MEDYAJANS
22. 09. 2019
DHA SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • (Görüntülü) Lüks markalar indirimli ürünleriyle Garaj Günleri'nde

    İSTANBUL, (DHA) - ANADOLU Yakası’nda bulunan bir alışveriş merkezinde başlayan Garaj Günleri, birçok markayı bir araya getirdi. 20 Eylül - 6 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen etkinlikte ziyaretçiler lüks markaların ürünlerini uygun fiyatlara alabiliyor.


     

    İstanbul Göztepe’de bulunan İstanbul Optimum Outlet AVM, müşterilerini uygun fiyatlı ürünlerle buluşturmak için bir etkinlik düzenliyor. 20 Eylül - 6 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen ve bu yıl 7’ncisi düzenlenen Garaj Günleri’nde ünlü markaların birbirinden şık ve uygun fiyatlı ürünleri sunuluyor.


     

    HEDEF STOKLARI BİTİRMEK


     

    Ütü ve elektrikli süpürgelerin çok satıldığını belirten bir küçük ev aletleri mağazasında müdür yardımcılığı yapan Burçin Pelit, “Zaten AVM’miz yoğun talep görüyor. Mağazamızda da her zaman çok fazla satış oluyor. Şu anda ise Garaj Günleri’ndeyiz. Burada yaklaşık 50 farklı ürünümüz var. İnsanlar fiyatların bilincinde olduğu için buraya ayrı bir talep oluyor. Bizim zaten geçen yıldan da tecrübemiz var. Geçen seneki satışları çok iyiydi, bu sene de onun üstüne çıkmayı hedefliyoruz. Stokları bitiririz diye düşünüyoruz” dedi.


     

    TRİKO SATIŞLARI ARTTI


     

    Erkek giysilerine yoğun talep olduğunu ifade eden bir erkek giyim mağazasının mağaza müdürü Arif İssisu, şöyle konuştu:


     

    “Satışlar beklediğimiz gibi gidiyor. Hazırlığımızı zaten yapmıştık. Klasik erkek giyim mağazasıyız ama casuel ürünlerimiz de mevcut. Takım, ceket, pantolon, gömlek ve trikolar var. Ve şu an takım elbise, gömlek grubumuz gayet iyi gidiyor. Havaların soğumasıyla beraber triko satışlarımız da arttı.”


     

    PİJAMAYA BÜYÜK İLGİ


     

    Bir iç giyim mağazasının mağaza müdürü Nazlı Kayış ise “Bu çok büyük bir etkinlik. 3 yıldır mağaza olarak katılıyoruz. Hem insanlar mutlu hem biz mutluyuz. Şu anda yazlık ve kışlık her türlü ürünü bulabilirler. Genelde kadın ve erkek pijama takımları ve sepet iç çamaşırları çok satıldı” dedi.


     

    “ÖZEL MARKALARDA İNDİRİM OLMASI AVANTAJLI”


     

    Fiyatların çok iyi olduğunu belirten bir erkek müşteri “Bu gerçekten fırsat, kaçırmak istemiyoruz. Bakalım daha neler bulabileceğiz. Özel markalarda indirim olması tabi ki daha avantajlı” derken çocuğu için alışveriş yapan bir kadın ziyaretçi ise, “Fiyatlar geçen seneye göre daha uygun. Böyle etkinliklerin düzenlenmesi güzel bir şey, indirimli ürünlerin olması bizim için iyi oluyor. Çünkü fiyatlar çok yüksek gerçekten, normalde alamıyoruz. Şimdi çocuğuma bakıyorum, sonra da kendime bakacağım” diye konuştu.


     

    22 ayrı markanın yer aldığı Garaj Günleri, AVM’nin -3 numaralı yeşil otopark alanında düzenleniyor.



  • Lüks markalar indirimli ürünleriyle Garaj Günleri’nde

    İSTANBUL, (DHA) - ANADOLU Yakası’nda bulunan bir alışveriş merkezinde başlayan Garaj Günleri, birçok markayı bir araya getirdi. 20 Eylül - 6 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen etkinlikte ziyaretçiler lüks markaların ürünlerini uygun fiyatlara alabiliyor.

    İstanbul Göztepe’de bulunan İstanbul Optimum Outlet AVM, müşterilerini uygun fiyatlı ürünlerle buluşturmak için bir etkinlik düzenliyor. 20 Eylül - 6 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen ve bu yıl 7’ncisi düzenlenen Garaj Günleri’nde ünlü markaların birbirinden şık ve uygun fiyatlı ürünleri sunuluyor.

    HEDEF STOKLARI BİTİRMEK

    Ütü ve elektrikli süpürgelerin çok satıldığını belirten bir küçük ev aletleri mağazasında müdür yardımcılığı yapan Burçin Pelit, “Zaten AVM’miz yoğun talep görüyor. Mağazamızda da her zaman çok fazla satış oluyor. Şu anda ise Garaj Günleri’ndeyiz. Burada yaklaşık 50 farklı ürünümüz var. İnsanlar fiyatların bilincinde olduğu için buraya ayrı bir talep oluyor. Bizim zaten geçen yıldan da tecrübemiz var. Geçen seneki satışları çok iyiydi, bu sene de onun üstüne çıkmayı hedefliyoruz. Stokları bitiririz diye düşünüyoruz” dedi.

    TRİKO SATIŞLARI ARTTI

    Erkek giysilerine yoğun talep olduğunu ifade eden bir erkek giyim mağazasının mağaza müdürü Arif İssisu, şöyle konuştu:

    “Satışlar beklediğimiz gibi gidiyor. Hazırlığımızı zaten yapmıştık. Klasik erkek giyim mağazasıyız ama casuel ürünlerimiz de mevcut. Takım, ceket, pantolon, gömlek ve trikolar var. Ve şu an takım elbise, gömlek grubumuz gayet iyi gidiyor. Havaların soğumasıyla beraber triko satışlarımız da arttı.”

    PİJAMAYA BÜYÜK İLGİ

    Bir iç giyim mağazasının mağaza müdürü Nazlı Kayış ise “Bu çok büyük bir etkinlik. 3 yıldır mağaza olarak katılıyoruz. Hem insanlar mutlu hem biz mutluyuz. Şu anda yazlık ve kışlık her türlü ürünü bulabilirler. Genelde kadın ve erkek pijama takımları ve sepet iç çamaşırları çok satıldı” dedi.

    “ÖZEL MARKALARDA İNDİRİM OLMASI AVANTAJLI”

    Fiyatların çok iyi olduğunu belirten bir erkek müşteri “Bu gerçekten fırsat, kaçırmak istemiyoruz. Bakalım daha neler bulabileceğiz. Özel markalarda indirim olması tabi ki daha avantajlı” derken çocuğu için alışveriş yapan bir kadın ziyaretçi ise, “Fiyatlar geçen seneye göre daha uygun. Böyle etkinliklerin düzenlenmesi güzel bir şey, indirimli ürünlerin olması bizim için iyi oluyor. Çünkü fiyatlar çok yüksek gerçekten, normalde alamıyoruz. Şimdi çocuğuma bakıyorum, sonra da kendime bakacağım” diye konuştu.

    22 ayrı markanın yer aldığı Garaj Günleri, AVM’nin -3 numaralı yeşil otopark alanında düzenleniyor.



