bu durumu saptırabiliyor” dedi ve şunları söyledi:


     

    “Bir istismar vakası kolluk birimlerine ve adli birimlere ulaştığı anda çocuğun yanında bir kollukla güven içinde çocuk izlem merkezlerine sevki gerekiyor. Çocuk izlem merkezlerinde, çocukların alanında uzman kişilerce ürkmeyecekleri bir ev gibi, bir oyun odası gibi dizayn edilmiş yerlerde görüştürülmeleri neticesinde olaya ilişkin ifadesi alınıyor. Bu görüşmeciler çocuğun anlayabileceği ve aktarabileceği niteliklerde kelimeleri kullanmak zorundalar. Odanın nitelikleri, dizaynı görüşmecilerin kıyafeti, ışık önem arz ediyor. Çocuğa ‘olay olduğunda saat kaçtı?’ diye sormaktansa ‘o sırada televizyonda ne vardı?’ diye sormak daha doğru ve nitelikli bilgi almamızı sağlıyor. Çocuk olayı defalarca anlattığı zaman bu durumu saptırabiliyor. Böylece ortaya bir şüphe çıkıyor ve ceza hukukunun ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gereğince ifadenin delil olma niteliği azalmış oluyor.”


     

    “ÇOCUK AİLE İÇİ İSTİSMARDA KORUNMAYA ALINIYOR”


     

    Aile içi cinsel istismar vakalarında çocuk her zaman koruma altına alınıyor diyen Çörtük,  “Taraflardan biri istismarcıysa, diğer taraf seyirci ebeveyn sayılıyor. İhmal eden ebeveynin çocuğu kendi evinde korumasının mümkün olmadığı öngörülüyor” dedi şunları söyledi:


     

    “Bakım tedbiri uygulanması yönünde verilen kararlarda çocuk, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilk izlem ve değerlendirme merkezlerine götürülüyor. Çocuğun uğradığı travmaya ilişkin nasıl bir rehabilite uygulanabileceği ve çocuğun devlet tarafından nasıl korunma altına alınabileceğine karar veriliyor. Koruma altına alınması kesinleşmişse Çocuk Destek Merkezleri (ÇODEM) denilen merkezlerde bir ev gibi, kadrolu hemşiresi, psikoloğu, sosyal hizmet uzmanı bulunan yerlerde çocuğun rehabilitasyonuna devam ediliyor. İşin içerisinde bir töre vasfı varsa çocuğun başka bir şehirdeki ÇODEM’e nakli söz konusu oluyor.”

     



  • "Komşunuzdan gelen çocuk çığlıkları cinsel istismarın habercisi olabilir"

    Gökçe KARAKÖSE- Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)-  SON zamanlarda artış gösteren cinsel istismar vakalarını değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Sosyal Hizmetler Programı Bölüm Başkanı Hülya Türk Çataloluk, aile içi istismarın çoğu zaman bir kereyle kalmayıp tekrar ettiğine dikkat çekti ve istismara uğramış çocukların nasıl fark edilebilecekleri hakkında ipuçları verdi. Altınbaş Üniversitesi Adalet Programı Öğretim Üyesi Nezihe Çörtük ise “Eğer komşularınızda bir çocuğun çığlıklarını sürekli duyuyorsanız cinsel istismara maruz kalıyor olabilir” dedi.

    Çocukta dissosiyatif bozukluklar (kimlik, bellek, algı ve çevre ile ilgili duyumlar gibi normalde bir bütün halinde çalışan işlevlerin bütünlüğünün bozulması) görülebildiğini söyleyen Öğr. Gör. Hülya Türk Çatoluk ailelerin çocuklarında daha önce görmedikleri bir davranış varsa buna dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekti  ve şu uyarılarda bulundu:

    “Çocuk, uyku problemleri, yeme bozuklukları, hırçınlıklar, ani trans geçişler, uzun süreli dalgınlıklar yaşayabilir. Akademik başarısında düşme, okula gitmeme isteği, alt ıslatma, gece uyurgezerlik gibi problemler görülebilir. Her çocukta farklı davranış değişiklikleri ortaya çıkabiliyor. Ebeveynlerin daha önce benim kızım, oğlum böyle yapmazdı dedikleri davranış değişiklikleri gördüklerinde bunu sorgulamaları gerekiyor. Çocukla güven ve sevgi çerçevesi içerisinde konuşmayı denemeleri, kendileri başaramıyorsa bir uzman kişiden yardım almaları gereklidir.” 

    “CİNSELLİK SOSYAL BİR TABU”

    Cinselliğin yeme içme, uyku gibi temel ihtiyaçlardan bir tanesi olduğuna değinen, toplumun ve çocukların cinsellik hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çataloluk, “Çocukların doğru davranışları ayırt edebilmelerini sağlamak için de bir cinsel eğitimden geçmesi gerekli. Bunun için, müfredat kitaplarında cinsel eğitim dersleri olabilir, anne babalara da  bu eğitim verilmelidir, sağlık sistemi bu konuda destek olabilir. Çocukların iyi, kötü davranış, doğru dokunma, doğru okşama bunları ayırt edebilmesi için bu bilgilere ihtiyacı var. Çocuğun aile içinde kendini ifade edebilecek sevgi ve güven ortamını bulması gerekli. Kendisine yanlış bir davranışta bulunulduğunda bunu bir yetişkinle paylaşabileceğini bilmesi gerekiyor” diye konuştu.

    Çocukların bu süreçte sadece aile desteğinin yeterli olmayacağını söyleyen Çataloluk, “ Çocukların tüm kurumların desteğine ihtiyacı var. En başta sağlık ve eğitim sisteminin desteğine ihtiyacı var. Bu desteği verirken çocuğun yanında olması gereken profesyonel meslek elemanlarının da desteği alınmalıdır. Çünkü cinsel istismar aynı zamanda bir toplumsal sorundur. Bu çok boyutlu ve toplumsal bir sorun olduğu için pedagoglar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyatristler, psikologlar ve hukukçuların işbirliği halinde çalışması gerekiyor” dedi.

    ÇOCUKLARA YAPILAN CİNSEL İSTİSMAR AİLE İÇİNDE SAKLI KALIYOR

    Altınbaş Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Adalet Programı Öğretim Üyesi Nezihe Çörtük ise çocukların cinsel istismara uğramalarının ardından yaşanacak hukuksal ve adli süreci anlattı. Çörtük, yazılı normların yeterli olduğunu ancak uygulamada problemler yaşandığına dikkat çekti ve  “Bir duyarlılık problemimiz var. Türk toplumunun aile içi ilişkilere müdahale etmeme, çocuk yetiştirme tarzlarına müdahil olmama gibi çekinceleri mevcut olduğundan, aile içi cinsel istismar, ihbar aşamasına bile gelemeden kapanıyor. Belirli bir toplum ya da aile içerisinde kalıyor. Asıl sorun bazen de çocuk ihbar aşamasına gelene kadar bunu ebeveynlerine iletebilmişse, ebeveynlerin bunu adli makamlara iletmesinde yaşanıyor” dedi.