  • (Görüntülü) Dünyada evliler Türkiye'de ise bekarlar mutlu

    Gökçe KARAKÖSE, Özgür KUMANOVALI- İSTANBUL, (DHA)- Türkiye'de evlilik sonrası mutluluk düzeyi düşüyor. Bunun en önemli nedeninin aileler olduğunu belirten Psikiyatrist Onur Okan Demirci, "Türkiye'de iki kişi evlendiğinde bu evlilik sadece onların arasında kalmıyor. Aileler de birbirleriyle evlenmeye başlıyor" dedi. Demirci, "Mutluluk için ilişkinize kimseyi müdahale ettirmeyin" tavsiyesinde bulundu. 


     

    Amerika'da bulunan Wayne State Üniversitesi'nde yapılan ve 17 ülkeyi kapsayan araştırmanın sonuçları şaşırttı. Araştırmaya göre, evli bireyler evli olmayanlara oranla 3,4 kat daha mutlu. Dünya’da durum böyle iken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de Türkiye’de evlilik sonrası insanların mutluluk düzeyinin düştüğünü gösterdi. 0-5 yıl arasındaki evliliklerin 'yeni evli' olarak tanımlandığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, "Evlilik süresi uzadıkça mutsuzluk oranları da giderek artmaya başlıyor. 0-5 yıl arasındaki evliliklerde boşanma oranlarına bakıldığı zaman aslında yüksek görünüyor. Fakat bunu mutlulukla bağdaştıramıyoruz" dedi.


     

    "DEDİKODU ORTAMI ÇOK FAZLA"


     

    Evli insanların mutsuz olmasının temel sebeplerinden birinin toplumun sosyokültürel yapısı olduğuna vurgulayan Demirci, "Türkiye'de iki kişi evlendiğinde bu evlilik sadece iki kişi arasında kalmıyor. Aileler de birbirleriyle evlenmeye başlıyor. Aile kavramı bizde geniş bir kavram olduğu için ‘dedikodu’ ortamının oluşma ihtimali çok daha fazla. Böyle olunca çiftler üzerindeki baskı artmaya başlıyor. Çiftler kendilerini bu baskıyla birlikte kısıtlamaya, sınırlamaya ve birbirlerinin üzerinde hakimiyet kurmaya başlıyor. Bu hakimiyet neticesinde özgürlük alanları kısıtlanıyor. Doğal olarak insanın özgürlük alanı kısıtlandığı için mutluluk seviyesi de düşüyor. Temelde ana neden olarak bu görünmekte" ifadelerini kullandı.


     

    “MUTLULUK KAVRAMINI DOĞRU TANIMLAMALIYIZ”


     

    Psikiyatrist Demirci, mutluluğun çok geniş bir kavram olduğuna dikkat çekerek, mutluluğun genellikle tanımlanamadığını ifade etti.


     

    Mutluluğu keyif ve haz almak, sakin ve huzurlu hayat, az stres gibi bileşenlere ayırmak gerektiğini söyleyen Demirci, "Madde madde ayırdığımız zaman daha kolay olur. Daha az stresli bir hayat yaşamak için de büyük şehirlerden uzak durmamız, daha huzurlu bir iş ortamımızın olması, daha az çalışma gibi şeyler gerekiyor. Ailenin çocuklar üzerindeki koruyucu ve otoriter baskısının belki de rahatlaması gerekiyor. Kişinin haz alabileceği etkinlikleri daha fazla yapabiliyor olması gerekiyor. Sportif faaliyet, hobiler olabilir. Maddi bir gücün de olması gerekiyor: Bu yapıları temelde düzeltmeye başlarsak mutluluk kavramından da bahsetmeye başlayabiliriz" diye konuştu.


     

    “BASKI, MUTSUZLUĞA SÜRÜKLÜYOR”


     

    Yeni evli çiftlerde mutluluk oranlarının daha yüksek olduğuna vurgu yapan Demirci, baskının gelmesiyle birlikte çiftlerin kendini kafese kapılmış şekilde hissettiğini dile getirdi.


     

    Demirci, sözlerine şöyle devam etti:


     

    "Bu histen kurtulabileceğiniz hissini taşımaya başlarken zaman içinde artık o ümit azalmaya başlıyor. Kurtulamayacağınızı kabullendiğiniz zaman artık düşmeye, çökmeye ve mutsuzlaşmaya başlıyorsunuz. Bu nedenle evlilik süresi uzadıkça mutsuzluk oranları da giderek artmaya başlamakta. 0-5 yıl arasındaki evliliklerde boşanma oranlarına bakıldığı zaman aslında yüksek görünüyor. Fakat bunu mutlulukla bağdaştıramıyoruz. Kişi anlaşamıyor, birbirini yeni tanımışken yol yakınken ayrılıyor. 5-10 yıl arasındaki ilişkilerde boşanmalar biraz daha zorlaşmaya başlıyor ama mutsuzluk seviyesi giderek artmaya başlıyor. Kişi ne kadar uzun süre evli kalırsa mutsuzluğu o kadar artıyor. Mutsuzluğu artıyor ancak boşanması bir o kadar zorlaşmaya başlıyor. Burada alışkanlık, bağlılık ve bağımlılık kavramları ön plana çıkıyor. Kişi ne kadar uzun süre hayatta bir şey kaybederse o kaybettiği şey telafi edebileceğini daha zor düşünüyor. 30 yıllık bir evlilikte eğer ayrılırsanız, bu 30 yılı kayıp gibi göreceğiniz için kişi 30 yılı göze alamıyor. Bu nedenle evlilik süresi uzadıkça boşanma oranlarında azalma meydana geliyor.”


     

    MUTLU EVLİLİK İÇİN TAVSİYELER


     

    Psikiyatrist Onur Okan Demirci, mutlu evlilik için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:


     

    "Öncelikle bu hayatların kendileri olduğuna, dışarıdan başkasının müdahalesi ile ilerlememesi gerektiğine karar vermeliler ve ilişkilerine kimseyi müdahale ettirmemeliler. Aynı zamanda kendi ilişkileri içinde de özgür olabilmeyi bilmeliler. Evliliği iki kişi birmiş gibi anlıyoruz. Aslında böyle bir kavram yok, iki kişi asla bir olamazlar. Herkesin kendine ayrı zevkleri, keyifleri, ortamı olmak zorundadır. Bir taraf diğer tarafa müsaade etmezse diğer tarafta intikam almak için öbür tarafa müsaade etmeyecek ve bu kısır döngüyle birbirlerini kısıtlama yoluna gidecekler. Böyle bir durumda evlilik biter, bitmese bile mutsuzluğun artmasına doğru ilerlemeye başlar. O yüzden çiftler birbirlerini rahat bırakırlarsa  ilişki çok daha keyifli bir hal alacaktır."



  • (Görüntülü) ‘İçme suyunda alüminyum: Alzheimer’ı tetikliyor’

    Gökçe KARAKÖSE, Ömer HASAR / İSTANBUL, (DHA)- Uzman Dr. Selen Gür Özmen, suyla birlikte vücuda alınan alüminyumun Alzheimer başta olmak üzere hafıza problemlerini ve parkinsonu tetiklediğini söyledi.


     

    Yapılan araştırmalar, bazı içme suyu markalarının ürünlerinde alüminyum olduğunu ortaya koydu. Suyun, bağışıklık sistemini güçlendirme, toksinlerden arındırma, kilo vermeye yardımcı olma, cildin parlaklığını koruma gibi özelliklerini sıralayan Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Dr. Selen Gür Özmen, içme suyunun içinde bulunan alüminyuma vücudun ihtiyacı olmadığını dile getirdi. Dr. Özmen, alüminyumun 200’den fazla hücresel düzeyde istenmeyen reaksiyona neden olduğunu vurguladı.