    " ÇOCUK ÇIĞLIKLARINA DUYARSIZ KALMAYIN"

    İstatistiklerde, çocuğun cinsel istismarının çok büyük oranda tanıdığı ve yakını olan kişiler tarafından gerçekleştirildiğini dile getiren Çörtük, “Çoğu zaman istismar, çocuk kendi konutundayken  veya failin evinde, yani evimize aldığımız ya da güvenerek çocuğumuzu evine gönderdiğimiz bir kişi tarafından gerçekleştiriliyor. Bunun önüne geçebilmek için herkes bu durumun bir suç olduğunu, müdahale etmemenin ahlaki bir tavır olmadığını anlamalı. Eğer alt komşunuzda bir çocuğun çığlıklarını sürekli duyuyorsanız o çocuk cinsel istismara maruz kalıyor olabilir. Farkındalık çok önemli çünkü farkındalık, cinsel istismar vakalarının adli makamlara yansımasını artıracaktır” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUĞUN İFADESİ BİR DEFA ALINMALI”

    Kovuşturma ve soruşturmanın sağlıklı yürümesi ve çocuğun bu süreçlerde örselenmemesi için uzman bir görüşmeci tarafından çocuğun bir kez ifadesi alınması gerektiğini vurgulayan Çörtük, “Çocuk olayı defalarca anlattığı zaman bu durumu saptırabiliyor” dedi ve şunları söyledi:

    “Bir istismar vakası kolluk birimlerine ve adli birimlere ulaştığı anda çocuğun yanında bir kollukla güven içinde çocuk izlem merkezlerine sevki gerekiyor. Çocuk izlem merkezlerinde, çocukların alanında uzman kişilerce ürkmeyecekleri bir ev gibi, bir oyun odası gibi dizayn edilmiş yerlerde görüştürülmeleri neticesinde olaya ilişkin ifadesi alınıyor. Bu görüşmeciler çocuğun anlayabileceği ve aktarabileceği niteliklerde kelimeleri kullanmak zorundalar. Odanın nitelikleri, dizaynı görüşmecilerin kıyafeti, ışık önem arz ediyor. Çocuğa ‘olay olduğunda saat kaçtı?’ diye sormaktansa ‘o sırada televizyonda ne vardı?’ diye sormak daha doğru ve nitelikli bilgi almamızı sağlıyor. Çocuk olayı defalarca anlattığı zaman bu durumu saptırabiliyor. Böylece ortaya bir şüphe çıkıyor ve ceza hukukunun ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gereğince ifadenin delil olma niteliği azalmış oluyor.”

    “ÇOCUK AİLE İÇİ İSTİSMARDA KORUNMAYA ALINIYOR”

    Aile içi cinsel istismar vakalarında çocuk her zaman koruma altına alınıyor diyen Çörtük,  “Taraflardan biri istismarcıysa, diğer taraf seyirci ebeveyn sayılıyor. İhmal eden ebeveynin çocuğu kendi evinde korumasının mümkün olmadığı öngörülüyor” dedi şunları söyledi:

    “Bakım tedbiri uygulanması yönünde verilen kararlarda çocuk, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilk izlem ve değerlendirme merkezlerine götürülüyor. Çocuğun uğradığı travmaya ilişkin nasıl bir rehabilite uygulanabileceği ve çocuğun devlet tarafından nasıl korunma altına alınabileceğine karar veriliyor. Koruma altına alınması kesinleşmişse Çocuk Destek Merkezleri (ÇODEM) denilen merkezlerde bir ev gibi, kadrolu hemşiresi, psikoloğu, sosyal hizmet uzmanı bulunan yerlerde çocuğun rehabilitasyonuna devam ediliyor. İşin içerisinde bir töre vasfı varsa çocuğun başka bir şehirdeki ÇODEM’e nakli söz konusu oluyor.”

    (FOTOĞRAF-VİDEO)

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

    -Röportajdan detay görüntüler

    -Hülya Türk Çataloluk ile röportaj

    -Nezihe Çörtük ile röportaj



  • Türkiye'nin futbolda transfer harcamaları geçen yıl yüzde 141 arttı

    İSTANBUL, (DHA)-ULUSLARARASI futbolcu transferinde geçen yıl en fazla para harcayan ülkeler listesine 7'inci sıradan giren Türkiye, 2016 yılına oranla yüzde 141’lik artış gerçekleştirerek transfere 159,4 milyon dolar harcadı.

    Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, futbolcu transferlerini, bütçelerini ve medya yansımalarını inceledi. Ajans Press’in Federation Internatıonale de Football Association’dan (FIFA) elde ettiği bilgilere göre, uluslararası futbolcu transferinde geçen yıl en fazla para harcayan ülkeler listesine Türkiye 7'inci sıradan girdi. Buna ek olarak geçen yılın en fazla uluslararası futbolcu transferi gerçekleştiren ülkeleri sıralamasına da 329 transfer yaparak 9 sırada yer aldı.

    EN FAZLA PARAYI İNGİLTERE HARCADI

    PRNet’in gerçekleştirdiği medya incemelesine göre, gazetelerin spor sayfalarında geçtiğimiz yıl 156 bin 649 transfer haber yapılırken, bu rakam bir önceki yıl 148 bin 679 oldu. Özellikle geçtiğimiz yıl Beşiktaş’ın transfer hamleleri ve transfer politikalarındaki başarıları medyada geniş yankı uyandırdı. 2017 yılında 15 bin 624 uluslararası transfer yapılırken, 6,37 milyar dolar transfer harcamayla bir rekora imza atıldı. Dünyada 2015 yılında transfere 4,19 milyar dolar harcanırken, 2016 yılında 4,8 milyar dolar olarak belirlenmişti. Geçen yıl en fazla uluslararası transfer yapan ülkelerin başında ise 748 transferle Brezilya geldi. Onu 732 transferle İngiltere ikinci, 580 transferle Portekiz üçüncü sıradan izledi. Yapılan transferlerde en fazla para harcayan ülke ise 1,643 milyar dolar ile İngiltere olurken, 859 milyon dolar ile Fransa ikinci, 730 milyon dolar ile İspanya üçüncü oldu. Türkiye’nin harcadığı para ise 159,4 milyon dolar olurken, transfer gelirleri ve giderleri çıkartılarak oluşturulan listede 57,1 milyon dolar net harcama ile 8. sırada yer aldı.

    FUTBOLCU SATIŞINDAN TÜRKİYE 102.2 MİLYON DOLAR KAZANDI

    Dünyada, ülkelerin futbolcu satışından elde ettiği gelirler sıralamasına bakıldığında da Türkiye, 102,2 milyon dolar ile 11. sırada kaldı. Birinci sırada ise 840 milyon dolar ile İspanya yer aldı. İspanya’yı 803 milyon dolarla Portekiz, 655 milyon dolar ile İngiltere takip etti.

    Sadece 2018 yılı kış transferi sezonu ele alındığında, dünya genelinde 3 bin 317 uluslararası transfer yapıldığı bilgisine ulaşılırken, 1,28 milyar dolar harcandığı belirlendi. Transfer harcamalarının yaklaşık 1 milyar doları İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya, ve İtalya ekipleri tarafından gerçekleşirken, 482 milyon dolarla listenin en başında İngiltere yer aldı.

    (FOTOĞRAF)



  • Ümraniye’ye ikinci metro müjdesi

    İSTANBUL, (DHA) -TÜRKİYE’NİN ilk sürücüsüz metrosu olan Üsküdar-Ümraniye-Çekmeköy-Sancaktepe metrosunun, birinci etabı olan Üsküdar - Ümraniye - Yamanevler kısmı kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla hizmete açılmıştı. Ümraniye-Dudullu-Bostancı Metro Hattının Tünel Birleştirme Töreni ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ve Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can, AK Parti İstanbul milletvekilleri ve partinin bazı ilçe başkanları, İBB mühendisleri ve çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. 

    Tünellerin birleştiği, ray montajının yapıldığı programda bir konuşma gerçekleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “İstanbul’da yaşayan vatandaşların en büyük sorunu ulaşım sorunudur. Biz de belediye olarak 14 yıldır ulaşımın rahatlaması için çok ciddi bir emek harcıyoruz” dedi. Metronun maliyetinden ve yapılan çalışmalardan da detaylıca bahseden Mevlüt Uysal, “Dudullu İstasyonu'nda çalışmalar bittikten sonra birbirine bağlanan ilçeler sayesinde mesafeler daha da kısalmış olacak” dedi.

    Uysal, 2023 yılına kadar İstanbul’da 1000 km’lik metronun işler hale gelmesini hedeflediklerini belirterek " 9 metro istasyonunu kapsayan bu metromuzun çalışmaları tamamlandıktan sonra 2019 yılında hizmete girmiş olacak. Hedefimiz metroyu hızlı bir şekilde yapmak ve İstanbul’un ulaşım sorununu çözmek” diyerek metronun şimdiden hayırlı olmasını diledi.Tören sonrası Ümraniye-Dudullu-Bostancı Metro Hattı’nın tünelleri birleşerek, ray montajı çalışmaları başladı" diye konuştu. 

    Ümraniye-Dudullu-Bostancı Metro Hattının Tünel Birleştirme töreninde, AK Parti İstanbul Milletvekilleri Osman Boyraz, Hasan Turan, AK Parti Ümraniye İlçe Başkanı Av. Mahmut Eminmollaoğlu, AK Parti Kadıköy İlçe Başkanı İsa Mesih Şahin, AK Parti Ataşehir İlçe Başkanı Av. Mustafa Naim Yağcı, AK Parti Ümraniye İlçe Kadın Kolları Başkanı Hülya Taşçı, AK Parti Ümraniye İlçe Başkan Yardımcıları, Ümraniye Belediye Başkan Yardımcıları, İBB Mühendisleri ve çalışanları hazır bulundu.

     

    (FOTOĞRAFLI)



  • "Anne adayları folik asit içeriği yüksek besinler tüketsin"

    İSTANBUL, (DHA)- BESİNLERDEN, uyku düzenine, gün içindeki etkinliklerden, spora hatta içten gülümsemeye kadar birçok nokta beyin sağlığına etki ediyor. Beyin gelişiminin anne karnından itibaren başladığına dikkat çeken Prof. Dr. İlhan Elmacı, anne adaylarına folik asit içeriği yüksek şekilde beslenmeleri tavsiyesinde bulundu.

    Tüm vücudu kumanda eden beynimizin sağlığının anne karnından itibaren yaşam boyu koruyup geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Beyin gelişimi anne karnında başladığı için anne adaylarının özellikle folik asit içeriği yüksek olacak şekilde düzenli beslenmesi gerekiyor. Alzheimer ve bunama riskine karşı yetişkinlerde de folik asit desteği için fasulye, bezelye, ıspanak, şalgam, limon ve portakal gibi gıdalar tüketilmesi gerektiğini söyleyen Memorial Şişli/Ataşehir Hastaneleri Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, beyin dostu uygulamalar hakkında bilgi verdi.

    MUZDAN BALIĞA BİRÇOK BESİN ETKİLİ

    Hafıza ve zeka gelişimi bakımından B vitamini önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. İlhan Elmacı, beyni geliştiren gıdaları şöyle sıraladı:

    "B vitamini içeren muz, kuru baklagiller, et, balık, yağsız süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesi önemlidir. Aynı zamanda B vitamini yeni hücreler üretilmesine ve var olan hücrelerin yapısının korunmasına yardımcı olmaktadır. Balık, beyin fonksiyonlarının daha düzgün çalışması, hafızayı güçlendirerek daha hızlı düşünebilmek için omega 3 bakımından zengin balık belirli aralıklarla mutlaka tüketilmelidir. Kaju ve yer fıstığı, beyinde yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan gerilemeyi yavaşlatmak için; E vitamini bakımından zengin ceviz, fındık, kaju, yer fıstığı, ay çekirdeği, susam, keten tohumu tüketilmelidir. Üzüm ve çilek ise belleği geliştirerek beyni korumaktadır.

    TÜRK KAHVESİNDEN VAZGEÇMEYİN

    Kültürümüzde önemli bir yeri olan Türk kahvesinin beynin çalışmasını motive ettiğini söyleyen Prof. Dr. İlhan Elmacı, "Kahvenin içinde bulunan ve beyinde uyarıcı görev yapan kafeinin yorgunluğu azaltıcı etkisinin yanında konsantrasyon ve uyanıklığı yükselten özelliği de bulunmaktadır. Türk kahvesi, yarattığı fiziksel etkilerinin yanı sıra gün içinde hoş bir mola verilmesine olanak sağlayarak beynin dinlenmiş vaziyette tekrar motive olması konusunda da etki göstermektedir" diye konuştu.

    MÜZİK VE SPOR BİLE MUTLULUK SAĞLAR

    Müzikten, sosyal çevreye, spordan, zevkle tüketilen yemeğe kadar mutluluğun birçok kaynağı olduğunu anlatan Prof. Dr. Elmacı, "Beyin sağlığı için oldukça önemli olan bu hormonlar insanın duygu sistemini kontrol eden ve hafıza için hayati öneme sahip olan limbik sistemi uyararak harekete geçirmektedir" dedi.