     

    ALÜMİNYUM ALIMININ YÜZDE 5’İ SU İLE OLUYOR


     

    Vücudun ihtiyacı olmamasına rağmen çevresel faktörlerin de etkisiyle alüminyum alımının yaşandığını söyleyen Özmen, “Su ve beraberinde başka içeriklerden de alüminyumu vücudumuza alabiliyoruz. Su da bunların arasında en önemlilerden bir tanesi ve bütün alüminyum alımının yaklaşık 5 ila 10’unu oluşturuyor” dedi.


     

    pH DEĞERİNE ODAKLANIN


     

    Sudaki alüminyumun zararını tetikleyen bazı etkenler olduğunu belirten Dr. Özmen, içme suyu alırken pH değerine dikkat edilmesi uyarısında bulundu.


     

    Asidik sulardan uzak durulması gerektiğini söyleyen Özmen, “pH 7’nin aşağısı ise su asidik, pH 7’nin üzeri ise bazik sudur. Bir suyun pH’ı daha fazla asidikse daha çok alüminyum vücuda giriyor diyebiliriz. İkinci dikkat edilmesi gereken şey de silikat miktarıdır. Eğer silikat suda çok az ise o zaman da alüminyumun emilimi artıyor. Suda her şeyin birbiri ile denge içerisinde olması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.


     

    SUYU KARBONAT ATARAK TÜKETİN


     

    Asidik sulardan uzak durulması gerektiğini vurgulayan Özmen, “Asidite alüminyumun emilme oranını artırıyor. Suda karbonatın çözülmesi, asiditesini azaltıyor. Bu da kötü elementlerin vücut tarafından emilmesini de azaltıyor. 2 litre suya çeyrek çay kaşığı karbonatın eklenip, içilmesini öneriyoruz” dedi.


     

    FİLTRASYONDA HATA YAŞANIYOR


     

    Uzman Dr. Özmen, “Dünya standartlarında belirlenmiş bazı değerler var. Bu suyun litresinde 0,9 miligram olarak belirlenmişti. Mikroorganizmaları uzaklaştırmak, bir takım içerikleri uzaklaştırmak için alüminyum aslında suyun filtrasyon sisteminde kullanılan bir element. Ancak suyun filtrasyonu sırasında alüminyum bir takım nedenlerden dolayı karışıyor. Bu nedenle içme suyunda biraz bulunabiliyor. Bunun en minimum miktarda olması gerektiğine karar verildi. Bu da bakıldığında 0,1 ile 0,2 miligram / litre olarak belirlendi.  Alüminyum su filtrasyonunda koagülasyon elementi olarak kullanılıyor. Burada da suya bir miktar alüminyumun karışması gerekiyor. Fakat içme suyu haline geldiğinde bunun uygun bir mekanizmayla uzaklaştırılması şart” diye konuştu.


     

    BU HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR


     

    Uzun süreli mazuriyette alüminyumun hafıza problemlerine yol açtığına vurgu yapan Özmen, vücuda alınan alüminyumun birçok hastalığa davetiye çıkardığını söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:


     

    “ Hiçbir şey akut değil. Bir anda alüminyumla çok yüksek miktarda karşılaşmıyoruz. Uzun süreli, minik minik, fakat gittikçe biriken bir metal olduğu için bir zaman sonra yanıt veriyor ve yan etki yapıyor. En başta hafıza problemleri, daha uzun vadede Alzheimer  ve parkinsonla ilişkisi bulundu. Özellikle, diyalizde su kullanılıyor ve alüminyum toksitesini en çok yaşayan insanlar diyaliz hastaları. Alüminyuma bağlı ciddi ensefalopati dediğimiz beyinde son durum bir hastalıkla karşılaşıyorlar. Bunlar literatürde görülen ve çok nadir olmayan durumlar. Daha hafif formları da konsantrasyon bozukluğu, kısa dönem hafıza problemleri gibi sıralanabilir.”


     

    ROLL-ON VE MİDE İLAÇLARINA DİKKAT!


     

    Uzman Dr. Özmen, besinlerin uzun dönemli korunmasını sağlayan katkı maddelerinde de alüminyumun bulunduğuna vurgu yaparak, “Hazır yiyeceklerden kaçınmamızın bir sebebi de bu. Koltuk altı roll-onlarının birçoğunda da alüminyum var. Bazı mide ilaçlarının da içeriğine bakmakta fayda var” ifadelerini kullandı.

     



  • Dünyada evliler Türkiye'de ise bekarlar mutlu

    Gökçe KARAKÖSE, Özgür KUMANOVALI- İSTANBUL, (DHA)- Türkiye'de evlilik sonrası mutluluk düzeyi düşüyor. Bunun en önemli nedeninin aileler olduğunu belirten Psikiyatrist Onur Okan Demirci, "Türkiye'de iki kişi evlendiğinde bu evlilik sadece onların arasında kalmıyor. Aileler de birbirleriyle evlenmeye başlıyor" dedi. Demirci, "Mutluluk için ilişkinize kimseyi müdahale ettirmeyin" tavsiyesinde bulundu. 

    Amerika'da bulunan Wayne State Üniversitesi'nde yapılan ve 17 ülkeyi kapsayan araştırmanın sonuçları şaşırttı. Araştırmaya göre, evli bireyler evli olmayanlara oranla 3,4 kat daha mutlu. Dünya’da durum böyle iken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de Türkiye’de evlilik sonrası insanların mutluluk düzeyinin düştüğünü gösterdi. 0-5 yıl arasındaki evliliklerin 'yeni evli' olarak tanımlandığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, "Evlilik süresi uzadıkça mutsuzluk oranları da giderek artmaya başlıyor. 0-5 yıl arasındaki evliliklerde boşanma oranlarına bakıldığı zaman aslında yüksek görünüyor. Fakat bunu mutlulukla bağdaştıramıyoruz" dedi.

    "DEDİKODU ORTAMI ÇOK FAZLA"

    Evli insanların mutsuz olmasının temel sebeplerinden birinin toplumun sosyokültürel yapısı olduğuna vurgulayan Demirci, "Türkiye'de iki kişi evlendiğinde bu evlilik sadece iki kişi arasında kalmıyor. Aileler de birbirleriyle evlenmeye başlıyor. Aile kavramı bizde geniş bir kavram olduğu için ‘dedikodu’ ortamının oluşma ihtimali çok daha fazla. Böyle olunca çiftler üzerindeki baskı artmaya başlıyor. Çiftler kendilerini bu baskıyla birlikte kısıtlamaya, sınırlamaya ve birbirlerinin üzerinde hakimiyet kurmaya başlıyor. Bu hakimiyet neticesinde özgürlük alanları kısıtlanıyor. Doğal olarak insanın özgürlük alanı kısıtlandığı için mutluluk seviyesi de düşüyor. Temelde ana neden olarak bu görünmekte" ifadelerini kullandı.

    “MUTLULUK KAVRAMINI DOĞRU TANIMLAMALIYIZ”

    Psikiyatrist Demirci, mutluluğun çok geniş bir kavram olduğuna dikkat çekerek, mutluluğun genellikle tanımlanamadığını ifade etti.