    "UYKU BEYNİ YENİLİYOR"

    Gelişen teknoloji ile birlikte özellikle büyük şehirlerde büyük bir elektro manyetik çöplük oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Elmacı, elektromanyetik alanın uyaran kirliliğine neden olarak beyinde aşırı yüklenmeye yol açtığını söyledi. Uykunun beynin kendisini yenilemesine katkı sağladığını anlatan Elmacı, beyni olumlu etkileyen diğer faktörleri şöyle sıraladı:

    "Kaliteli bir uyku ile bir ilkbahar havasında güne başlayan beynin mevsimlere benzetilirse gün içinde 4 mevsimi de yaşaması gerekmektedir. Beynin gün içinde 4 mevsimi yaşamasının yanında gece ve gündüzü de biyoritme uygun saatlerde gerçekleştirmesi önemlidir. Erken kalkıp uygun besinlerle yapılan kahvaltının ardından salgılanan hormonlar sayesinde beyin, enerjik, algısı yüksek ne ekilirse verim alınacak bir toprak gibi güne başlamaktadır. İçten bir kahkaha beyne oksijen gitmesini kolaylaştırırken tansiyonu dengede tutulmasına ve hormonların düzenlenmesine zemin hazırlamaktadır. Kişinin tek başına oturup saatlerce bulmaca çözmesi yerine bir bulmaca çözdükten sonra sokağa çıkarak sosyal ortama girmesi, arkadaşlarıyla zaman geçirmesi veya aile ziyaretlerine gitmesi beyin sağlığı bakımından önemlidir. Kalp damar, diyabet, tansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulmasında önemli rol oynayan düzenli egzersiz ve spor, beyinde de olumlu etkiler yapmaktadır. Mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin hormonunun salgılanmasını artıran spor, insani ilişkilerde daha yapıcı hareket etmeyi sağlarken mutluluk eşiğinin yükselmesine zemin hazırlamaktadır."



  • (Görüntülü Haber) "İnsanların büyük çoğunluğu doğru nefes almıyor"

    İSTANBUL, (DHA) NEFES terapisi eğitmeni Semir Kurtoğlu, bebeklerin doğru nefes aldığını ancak yetişkinlerin büyük çoğunluğunun doğru nefes almayı bıraktığını söyledi. Doğru nefes almak için yapılan nefes terapisi ile insanların zihinlerini de boşalttığını, bir çeşit meditasyon tekniği sayılabileceğini ve bu şekilde hem fiziksel hem zihinsel rahatlama sağladıklarını söyledi. 

     

    BEBEKLER, YETİŞKİNLERDEN DAHA DOĞRU NEFES ALIYOR


    İnsanların büyük çoğunluğunun doğru nefes almayı bebeklikten itibaren unuttuğunu belirtti ve şunları açıkladı: "Bir bebeği izlediğinizde 'Doğru nefes nasıl alınır? Nasıl verilir?' bunu görebilirsiniz. Çoğumuz doğru nefes almıyoruz çünkü şartlar, stres faktörü gibi etkenler bizim doğru nefes almamıza engel oluyor. Doğru nefes alıp almadığınızı tespit edebilmek için öncelikle nefesinizi ne kadar tuttuğunuza bakmanız gerekiyor. Stres, üzüntü, acı karşısında hep nefesimizi tutuyoruz. Doğru nefes dediğimiz aslında burunda alınan, diyafram dediğimiz vücudun karın bölgesinde toplanan ve oradan tüm vücuda yayılarak, alış süresi, veriş süresinden daha uzun olan nefestir. Doğru nefes dakikada en az 15-16 kere alınıp verilir. Buna dayanarak gözlem yaparsanız kendinizin ve etrafınızdakilerin doğru nefes alıp almadığını gözlemleyeceksinizdir."

    "DOĞRU NEFES ALIP VERMEYİ ÖĞRETİYORUZ"

    Nefes terapisine gelenlerin çoğunun işinde, özel hayatında mutsuzluklar ile geldiğini söyleyen Kurtoğlu, tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan herkesin bir uzman doktordan yardım alması gerektiğini belirtti. Kurtoğlu, danışanları alternatif yöntemler ile desteklemek istediğini de açıkladı ve sözlerine şöyle devam etti: "Nefes seminerlerimizde öncelikle doğru nefes alıp vermeyi öğretiyoruz. Vücuda maksimum oksijeni göndererek oksijen seviyesini yükseltmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda yaptığımız olumlamalarla onların zihnini boşaltarak nefesine odaklanmayı öğretmeye çalışıyoruz. Nefesine odaklanan biri de gündelik hayatında nefes alıp vermeye odaklanan bir insan da daha önce doğru nefes almadığını görüyor ve doğru nefes alıp verme işine başlamış oluyor. 



  • "İnsanların büyük çoğunluğu doğru nefes almıyor"

    İSTANBUL, (DHA) NEFES terapisi eğitmeni Semir Kurtoğlu, bebeklerin doğru nefes aldığını ancak yetişkinlerin büyük çoğunluğunun doğru nefes almayı bıraktığını söyledi. Doğru nefes almak için yapılan nefes terapisi ile insanların zihinlerini de boşalttığını, bir çeşit meditasyon tekniği sayılabileceğini ve bu şekilde hem fiziksel hem zihinsel rahatlama sağladıklarını söyledi. 

    BEBEKLER, YETİŞKİNLERDEN DAHA DOĞRU NEFES ALIYOR

    İnsanların büyük çoğunluğunun doğru nefes almayı bebeklikten itibaren unuttuğunu belirtti ve şunları açıkladı: "Bir bebeği izlediğinizde 'Doğru nefes nasıl alınır? Nasıl verilir?' bunu görebilirsiniz. Çoğumuz doğru nefes almıyoruz çünkü şartlar, stres faktörü gibi etkenler bizim doğru nefes almamıza engel oluyor. Doğru nefes alıp almadığınızı tespit edebilmek için öncelikle nefesinizi ne kadar tuttuğunuza bakmanız gerekiyor. Stres, üzüntü, acı karşısında hep nefesimizi tutuyoruz. Doğru nefes dediğimiz aslında burunda alınan, diyafram dediğimiz vücudun karın bölgesinde toplanan ve oradan tüm vücuda yayılarak, alış süresi, veriş süresinden daha uzun olan nefestir. Doğru nefes dakikada en az 15-16 kere alınıp verilir. Buna dayanarak gözlem yaparsanız kendinizin ve etrafınızdakilerin doğru nefes alıp almadığını gözlemleyeceksinizdir."

    "DOĞRU NEFES ALIP VERMEYİ ÖĞRETİYORUZ"

    Nefes terapisine gelenlerin çoğunun işinde, özel hayatında mutsuzluklar ile geldiğini söyleyen Kurtoğlu, tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan herkesin bir uzman doktordan yardım alması gerektiğini belirtti. Kurtoğlu, danışanları alternatif yöntemler ile desteklemek istediğini de açıkladı ve sözlerine şöyle devam etti: "Nefes seminerlerimizde öncelikle doğru nefes alıp vermeyi öğretiyoruz. Vücuda maksimum oksijeni göndererek oksijen seviyesini yükseltmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda yaptığımız olumlamalarla onların zihnini boşaltarak nefesine odaklanmayı öğretmeye çalışıyoruz. Nefesine odaklanan biri de gündelik hayatında nefes alıp vermeye odaklanan bir insan da daha önce doğru nefes almadığını görüyor ve doğru nefes alıp verme işine başlamış oluyor. 

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

    -Semir Kurtoğlu ile röp.

    -Nefes egzersizleri görüntüleri

    -Nefes terapisine katılanlarla röp.

     

     



  • Osmanlı Kıraathanesi’nde 2. Abdülhamid konuşuldu

    İSTANBUL, (DHA) - Kağıthane Belediyesi tarafından düzenlenen, ‘’Osmanlı Kıraathanesi’’ söyleşileri kapsamında Osmanlı padişahlarından 2. Abdülhamid Han’ın hayatı anlatıldı.

    Gültepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, yazar Ahmet Anapalı, ilahiyatçı yazar Ümit Özdemir ve kurra hafız Muhammed Levent Aktaş, Kağıthaneliler’le buluştu. Programda, bu yıl vefatının 100’ncü yılında anılan Osmanlı Devleti padişahlarından 2. Abdülhamid Han’ın tahta çıkış süreci, devlet yönetimi ve siyasi çalışmalarına ilişkin önemli bilgiler verildi.

    2. Abdülhamid Han’ı anlatan birden çok kitabı kaleme alan yazar Ahmet Anapalı, 2. Abdülhamid’in iyi bir insan ve yönetici olduğunu belirterek, devleti zor bir dönemde yönettiğini söyledi. Anapalı, Abdülhamid’in bilim ve ilim alanında önemli hizmetlerde bulunduğuna dikkati çekerek, ‘’Ulu hakanımız döneminde ilim anlamında çok güzel şeyler yapıldı. Tamamen kendi ailesinden ve saraydaki giderlerden kısarak, binlerce sınıflık sübyan mektepleri, askeri ve sivil rüştiye, Harran Üniversitesi dahil 8 üniversite ve çok sayıda fakülteyi hizmete açtı’’ diye konuştu.

    İlahiyatçı yazar Ümit Özdemir ve kurra hafız Muhammed Levent Aktaş da Abdülhamid Han’ın yaşantısından kesitler anlattı.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Demirci: Soy ağacını bilmek rahatlatıcı bir terapi yöntemi

    Gökçe KARAKÖSE/İSTANBUL, (DHA)-  E-DEVLET sistemine giriş yapılarak öğrenilen "Alt-üst soy bilgisi, soyağacı" hizmeti vatandaşlar tarafından yoğun ilgi görüyor. İstanbul Gelişim Üniversitesi, Psikoloji Bölümü Öğr. Gör. Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Okan Demirci, “Herkesin soy ağacını bu kadar merak etmesi kültürel etkilerden kaynaklıdır. Biraz ataerkil bir yapıya sahibiz. Çocukken anlatılan hikâyeler bile dedemin dedesi, dedemin babası böyleydi diye anlatılırdı. Kökenini öğrenmek insanları rahatlatıyor çünkü ‘benim kökenim buraya bağlıymış, atalarım böyle güçlü insanlarmış’ diyebiliyor” şeklinde konuştu.

    Soy ağacı öğrenme isteğinin kültürel bir durum olduğuna vurgu yapan Yrd. Doç. Dr. Demirci, “Atasözlerinin ön planda olduğu bir toplumuz. Çocuk büyütürken bile çekirdek ailenin dışında büyütüyoruz. Öyküler anlatılırken dedeler, dedelerin babası ve bunun gibi aile büyüklerine değiniyoruz. Kültürümüzde daha eskilere dayanıp ata kültürünü benimsiyoruz. Çünkü bu insanlara içsel olarak işlenmiş bir durum. Kökenini öğrenmek insanları rahatlatıyor çünkü ‘benim kökenim buraya bağlıymış, atalarım böyle güçlü insanlarmış’ diyebiliyor” dedi.

    SOY AĞACINI BİLMEK ÖLÜM KAYGISIYLA BAŞA ÇIKMA YOLLARINDAN BİRİ

    Milliyetçilik duygularıyla hareket edildiği için böyle bir durumun ortaya çıkmış olabileceğini söyleyen Demirci, “Bazı terapi şekillerinde soy ağacını bilmek rahatlatıcı bir yöntem. Psiko analitik düşünce açısıyla bakıldığında, ölüm kaygısıyla başa çıkma yollarından bir tanesi. İnsanlar tarafından geçmişe ne kadar uzanırsanız, ömrünüzü o kadar uzun yaşayacakmışsınız gibi düşünülüyor” şeklinde konuştu.

    İnsanların güç merakı, ölümsüzlük duygusunu tadabilmesi ve ölüm kaygısıyla başa çıkabilmesi, kimisinin de merak dürtüsüyle hareket ederek soy ağacını öğrenmek istediğini söyleyen İstanbul Gelişim Üniversitesi, Öğr. Gör. Yrd. Doç. Dr. Demirci, “Soyunun ne kadar öncesine dayandığını görmek insanlara psikolojik olarak ölümsüzlük duygusunu veriyor” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “İnsanlar, çocuk yapma psikolojisine bürünüyor çünkü soyun devamı ölümsüzlüğü getiriyor gibi düşünülüyor. Soy ağacını öğrenmek, genetik bir aktarma sağlayarak ölümsüzlükle başa çıkabilmek adına bir yöntem olarak görülüyor. Kişi mükemmel bir insanım diyebilmek için geçmişini örnek göstermek istiyor. İnsanların hemen öğrenme isteği, merakına yenik düştüğünü gösteriyor. Bunun için günlerce bekleme riskini göze alıyor. Bankada, hastanede bu kadar beklemek istemeyenler bunu merakından ötürü günlerce bekleyebiliyor.”

    (FOTOĞRAF)



  • Demircan: Uzlaşmalar tamamlanınca Okmeydanı’na ilk kazma vurulacak

    İSTANBUL, (DHA) - BEYOĞLU Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Okmeydanı projesinde dönüşüm için her şeyin hazır olduğunu açıkladı. Okmeydanı’nda Giresunlularla bir araya gelen Demircan, en geç bir buçuk ay içerisinde inşaatların başlayacağını söyledi.