    Mutluluğu keyif ve haz almak, sakin ve huzurlu hayat, az stres gibi bileşenlere ayırmak gerektiğini söyleyen Demirci, "Madde madde ayırdığımız zaman daha kolay olur. Daha az stresli bir hayat yaşamak için de büyük şehirlerden uzak durmamız, daha huzurlu bir iş ortamımızın olması, daha az çalışma gibi şeyler gerekiyor. Ailenin çocuklar üzerindeki koruyucu ve otoriter baskısının belki de rahatlaması gerekiyor. Kişinin haz alabileceği etkinlikleri daha fazla yapabiliyor olması gerekiyor. Sportif faaliyet, hobiler olabilir. Maddi bir gücün de olması gerekiyor: Bu yapıları temelde düzeltmeye başlarsak mutluluk kavramından da bahsetmeye başlayabiliriz" diye konuştu.

    “BASKI, MUTSUZLUĞA SÜRÜKLÜYOR”

    Yeni evli çiftlerde mutluluk oranlarının daha yüksek olduğuna vurgu yapan Demirci, baskının gelmesiyle birlikte çiftlerin kendini kafese kapılmış şekilde hissettiğini dile getirdi.

    Demirci, sözlerine şöyle devam etti:

    "Bu histen kurtulabileceğiniz hissini taşımaya başlarken zaman içinde artık o ümit azalmaya başlıyor. Kurtulamayacağınızı kabullendiğiniz zaman artık düşmeye, çökmeye ve mutsuzlaşmaya başlıyorsunuz. Bu nedenle evlilik süresi uzadıkça mutsuzluk oranları da giderek artmaya başlamakta. 0-5 yıl arasındaki evliliklerde boşanma oranlarına bakıldığı zaman aslında yüksek görünüyor. Fakat bunu mutlulukla bağdaştıramıyoruz. Kişi anlaşamıyor, birbirini yeni tanımışken yol yakınken ayrılıyor. 5-10 yıl arasındaki ilişkilerde boşanmalar biraz daha zorlaşmaya başlıyor ama mutsuzluk seviyesi giderek artmaya başlıyor. Kişi ne kadar uzun süre evli kalırsa mutsuzluğu o kadar artıyor. Mutsuzluğu artıyor ancak boşanması bir o kadar zorlaşmaya başlıyor. Burada alışkanlık, bağlılık ve bağımlılık kavramları ön plana çıkıyor. Kişi ne kadar uzun süre hayatta bir şey kaybederse o kaybettiği şey telafi edebileceğini daha zor düşünüyor. 30 yıllık bir evlilikte eğer ayrılırsanız, bu 30 yılı kayıp gibi göreceğiniz için kişi 30 yılı göze alamıyor. Bu nedenle evlilik süresi uzadıkça boşanma oranlarında azalma meydana geliyor.”

    MUTLU EVLİLİK İÇİN TAVSİYELER

    Psikiyatrist Onur Okan Demirci, mutlu evlilik için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

    "Öncelikle bu hayatların kendileri olduğuna, dışarıdan başkasının müdahalesi ile ilerlememesi gerektiğine karar vermeliler ve ilişkilerine kimseyi müdahale ettirmemeliler. Aynı zamanda kendi ilişkileri içinde de özgür olabilmeyi bilmeliler. Evliliği iki kişi birmiş gibi anlıyoruz. Aslında böyle bir kavram yok, iki kişi asla bir olamazlar. Herkesin kendine ayrı zevkleri, keyifleri, ortamı olmak zorundadır. Bir taraf diğer tarafa müsaade etmezse diğer tarafta intikam almak için öbür tarafa müsaade etmeyecek ve bu kısır döngüyle birbirlerini kısıtlama yoluna gidecekler. Böyle bir durumda evlilik biter, bitmese bile mutsuzluğun artmasına doğru ilerlemeye başlar. O yüzden çiftler birbirlerini rahat bırakırlarsa  ilişki çok daha keyifli bir hal alacaktır."



  • ‘İçme suyunda alüminyum: Alzheimer’ı tetikliyor’

    Gökçe KARAKÖSE, Ömer HASAR / İSTANBUL, (DHA)- Uzman Dr. Selen Gür Özmen, suyla birlikte vücuda alınan alüminyumun Alzheimer başta olmak üzere hafıza problemlerini ve parkinsonu tetiklediğini söyledi.

    Yapılan araştırmalar, bazı içme suyu markalarının ürünlerinde alüminyum olduğunu ortaya koydu. Suyun, bağışıklık sistemini güçlendirme, toksinlerden arındırma, kilo vermeye yardımcı olma, cildin parlaklığını koruma gibi özelliklerini sıralayan Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Dr. Selen Gür Özmen, içme suyunun içinde bulunan alüminyuma vücudun ihtiyacı olmadığını dile getirdi. Dr. Özmen, alüminyumun 200’den fazla hücresel düzeyde istenmeyen reaksiyona neden olduğunu vurguladı.

    ALÜMİNYUM ALIMININ YÜZDE 5’İ SU İLE OLUYOR

    Vücudun ihtiyacı olmamasına rağmen çevresel faktörlerin de etkisiyle alüminyum alımının yaşandığını söyleyen Özmen, “Su ve beraberinde başka içeriklerden de alüminyumu vücudumuza alabiliyoruz. Su da bunların arasında en önemlilerden bir tanesi ve bütün alüminyum alımının yaklaşık 5 ila 10’unu oluşturuyor” dedi.

    pH DEĞERİNE ODAKLANIN

    Sudaki alüminyumun zararını tetikleyen bazı etkenler olduğunu belirten Dr. Özmen, içme suyu alırken pH değerine dikkat edilmesi uyarısında bulundu.

    Asidik sulardan uzak durulması gerektiğini söyleyen Özmen, “pH 7’nin aşağısı ise su asidik, pH 7’nin üzeri ise bazik sudur. Bir suyun pH’ı daha fazla asidikse daha çok alüminyum vücuda giriyor diyebiliriz. İkinci dikkat edilmesi gereken şey de silikat miktarıdır. Eğer silikat suda çok az ise o zaman da alüminyumun emilimi artıyor. Suda her şeyin birbiri ile denge içerisinde olması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    SUYU KARBONAT ATARAK TÜKETİN

    Asidik sulardan uzak durulması gerektiğini vurgulayan Özmen, “Asidite alüminyumun emilme oranını artırıyor. Suda karbonatın çözülmesi, asiditesini azaltıyor. Bu da kötü elementlerin vücut tarafından emilmesini de azaltıyor. 2 litre suya çeyrek çay kaşığı karbonatın eklenip, içilmesini öneriyoruz” dedi.

    FİLTRASYONDA HATA YAŞANIYOR

    Uzman Dr. Özmen, “Dünya standartlarında belirlenmiş bazı değerler var. Bu suyun litresinde 0,9 miligram olarak belirlenmişti. Mikroorganizmaları uzaklaştırmak, bir takım içerikleri uzaklaştırmak için alüminyum aslında suyun filtrasyon sisteminde kullanılan bir element. Ancak suyun filtrasyonu sırasında alüminyum bir takım nedenlerden dolayı karışıyor. Bu nedenle içme suyunda biraz bulunabiliyor. Bunun en minimum miktarda olması gerektiğine karar verildi. Bu da bakıldığında 0,1 ile 0,2 miligram / litre olarak belirlendi.  Alüminyum su filtrasyonunda koagülasyon elementi olarak kullanılıyor. Burada da suya bir miktar alüminyumun karışması gerekiyor. Fakat içme suyu haline geldiğinde bunun uygun bir mekanizmayla uzaklaştırılması şart” diye konuştu.