    Giresun Piraziz Armutçukuru Çağlandere Köyü Derneği’ni ziyaret eden Demircan, Okmeydanı Dönüşüm Projesi başta olmak üzere Beyoğlu’nda devam eden projelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Demircan, “Binalarımızın depreme dayanıklı olmadığını biliyoruz. Çevremizde otopark yok, park bahçe yok. Sosyal donatı dediğimiz hayatımıza kalite katacak argümanlardan uzağız. Bizimde İstanbul’un orta noktasında iyi şartlarda yaşamaya hakkımız var. Şu anda bir yandan tapu vermeye devam ediyoruz bir yandan da uzlaşma görüşmelerimiz başladı. 5 binden fazla aile tapusunu aldı. Artık Okmeydanı’nda tapularımızı almak bize yetmez.  Hangi adada uzlaşmaları tamamlarsak oradan kazma vuracak durumdayız. Bunun da bir örneğini yapmış durumdayız. Van bloklarında 80 aile organize olarak imzayı hep birlikte attılar ve orada kazma vuracak noktaya geldik. Bir, bir buçuk ay içerisinde inşaatların başladığını duyacaksınız” diye konuştu.

    Program, Demircan’ın vatandaşların sorularını yanıtlamasıyla sona erdi.

    (FOTOĞRAF)



  • Aytemiz, Motobike Istanbul 2018’in ana sponsoru oldu

    İSTANBUL, (DHA) - Aytemiz bu yıl 10’uncu kez kapılarını açacak olan Uluslararası Motosiklet, Bisiklet ve Aksesuarları Fuarı Motobike Istanbul 2018’in ana sponsoru olduğunu açıkladı. Aytemiz Genel Müdürü Ahmet Eke, motosikletlerin ve motosiklet kullanıcılarının Türkiye’de hak ettikleri noktaya ulaşması için gerekli desteği sağlamayı sürdüreceklerini söyledi.

    Geçtiğimiz yıl Motorcu Dostu İstasyon konseptini hayata geçiren Aytemiz, bu yıl da motosiklet kullanıcılarına olan desteğini göstermek için fuarın ana sponsoru olduğunu duyurdu. 22 Şubat tarihinden itibaren motosiklet meraklılarını ağırlayacak olan fuar, 25 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.

    Fuar boyunca, ziyaretçilerin kasklarını ve montlarını emanet edeceği dolapları da ücretsiz olarak kullanıma sunacak olan Aytemiz’in standını ziyaret edenleri de küçük sürprizler bekliyor. Fuar boyunca Aytemiz standını ziyaret eden motosiklet kullanıcıları, araçlarından inmeden ödeme yapmalarını sağlayan ‘Motordan Öde’ özelliğine sahip 'Aytemiz Kart’ları da buradan temin edebilecekler. Aytemiz fuar boyunca ilk bin kişiye vereceği bu kartlarda motosiklet kullanıcılarına yapacakları yakıt alımlarında kullanabileceği 10 TL tutarında hediye puan da sunacak.

    Türkiye’de motosikletlileri bu ölçekte sahiplenen ilk ve tek marka olduklarını belirten Aytemiz Genel Müdürü Ahmet Eke, motosikletlerin ve motosiklet kullanıcılarının Türkiye’de hak ettikleri noktaya ulaşması için gerekli desteği sağlamayı sürdüreceklerini dile getirdi.

    "'MOTORCU DOSTU İSTASYON’ KONSEPTİ MOTOSİKLET CAMİASINDA BÜYÜK SES GETİRDİ"

    Motosikletlerin en çağdaş ve çevreci ulaşım araçlarından biri olduğunu ve bu nedenle çok daha geniş bir kullanıcı kitlesine yayılmasının Türkiye’ye önemli avantajlar sağlayacağına dikkat çeken Eke, şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz 'Motorcu Dostu İstasyon’ konsepti, hem kendi sektörümüzde hem de motosiklet camiasında büyük ses getirdi. Biz Aytemiz olarak tüm müşterilerimizi dinliyor, onların talep ve ihtiyaçları doğrultusunda en uygun ürün ve hizmeti hayata geçirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Onların da taleplerini dinleyerek bu projeyi hayata geçirdik. 25 istasyonla başladığımız ve hali hazırda 100 istasyona ulaştığımız projede hedefimiz 150 istasyona ulaşmak. Bu projede amacımız motosikletliler için bir farkındalık yaratmaktı. Çok kısa sürede hedefimize ulaştığımızı düşünüyorum. Bu yıl 10’uncusu düzenlenen Uluslararası Motosiklet, Bisiklet ve Aksesuarları Fuarı Motobike İstanbul 2018’in ana sponsorluğunu üstlenerek motorcu dostlarımız ile yeniden bir araya gelecek olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.”

    "MOTOSİKLET KULLANICILARI İÇİN BİR KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ DAHA HAYATA GEÇİRECEĞİZ"

    Yılın ikinci yarısında ise tüm motosiklet kullanıcılarını önceleyecek bir kurumsal sosyal sorumluluk projesini hayata geçireceklerini söyleyen Eke, “Motosiklet kullanıcılarına, istasyonlarımız dışında da fayda sağlamak amacıyla “Motorcu dostu istasyon” projemize paralel olarak sabit ve gezici eğitim programı üzerine kurulacak yeni sosyal sorumluluk projemizi de hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Bu projemizi ilgili tüm paydaşların desteği ile büyütmeyi hedefliyoruz. Toplum bilinçlendirilmesinde en büyük güçlerden biri olan medyada da bu konu özelinde alanlar ayrılarak Türkiye çapında farkındalık yaratılması da öncelikli hedeflerimiz arasında” dedi.

     

    (FOTOĞRAF)

     

     

     

     



  • Balıkesir Belediyespor Gaziantepspor engelini farklı geçti: 95-75

     

     

    BALIKESİR, (DHA)-BÜYÜKŞEHİR Belediyespor Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı, Gazişehir Gaziantep engelini farklı geçerek ligin ikinci yarısında ikide iki yaptı.

    Tekerlekli Sandalye Basketbol Süper liginde mücadele eden Büyükşehir Belediyespor Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı, Alparslan Türkeş Spor Salonu'nda karşılaştığı Gazişehir Gaziantepspor engelini 95-75 gibi farklı bir skorla geçerek ligin ikinci yarısındaki çıkışını sürdürdü. Maça iyi başlayan Belediyespor, ilk periyodu 23-16 ile geçti. İkinci periyotta da etkili oyununu sürdüren takım, ilk yarıyı 49-35 önde tamamladı. Maçın ikinci yarısına rakip Gaziantep daha iyi başladı. Üçüncü periyod 21-21 eşitlikle tamamlandı. Büyükşehir Belediyespor, dördüncü periyodda 70-56 öne geçti ve üstünlüğü ele geçiren Büyükşehir maçtan 95-75 galip ayrılmayı başardı. Büyükşehir Belediyespor Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı ligin ikinci yarısında deplasmanda TSK galibiyetinin ardından Gaziantep galibiyeti ile ligde ilk 4 şansını arttırdı.