    BU HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR

    Uzun süreli mazuriyette alüminyumun hafıza problemlerine yol açtığına vurgu yapan Özmen, vücuda alınan alüminyumun birçok hastalığa davetiye çıkardığını söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

    “ Hiçbir şey akut değil. Bir anda alüminyumla çok yüksek miktarda karşılaşmıyoruz. Uzun süreli, minik minik, fakat gittikçe biriken bir metal olduğu için bir zaman sonra yanıt veriyor ve yan etki yapıyor. En başta hafıza problemleri, daha uzun vadede Alzheimer  ve parkinsonla ilişkisi bulundu. Özellikle, diyalizde su kullanılıyor ve alüminyum toksitesini en çok yaşayan insanlar diyaliz hastaları. Alüminyuma bağlı ciddi ensefalopati dediğimiz beyinde son durum bir hastalıkla karşılaşıyorlar. Bunlar literatürde görülen ve çok nadir olmayan durumlar. Daha hafif formları da konsantrasyon bozukluğu, kısa dönem hafıza problemleri gibi sıralanabilir.”

    ROLL-ON VE MİDE İLAÇLARINA DİKKAT!

    Uzman Dr. Özmen, besinlerin uzun dönemli korunmasını sağlayan katkı maddelerinde de alüminyumun bulunduğuna vurgu yaparak, “Hazır yiyeceklerden kaçınmamızın bir sebebi de bu. Koltuk altı roll-onlarının birçoğunda da alüminyum var. Bazı mide ilaçlarının da içeriğine bakmakta fayda var” ifadelerini kullandı.

     



  • Yeni akademik yıl ‘entelektüel sorumluluk’ ile başladı

    İSTANBUL,(DHA) - Bu yıl 9’uncu yaşını kutlayan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) 2019-2020 Akademik Yılı'na düzenlediği büyük törenle 'merhaba' dedi. Yeni akademik yıl Prof. Dr. Şükrü Karatepe’nin “Entelektüel Sorumluluk” başlıklı açılış dersini vermesi ile resmen başladı.

    Halkalı'daki merkez kampüsünde gerçekleştirilen açılış törenine İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Yücel Çelikbilek, üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı Orhan Özokur, Rektör Prof. Dr. Mehmet Bulut, akademisyenler ve öğrenciler katılım sağladı. Yeni akademik yılın açılış töreni Sanatçı Ender Doğan’ın seslendirdiği irfan türküleri ile başladı.

    Mini konserin ardından açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Dokuzuncu akademik yıl açılışımıza hoşgeldiniz. 2011 yılında eğitimine 200 öğrenci ile başlayan üniversitemiz bugün 2019-2020 eylülünde 7 bin 750 lisans, 3 bin 250 lisansüstü toplam 11 bin öğrencisi ile 35 lisans, 20’si doktora olmak üzere 81 lisansüstü önemli bir noktaya geldik” dedi.

    Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Öncelik sıralamasına göre şimdiden planlamalar yapın. Size dil konusunda iyi bir planlama yapmanızı tavsiye ederim. Burada üç dili öğreten bir programımız var. İyi bir ortalama ile mezun olabilmeniz için ders planlamalarınızı yapın. Dersleri zamanında düzenli olarak izleyip gerekli hazırlıkları yapmanızı ve zamanınızı iyi planlarsanız ikinci bir üniversite okur gibi mezun olabileceğinizi hatırlatmak isterim. Son söz olarak size Ali Fuat Başgil’in şu sözüyle veda etmek istiyorum: Üşenme, erteleme ve vazgeçme. Yolunuz açık ve aydın olsun. İnşallah güzel bir dört yıl sonunda mutlu ve başarılı bir hayata ‘merhaba’ dersiniz” ifadelerini kullandı.

    “BECERİ VE HÜNER BAŞARI GETİRECEKTİR”

    Mütevell Heyeti Başkanı Orhan Özokur ise, “Sizlere önerim hayata algılar üzerinden değil, olgular üzerinden bakabilmenizdir. Unutmayınız ki insan bu dünyaya tesadüfen gelmiyor. İnsanın bu dünyada bir misyonu var. Hayatın her anı kıymetlidir. Asla değersiz ve boş olarak görülmemelidir. Bugün başlayacağınız yeni eğitim-öğretim yılında kendi projeksiyonunuzu doğru kurun. Sadece bilgi yetmez. Beceri ve hünerlerle bezenmiş bir kişi olabilirseniz başarılı olacaksınız. İZÜ bugün 10 bini aşan öğrencisiyle bu bilinci vermeye gayret ediyor. Her birinizin geleceği bizim için önemlidir. Bana göre eğitim ve hayata bakış açımızı değerlendirirken ekip çalışması, özgün olabilme, değerler ve inanç, başkasına değer verme özellikleri ön plana çıkmalıdır. Hayatta bu gibi hasretlerle ilerleyenler çok daha başarılı ve mutlu olur. Bilgi tabanlı eğitim yanında beceri ve insani vasıfları da içinde barındıran konulara yönelmek size hayatta çok şey kazandıracaktır” şeklinde açıklamada bulundu.

    İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Yücel Çelikbilek de yeni akademik yılın tüm öğrencilere hayırlı olmasını diledi.

    İLK DERS YAPILDI

    Açılış konuşmaları sonrasında doktora öğrencilerinin mezuniyet töreni gerçekleştirildi. Diplomalarını alan doktora mezunları toplu fotoğraf çektirdi. Ardından yeni akademik yıl Prof. Dr. Şükrü Karatepe’nin “Entelektüel Sorumluluk” başlıklı açılış dersini vermesi ile resmen başladı.



  • Ahmet Ümit yeni kitabının imza gününde okurlarıyla buluştu

    Selin GÜRSEL – Hüseyin ÇAKMAK / İSTANBUL, (DHA) – ‘AŞKIMIZ Eski Bir Roman’ kitabı ile tekrar okuyucuyla buluşan Ahmet Ümit, imza günü düzenledi. Başkomser Nevzat karakterinin 3 farklı hikayesinin anlatıldığı kitap hakkında konuşan Ümit, “Nevzat, 3 farklı cinayeti bu kitapta çözüyor, biz de 3 farklı macera içerisinde geziniyoruz. İstanbul’un değişik semtleri ve değişik sosyal kesimleri arasında dolanıyoruz. Ama aynı zamanda da insan ruhunda da geziniyoruz; suç, cinayet, aşk gibi aklınıza ne geliyorsa” dedi.

    Yazar Ahmer Ümit, Başkomser Nevzat adını verdiği karakterini bir romanına daha taşıdı. ‘Aşkımız Eski Bir Roman’ adlı kitap 2 gün önce okuyucuyla buluştu. Başkomser Nevzat’ın başından geçen ve birbirinden bağımsız 3 hikâyenin anlatıldığı roman için bugün imza günü düzenlendi. Bu kitap ile birlikte Yapı Kredi Yayınları’yla çalışmaya başlayan Ümit, kitap için çok heyecanlı ve mutlu olduğunu ifade etti. İmza günü için gelen okurlar yayınevinin Taksim’deki adresinde uzun kuyruklar oluşturdu.

    Etkinlikten önce basın mensuplarıyla bir araya gelen Ahmet Ümit, Başkomser Nevzat karakterinin nasıl doğduğunu anlattı. 30 yıllık yazarlık sürecinde 29 farklı kitaba imza attığını belirten Ümit, 4 romanın Nevzat karakterinin hikayelerinden oluştuğunu belirtti. İlk kez bir hikâye kitabının 300 bin basıldığını söyleyen Ümit, “Bu romanda yeni bir karakter yok. Çok sevdiğim 3 farklı hikâyeyi kaleme aldım” dedi.