    (FOTOĞRAF)

     



  • (Görüntülü Haber) Yönetmen Akay: Türkiye'de sinema eleştirisi düşük bir entelektüel düzeyde kaldı

     

    Buse ÖZEL - Özgür KUMANOVALI, İSTANBUL, (DHA) SİNEMA eleştirmeni Tunca Arslan ve yönetmen Ezel Akay, Caddebostan Kültür Merkezi'nde sinemaseverler ile bir araya geldi. Tunca Arslan'ın Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan "Eleştirmenleri Vurun" kitabının da ele alındığı söyleşide konuşan Arslan, 7'inci sanat sinemanın, diğer sanat dallarından çok daha genç olduğunu ve yapılan her iş ve sanat dalı gibi sinemanın da eleştirildiğini ancak sinemayı üretenler yani yapımcı, oyuncu, yönetmenler ile eleştirmenlerin zaman zaman karşı karşıya geldiğini açıkladı.


     

    "SİNEMAMIZDA DERİNLEŞME YOK"


     

    Söyleşide konuk olan ünlü yönetmen Ezel Akay ise sinema eleştirilerinin düşük entelektüel düzeyde olduğunu, artık eskisi kadar okunmadığını ve yayınlandığı mecra sayısının da azaldığını belirtterek şunları söyledi:


     

    "Türkiye'de muazzam bilimsel eleştiri yazıları yazılıyor. Felsefe eleştirileri yayınlanıyor. Klasik müzik konusunda çok iyi eleştiriler var. Sinema eleştirisine eleştirim ise şudur, 'Bunların asla yanına yaklaşamayacak kadar düşük bir entelektüel düzeyde seyretmiştir. Tunca Arslan'ın kitabı da bunu kanıtlıyor. Eski yönetmenlerin eleştirmenlere verdikleri cevaplar veya tersi çok cılız bence. Bir eleştiri düzeyi olarak çok basit kavramlarla tartışan eleştiriler. Aralarında mutlaka çok derinleşenler olsa da geneli bu şekilde. Bu derinleşmeme, bizim sinemamızdaki derinleşememenin de bir işareti. Çok derin bir şey olsa eleştirmenlere de ilham verecek, olumlu ya da olumsuz anlamda bir içerik doğacak. Derin bir içerik olmadığı zaman onu derin bir şekilde eleştirmek de çok zor oluyor. Derin olmayan içeriklerin eleştirileri daha çok toplumsal analiz gibi görünüyor. Eleştirilerde 'Bu mal çok düşük seviyeli. İnsanlar bunu neden izliyorlar?' konusuna giriyorlar. O nedenle burada bir cılızlaşmadan kurtulamadığımızı düşünüyorum. İnsanların başka alanlardaki fikri faaliyetlerinde yapabildiklerimizi sinema alanında yapamıyoruz. Sinema yeteri kadar derin, entellektüel ve analiz edilmesi gereken bir sanat dalı gibi görünmüyor kimseye. Dünyada neredeyse felsefeye yaklaşan filmler yapılıyor. Üzerinde hakikaten çok uzun süre düşünülmesi ve yazılması beklenen sanat eserleri var sinemada. Türkiye'de de mutlaka bunu hakeden filmler olmuştur ama fikri bir yoksulluğu doğuran bir başka yoksullukla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum."


     

    Yaklaşık 2 saat süren söyleşide seyirciler de sorular sorarken, yönetmen Ezel Akay ve sinema eleştirmeni Tunca Arslan da kitaplarını imzaladı.


     

     



  • (Görüntülü Haber) 'Böbrek kardeşliği' iki aileyi hayata bağladı

    İlknur SARGUT- Ömer HASAR/İSTANBUL, (DHA)- NİĞDE'DE yaşayan ve 20 yıldır böbrek hastası olan Ömer Boran, kardeşini böbrek yetmezliğinden kaybedince kendisinin de böbrek nakli olması gerektiğine karar verdi. Dilek Boran, eşi Ömer Boran'a böbrek vermek istemesine rağmen uyum sağlanamayınca 396 kilometre uzakta, Gaziantep'te böbrek bekleyen bir hastaya ulaşıldı. İstanbul'da buluşan Niğdeli Boran ve Gaziantepli Doğan aileleri Prof. Dr. Murat Tuncer tarafından gerçekleştirilen çapraz nakil ile 'böbrek kardeşi' oldular. 


     

    Birbirlerini daha önce hiç tanımayan iki aileyi 'böbrek kardeşliği' buluşturdu. Niğdeli Ömer Boran'a (46), 20 yıl önce polikistik böbrek hastalığı (PKBH)  teşhisi konuldu. Yıllarca diyalize girmeyi reddeden Ömer Boran aynı hastalıktan yaklaşık 1 buçuk ay önce kardeşini kaybetti. Kardeşinin acısıyla birlikte hastalığın ciddiyetinin farkına varan Boran, bir an önce nakil olmaya karar verdi. Kan uyumsuzluğu nedeniyle eşi Dilek Boran'ın böbreğini alamayan Boran, çapraz nakil başvurusunda bulundu.


     

    İKİ AİLE İSTANBUL'DA BULUŞTU


     

    Gaziantep'te yaşayan ve 1 buçuk yıldır diyaliz tedavisi gören Hasan Doğan da (54), eşi Güllü Doğan'ın böbreği uyumlu olmayınca çareyi çapraz nakilde buldu. Ömer Boran, Güllü Doğan'dan, Hasan Doğan ise Dilek Boran'dan nakledilen böbrekle hayata tutundu. Polikistik böbrek hastalarının birinci derece yakınlarından böbrek alamadığını belirten Medicana International İstanbul Hastanesi Böbrek Nakli Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, "Hastalarımızın her ikisi de polikistik böbrek hastalığı denilen genetik bir hastalığa sahipti. Bu hastalar genellikle annelerinden, babalarından, kardeşlerinden ve çocuklarından nakil alamayan hastalardır, ancak eşlerinden böbrek alabilirler" dedi.


     

    "ÇAPRAZ NAKİLLE YILDA 600 HASTA KURTULABİLİR"


     

    İki ailenin çapraz nakil sayesinde hayata tutunduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Tuncer, "Çapraz nakile tıpta 'böbrek kardeşliği' diyoruz. Hastalarımızın böbrek verecek yakınları oluyor fakat, kan grubu uyumlu olmayabiliyor, birtakım bağışıklık sistemi problemleri olabiliyor. Şu an yaptığımız nakillerin yüzde 5'ini çapraz nakille yapabiliyoruz. Bunu yüzde 20'ye çıkarabiliriz, o zaman yılda 600 kişinin hayatını kurtulur. Kan grubu uyumlu vericisi olmayan hastalarımızın hepsini çapraz nakil listelerine girmeye davet ediyorum" diye konuştu.