    20’den fazla yabancı dile çevrilen Başkomser Nevzat hikayeleri, bu yeni kitapta ‘Aşkımız Eski Bir Roman’, ‘Overlokçu Kız’ ve ‘Sergey Nikolayeviç Jerkovski’ye Ne Oldu?’ isimleri ile okuyucuyla buluştu.

    OKURLARIN İLGİSİ BÜYÜK

    İmza günü sırasında Demirören Haber Ajansı’na konuşan (DHA) Ahmet Ümit, “Her kitap bizim için bir doğum gibi. Bir çocuk dünyaya geliyor sanki. Yeni bir kitabımız daha oldu. Kitap çıkalı 2 gün oldu ama okurların çok büyük bir ilgisiyle karşılaştım. Bu tabi ki çok sevindirici bir şey. Çünkü biliyorsunuz marifet iltifata tabiidir. Bu iltifatları görünce insan daha çok seviniyor. Bir kitap daha çıkarmış olmanın mutluluğu içerisindeyiz” dedi.

    Başkomser Nevzat hikayeleriyle insanları kısa yolculuklara çıkardığını belirten Ümit, “Nevzat, 3 farklı cinayeti bu kitapta çözüyor, biz de 3 farklı macera içerisinde geziniyoruz. İstanbul’un değişik semtleri ve değişik sosyal kesimleri arasında dolanıyoruz. Ama aynı zamanda da insan ruhunda da geziniyoruz; suç, cinayet, aşk gibi aklınıza ne geliyorsa. Bundan sonraki kitap ‘Berlin-Bergama’ kitabı olacak. Orada Nevzat yok, fakat sonraki romanımızda muhtemelen yine Nevzat olacak” diye konuştu.

    ‘MERHABA GÜZEL VATANIM’ 1 KASIM’DA VİZYONDA

    Çekimleri tamamlanan ve vizyona girmek için gün sayan ‘Merhaba Güzel Vatanım’ adlı film hakkında da konuşan Ümit, “Çok büyük heyecan var çünkü Nazım Hikmet benim ustam. Ben onun çırağıyım. Filmde çocukluğumdan itibaren beni nasıl etkilediği anlatılıyor. Benim yazar olma sürecimde de çok etkili. Hiçbir zaman karşılaşmadık ama o bir yazar olarak da şahsiyet olarak da beni çok etkilemiştir. 1 Kasım’da vizyondayız. Her şeyi bitmek üzere, şu anda müzikleri döşeniyor. Yani kitap ve film ile bu sezon bizim için bayağı heyecanlı başlıyor. O açıdan çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.

    Daha önceki imza gününde kaslarını zedeleyen Ümit, kitaplara imza atamadığı için mühür bastı.

     



  • Market alışverişleri mile dönüşüyor

    İSTANBUL, (DHA), (Kurumsal Haber)- Perakende sektöründe faaliyet gösteren CarrefourSA, Türk Hava Yolları (THY) ile yaptığı iş birliğiyle tek seferde yapılacak 400 lira ve üzeri her alışverişte 200 mil hediye edilerek, 30 günde 6 bin mil kazanma fırsatı sağlayacaklarını açıkladı.

    Sabancı Holding ve Carrefour Grup iştiraki CarrefourSA, havayolu şirketi Türk Hava Yolları ile ‘Miles & Smiles’ programı özelinde iş birliği yaptıklarını duyurdu. İş birliği kapsamında müşteriler, CarrefourSA marketlerden CarrefourSA Kart ile tek seferde yapacakları 400 lira ve üzeri her alışveriş için 200 mil kazanacak. Böylelikle bir müşteri, 30 günde 6 bin mil kazanabilecek.

    KATILIM ŞARTLARINA UYMAK GEREKİYOR

    Şirketten yapılan yazılı açıklamada, “Kampanyaya katılmak isteyen müşterilerin ‘MIL’ yazarak 4604’e SMS göndermesi veya www.carrefoursakart.com sitesinden ‘CarrefourSA - Türk Hava Yolları Kampanyaya Katıl’ butonuna tıklayarak ilgili formu eksiksiz doldurması yeterli olmaktadır. Kampanyadan faydalanabilmek için CarrefourSA Kart’a sahip olması ve Miles&Smiles Yolcu Programı üyesi olması gerekmektedir. Bir kart ya da cep telefonu ile aynı anda sadece bir Miles&Smiles üyeliği ile eşleştirilebilmekte, kampanya kapsamında eşleştirilen kart numaraları, kampanya boyunca değiştirilmemektedir. Alkollü içecekler, tütün mamulleri, GSM TL yüklemeleri, E-PIN harcamaları ve kuyum alışverişleri kampanya kapsamında olmadığından, kampanyaya konu alışveriş tutarı hesaplanırken dikkate alınmamakta, Carrefoursa.com ve CarrefourSA mobil uygulamasından yapılacak alışverişler, kampanyaya dahil edilmemektedir” denildi.

    Kazanılan bonus millerinin, takip eden ayın 3’üncü iş gününde müşterinin ilgili Miles&Smiles üyelik numarasına yükleneceği belirtildi. 



  • Kamyonet ile hafif ticari araç çarpıştı: 2'si çocuk 6 yaralı

    Hasan BOZBEY/ORHANGAZİ,(Bursa),(DHA) - BURSA’nın Orhangazi ilçesinde kamyonet ile hafif ticari aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada 2’si çocuk 6 kişi yaralandı.
    Kaza, Orhangazi ilçesi Mahallesi'nde öğle saatlerinde meydana geldi. Olukdere yönünden gelen Remzi Y. (30) idaresindeki 35 YHY 47 plakalı hafif ticari araç, karşı yönden gelen Yaşar A. (41) idaresindeki 16 VV 186 plakalı saman yüklü kamyonet ile çarpıştı. Kazada hafif ticari araç sürücüsü Remzi Y. ile aynı araçta bulunan Tuna Y. (32), Gülsüm Y. (30), Remziye Y. (69) ile 1 yaşındaki Muhammed Fevzi Y. ve 5 yaşındaki Medine Y. yaralandı. Yaralılar, çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine gelen ambulansla Orhangazi Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Soruşturma sürüyor.
    FOTOĞRAFLI



  • Özel yetenek sınavları ile üniversiteli olmak hala mümkün

    İSTANBUL, (DHA) - Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ek yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte üniversiteye girmeye hak kazanan öğrencileri kayıt heyecanı sardı. Sonuçların ardından üniversiteye yerleşemeyen öğrenciler için ise Levent Uysal, yetenek sınavlarını takip etmeleri tavsiyesinde bulundu.

    ÖSYM tarafından açıklanan ek yerleştirme sonuçlarına göre, 43 bin 945'i ön lisans, 17 bin 887'si lisans olmak üzere 61 bin 832 aday yükseköğretim programına yerleşti. Sonuçlara göre herhangi bir programa kayıt hakkı kazanan adayların kayıt işlemlerinin 23-27 Eylül tarihleri arasında yapabileceği duyuruldu. 23-25 Eylül’de elektronik kayıtlarını gerçekleştirecek adayların, belirtilen süre içerisinde kayıt hakkı kazandıkları üniversiteye başvurmaları gerekiyor. Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu Levent Uysal, kayıt hakkı kazanamayan öğrencilerin umudunu kaybetmemesi ve ilgi alanlarına göre özel yetenek sınavlarını takip etmesi gerektiğini söyledi.
    Uysal, Nişantaşı Üniversitesi’nde 2019-2020 akademik yılında eğitim görmek isteyen öğrencilerin 4 Ekim'e kadar özel yetenek sınavlarına başvuruda bulunabileceğini dile getirdi.