     

    "ARTIK ÖMÜR BOYU KARDEŞİZ"


     

    Bir hafta önce gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuşan Ömer Boran, bundan sonra Doğan Ailesi ile ömür boyu görüşeceklerini söyledi. Ameliyat sonrası kardeş bir aileye sahip olduklarını ifade eden Boran, "Allah eşimden razı olsun. Canından can vererek benim hayatımı kurtardı. Çok mutluyum. Aileyi tanımıyordum ilk kez burada gördüm. Bundan sonra ömrümüz boyunca da o aileyle görüşeceğiz" dedi. Hasan Doğan'a böbreğini veren Dilek Boran ise erkeklerin de bağış konusunda duyarlı olmasını söyledi.


     

    Operasyon sonrası 1 buçuk yıldır gördüğü diyaliz tedavisinden kurtulduğunu anlatan Hasan Doğan, hastalara en ufak belirti sonrasında bile doktora gitmeleri tavsiyesinde bulundu. Ömer Boran'a böbreğini veren Güllü Doğan ise "Diyalize girerken eşimle ben de gidiyordum, ama onun durumuna dayanamadım. Benim böbreğim uyarsa sana veririm dedim. Kanımın tuttuğu başka bir aile çıktı. Böbreğimi bağışladım" diyerek  organ bağışının önemini vurguladı.


     

     



  • (Görüntülü Haber) Yeşilçam'ın ünlü isimlerinden Göksel Arsoy sevenleriyle D&R'da imza gününde buluştu

    İSTANBUL, (DHA)- Yeşilçam'ın unutulmaz oyuncuları arasında yer alan Göksel Arsoy, kendi yaşamını anlattığı kitabı "Altın Çocuk"un imza gününde sevenleriyle buluştu. Kanyon D&R'da gerçekleşen imza gününde oyuncuyu ailesi de yalnız bırakmadı. "BU KİTAP SİNEMAYA BORCUMUN KARŞILIĞI OLDU" Gazete ve televizyonların son yıllarda hayat hikayesini yazmak için tekliflerde bulunduğunu söyleyen Göksel Arsoy, "Ben onlara 'Siz benim hayat hikayemi yazamazsını, çünkü tanımıyorsunuz.' diyordum. Benim kim olduğuma, aileme ve hayatıma eski mecmualardan bakacaklardı. Sonra düşündüm ve kendi hikayemi kendim yazmaya karar verdim. Bu benim aynı zamanda sinemaya borcumdu. Bir yıl boyunca not aldım ve iki senede bu kitabı yazdım. Bu hem çok zevkli hem zor bir iş. Hem sahne hem de sinema zenginliği açısından bütün hatıralarımı bu kitapta topladım. Bu kitap aynı zamanda Türkiye'nin 60 senelik panoraması. Benim tavsiyem ve isteğim insanlar bunu okurken kendilerini kitaba versinler. Çünkü unutamayacakları ve ders alacakları çok güzel hatıralar var" diye konuştu. Sevenleri kitabının yanı sıra Arsoy'un rol aldığı filmlerin afişlerini de oyuncuya imzalattı. Bol bol fotoğraf çektiren Arsoy'u, oğlu Gökhan Arsoy, kızı Aşkım Sağıroğlu ile torunu Emir Sağıroğlu da yalnız bırakmadı.



  • Akademinin ilk öğrencilerinden ilk konser

     İSTANBUL,(DHA)- YETENEKLİ çocuklarına ücretsiz sanat eğitimi fırsatı sunan Kartal Belediyesi Sanat Akademisi ilk konserini yoğun bir katılımla gerçekleştirdi. Konsere katılan ünlü oyuncu Bengi Öztürk de piyano çalmayı çok istediğini ancak bu konuda tembel olduğunu söyledi.

    Yetenek sınavıyla Sanat Akademisi’ne kabul edilen ilk öğrenciler, 3 ay boyunca aldıkları eğitimin ardından akademinin tanıtım etkinliğinde ilk konserlerini verdi. 24’er kişilik sınıflarda 3 yıl boyunca piyano, gitar, keman, perküsyon, çello, flüt ve koro branşlarında eğitim alan öğrenciler, yeteneklerini ve bilgilerini birleştirerek ilk kez gösterme fırsatı buldu.

    İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Ana Sanat Dalı Başkanı Prof. Cana Gürmen ve usta kemancı, akademisyen ve besteci Prof. Cihat Aşkın’ın danışmanlığında eğitim vermeye devam eden Kartal Belediyesi Sanat Akademisi’nin tanıtımı yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.

    “ÇOCUKLARIN OLMASI GEREKEN YER SANAT AKADEMİSİ”

    Konseri  izlemeye gelen ünlü oyuncu Bengi Öztürk,”Sanat Akademisi çok verimli bir yer. Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz muhteşem bir iş başarmış. Çocukların olması gereken yer burası. Çocukları seyrederken çok duygulandım" dedi.

    “PİYANO ÇALABİLMEYİ ÇOK İSTERDİM”

    Başarılı oyuncu Bengi Öztürk,”Ben piyano çalabilmeyi çok isterdim. ama bunun için hiçbir şey yapmadım. Bu konuda biraz tembelim sanırım. Ama çocuklar çok istiyorlar hem de bunun için çaba gösteriyorlar. Hepsini tebrik ediyorum” diye konuştu.

    “MÜZİK YAPAN İNSANDAN ZARAR GELMEZ”

    Sanat Akademisi’ndeki sınıfları tek tek gezerek öğrencilerin yeteneklerini izleyen Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz, "hiçbir müzik insanı yanlış iş yapmaz. Kendisi dışında, karşısındaki insanları da düşünür. Dolayısıyla o insandan zarar gelmez. Cumhuriyeti kuranlar da, Köy Enstitüleri'yle diğer kurum ve kuruluşlarıyla mutlaka işin içine müziğin girmesini istedi” dedi.

    Sanat Akademisi’nde öğrencilerin konser gösterilerinin ardından Prof. Cihat Aşkın ve Prof. Cana Gürmen’in keman ve piyano dinletisi de  izleyenlerden tam not aldı.

    (GÖRÜNTÜLÜ/ FOTOĞRAFLI)

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

    -Öğrencilerin konserlerinden detay

    -Akademi’den detay

    -Bengi Öztürk röp

    -Cana Gürmen ve Cihat Aşkın dinleti detay

    -Belediye Başkanı Dr. Altınok Öz röp