    SANAT VE TASARIM FAKÜLTELERİNİ ARAŞTIRSINLAR

    Uysal, puanı 150’nin üzerinde olan tüm öğrencilerin özel yetenek ile de üniversite şanslarının hala devam ettiğini söyledi.

    Öğrencilerin ilgi ve becerilerine göre olan bölümleri araştırması tavsiyesinde bulunan Uysal, “Grafik Tasarımı, Tekstil ve Moda Tasarım, Müzik, Sahne ve Gösteri Sanatları gibi Sanat ve Tasarım Fakültesi bünyesindeki bölümlerin gelecek vaat ettiğini düşünüyorum. Öğrenciler bu bölümleri iyice araştırıp, değerlendirebilirler” dedi.

    BESYO İÇİN DE GEÇ KALINMADI

    Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda (BESYO) eğitim görmek isteyen öğrencilerin de özel yetenek sınavı ile hala tercih şansının bulunduğunu hatırlatan Uysal, “Antrenörlük Eğitimi, Rekreasyon ve Spor Yöneticiliği bölümleri tercih edilebilir. Bu bölümde okuyan öğrencilerin genellikle güzel bir spor geçmişi oluyor. Adaylarımız var olan bu spor hayatlarına okudukları dönemde de kolayca devam edebilir ve kendilerini geliştirebilirler” ifadelerini kullandı.



  • Kahvehanede otururken yaşamını yitirdi

    Alper ÇOBANOĞLU/SAVAŞTEPE(Balıkesir), (DHA) - BALIKESİR’in Savaştepe ilçesinde kahvehanede fenalaşan Zekai Taşez (64), yaşamını kaybetti. 
    Savaştepe’de kahvehanede oturan Zekai Taşez, bir anda fenalaşarak yere yığıldı. Olay yerine çağrılan 112 Acil Sağlık ekipleri Zekai Taşez'in hayatını kaybettiğini belirledi. Kalp krizi geçirdiği değerlendirilen Taşez’in cenazesi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan incelemenin ardından, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Bursa Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Öte yandan, olay yerinde bulunan ve kalp krizini tetiklemiş olabileceği belirtilen içki şişesine el konularak incelemeye gönderildi. Soruşturma sürüyor.
    FOTOĞRAFLI



  • "Türkiye yeni dönemde uluslararası ilişkiler disiplinine aday"

    İSTANBUL, (DHA) - Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ORDAM) Müdürü Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Türkiye'nin batı ile doğu arasında köprü görevi gördüğünü belirterek, "Türkiye uluslararası ilişkiler disiplinine aday bir ülke. Bunun için biz Türkiye olarak kendi teorilerimizi ve fikirlerimizi geliştirmek zorundayız" dedi.

    Küresel Çalışmalar Platformu ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ORDAM) ortaklığında düzenlenen  “Küresel Uluslararası İlişkiler ve Türkiye Çalıştayı”, uluslararası ilişkiler alanının önde gelen isimlerinden Barry Buzan ve Amitav Acharya’nın yanı sıra Türkiye’den önemli akademisyenleri buluşturdu. FSMVÜ Üsküdar Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen programda hem uluslararası ilişkiler disiplininin kuruluşunun 100'üncü yılında geldiği nokta hem de Türkiye akademisinin uluslararası ilişkiler disiplinindeki birikimi, disipline yönelik kuramsal ve metodolojik çalışmaları değerlendirildi.

    ULUSLARARASI İLİŞKİLER DİSİPLİNİ İÇİN YENİ ARAYIŞLAR VAR

    Program sonrası değerlendirmede bulunan FSMVÜ Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ORDAM) Müdürü Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, "Batı dışı uluslararası ilişkiler disiplininin mümkün olup olamadığını tartışıyoruz. Uluslararası ilişkiler disiplininin 100'üncü yılındayız. Uluslararası ilişkiler disiplini modern dünyanın yeniden kurulmaya başladığı süreç içerisinde ortaya çıktı. 1919 ve 1920'li yıllarda dünya birinci dünya savaşından çıkmıştı ve kendisini yeniden organize ediyordu. Bunu organize ederken büyük ölçüde Avrupa merkezli bir organizasyon oldu. Uluslararası ilişkiler büyük ölçüde Avrupa uyumu çerçevesinde geliştirildi. Soğuk savaş ve ikinci dünya savaşından sonra ise uluslararası ilişkiler disiplinine Amerikalılar hakim oldu. Amerikalıların bir disiplin ve teoriden ziyade tamamen dünyayı dizayn etmek için kullandıkları bir araç oldu. Hem dünya hem de Türkiye'de yeni çalışmalar alternatif arayışlar ortaya konmaktadır" dedi.

    TÜRKİYE DÜNYA İÇİN ÖNEMLİ BİR KONUMDA

    Çin, Hindistan ve Rusya merkezli yeni arayışların dünyanın yeni problemlerine çözüm olup olmayacağı konusunda tartışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, "Türkiye hem Avrupa uyumu içerisinde kendisini geliştirmeye hem de batı ile doğu arasında köprü olmaya çalışıyor. Bugüne kadar ulaştığı noktalara baktığımızda aslında uluslararası ilişkiler disiplinine aday bir ülke olarak görülmektedir. Bunun için biz Türkiye olarak kendi teorilerimizi ve fikirlerimizi geliştirmek zorundayız. Uluslararası ilişkilerin oluşmasında Türkiye gibi bir coğrafya var. Dünya bu coğrafyadan doğacak fikirleri de dikkate almak durumunda. Türkiye dikkate alınmazsa eğer önümüzdeki 100 yılın sorunları yeniden başlar. Yeni sürecin oluşumu batı dışı anlatımlarda dünyada barışın egemen olduğu bir yapıdan oluşur. Dünyada uluslararası ilişkiler üzerine egemen tüm unsurlar Türkiye'yi dikkate almadan karar alamamaktadır. Biz bunu aktif bir hale dönüştürmek zorundayız" ifadelerini kullandı.

    Barry Buzan ve Amitav Acharya’nın konuşmacı olduğu 'Küresel Uluslararası İlişkilerin Gelişimi: 100. Yılında Uluslararası İlişkilerin Kökenleri ve Evrimi' konferansı ile başlayan program; İlter Turan, Mustafa Aydın, Faruk Yalvaç, Muhittin Ataman ve Bahar Rumelili gibi alanında uzman  akademisyenlerinin yer aldığı 'Küresel Uluslararası İlişkiler ve Türkiye Çalıştayı' ile devam etti.



  • Asit yağmurları göze, cilde ve solunum yollarına zarar veriyor

    Gül KABA-Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, (DHA) - Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Metin Görgüner, yangın veya patlamayla birlikte gökyüzüne yükselen sonra yağmurla yeryüzüne inen kimyasal maddelerin kişiler üzerinde olumsuz etki gösterdiğini söyleyerek, "Asit yağmurları göze, cilde ve solunum yollarına zarar veriyor" dedi.

    Emsey Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Metin Görgüner, "Asit yağmurları, fosil yakıtlarının patlaması veya yanması sonucu ortaya çıkan kükürt, azot gibi maddelerin yağmurla birleşip sülfirik veya nitrik asite dönüşmesiyle tekrar yeryüzüne inerek gösterdikleri etkidir.  Asit yağmurlarının uzun vadede cilt, göz ve solunum yollarına olumsuz etkileri var" ifadelerini kullandı.

    RÜZGARIN OLMASI AVANTAJ

    Kimyasal maddelerin suda çözünürlükleri, partikül boyutları, ortam, maruz kalınma süresi ve kişilerde bulunan kronik hastalıkların görülen etkide önemli bir faktör olduğunu söyleyen Prof. Dr. Görgüner, "O anda rüzgârın olması, yağmurun yağmaması avantajdır. Açık ortamda maddeler rüzgarla birlikte dağılacaktır. Ortam açık ve büyükse kişilerin yararınadır. Kişinin bu maddelerden açığa çıkan zararlı etkilerine karşı yatkınlığının olup olmaması, sigara içip içmediğine ve yaşına bakmak lazım. Şu anda vatandaşların çok endişelenmemesi gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.

    HERKESTE AYNI ETKİYİ GÖSTERMİYOR

    Kimyasal maddeye yağmurla maruz kalanlara hastanede oksijen tedavisi uygulanacağını söyleyen Prof. Dr. Görgüner, "Yangın çıktığı anda yağmur yağsaydı etrafta bulunan vatandaşlar olumsuz etkilenirdi. Bu da, gözlerde kızarıklık, üst solunum yollarında iritasyona bağlı öksürük, ciltte kaşıntı olarak kendini gösterirdi. Olayın meydana geldiği yerde 10 kişi varsa hepsi aynı düzeyde etkilenmez, birkaçında hiç belirti vermeyebilir. 3'ü belki ortada düzeyde etkilenebilir, oksijen tedavisi yapılır, belki sadece 1'i ağır geçirip hastaneye yatabilir" ifadelerini kullandı.

    SİGARA İÇENLER DAHA ÇOK ETKİLENİYOR

    Asit yağmurlarından bronş hassasiyeti, kalp hastalığı olanlar, astım, KOAH hastaları ve sigara içenlerin daha çok etkilendiklerini belirten Prof. Dr. Görgüner, "Yangın anında ortamdan uzaklaşmak gerekir. Yağmur yağarsa da kapalı alanlarda durmalıyız. Bol sıvı tüketmeliyiz, mümkün olduğu kadar cildi koruyacak kapalı kıyafetler tercih etmeliyiz" diye konuştu.



  • Çölyak hastaları için glutensiz aşure

    AYDIN, (DHA) - AYDIN'da, muharrem ayı için düzenlenen aşure etkinliğinde çölyak hastaları da unutulmadı. Etkinlikte çölyak hastaları için özel hazırlanan glutensiz aşureler ikram edildi.
    Aydın Büyükşehir Belediyesi'nce bu yıl da Atatürk Kent Meydanı'nda aşure dağıtımı yapıldı. Buğdayı tüketemeyen çölyak hastalarına özel hazırlanan kepekli pirinç kullanılan aşure ikramında uzun kuyruklar oluştu. Çölyak ve Glutensiz Beslenme Derneği Başkanı Nilgün Akçalı, Aydın'ın çeşitli ilçelerinden çölyak hastalarının aşure yemeye geldiğini belirtip, "Böyle güzel nimetlerden çölyak hastaları her zaman faydalanamıyor. Ramazan ayında da glutensiz iftar vermiştik. Bugün de glutensiz aşure dağıtımı yaparak, çölyaklıların damaklarını şenlendirdik gönlünü bir kez daha fethetti. Herkes çok mutlu ve böyle küçük şeyler insanları mutlu etmeye yetiyor" dedi.

    FOTOĞRAFLI



  • (Görüntülü) Çocuklarda şeker hastalığı 40 yılda hızla arttı

     

     

    İlknur SARGUT-Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, (DHA)- Hareketsiz yaşam ve kötü beslenmenin neden olduğu tip 2 diyabet, 10 yaşından itibaren görülmeye başladı. 40 yıl önce çocuklarda böyle bir hastalığın var olmadığını belirten Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Teoman Akçay, “Yüksek kalorili gıdaların tüketimi ve bununla orantılı olarak enerjinin yakılamaması nedeniyle tip 2 diyabette anormal bir artış görmeye başladık” dedi.


     

    Çocukların severek tükettiği çikolatalar, gofretler, enerji içecekleri, hazır meyve suları ve benzeri ürünler organ yağlanmasına neden olarak önce obezite, ardından ise tip 2 diyabet hastalığına yol açıyor. Son yıllarda hastalığın çocuklar arasında sıkça görülmeye başladığını belirten İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Teoman Akçay, ailelere önemli uyarı ve tavsiyelerde bulundu.


     

    OBEZİTE ARTTIKÇA ŞEKER HASTALIĞI DA ARTIYOR


     

    Fazla kilonun yani obezitenin artmasıyla birlikte hareketsiz yaşam ve kötü beslenme kaynaklı tip 2 diyabet oranının çocuklarda hızla yükseldiğini ifade eden Doç. Dr. Teoman Akçay, “Bu ikisi birbiriyle doğru orantılı. Hareketsiz yaşam ve kötü beslenme kaynaklı tip 2 diyabet genellikle 10 yaşından sonra görülmeye başlıyor. Daha çok ergenlik dönemi yani 14-15 yaşlarında en yüksek düzeye ulaşıyor. 30-40 yıl önce çocuklarda tip 2 diyabet görülmüyordu. Hatta tıp kitaplarında bile böyle bir bölüm yoktu. Ama günümüzde bununla ilgili kitaplar yazılıyor. Yüksek kalori ve enerjili gıdaların tüketimi, bununla orantılı olarak bu enerjinin yakılamaması nedeniyle bu tip hastalıklarda anormal bir artış görülüyor” diye konuştu.


     

    DİJİTAL OYUN BAĞIMLISI ÇOCUKLARDA OBEZİTE RİSKİ


     

    Dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamın hastalığa davetiye çıkardığını söyleyen Doç. Dr. Teoman Akçay, şeker hastalığına yol açan alışkanlıkları şöyle sıraladı:


     

    “Çocuklar artık dışarıda koşup oynayamıyor. Evlerde bilgisayar ve tablet bağımlısı haline gelmiş durumdalar. Özellikle günde 1-2 saatten fazla dijital oyun oynayan çocuklarda obezite oranının arttığı belirlenmiş. TV, tablet, bilgisayar oyunu gibi aktivitelere bir saatten fazla izin verilmemeli. Bunu yanı sıra, zararlı şekerleri içeren çikolata, gofret, meşrubat, enerji içeceklerinin kesinlikle tüketilmemesi gerekiyor. Haftada ya da ayda bir bile olsa bunlardan çocukların uzak tutulması şart. Çünkü çocuk o ürünün tadını bir kere aldıktan sonra alışacaktır. Bunu haftada bir ile sınırlandırmak mümkün değil. Çocuklar bu yiyeceklerin kesinlikle zararlı olduğunu bilirse uzak duracaktır.”


     

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE DEPRESYONA DA YOL AÇIYOR


     

    Sık tüketilen şekerli ürünlerin tip 2 diyabet ve obezitenin yanı sıra ruhsal hastalıklara da yol açabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Akçay, “Bu ürünleri sıkça tüketmek çocuğun ilerideki yaşamını olumsuz etkiliyor. Dikkat eksikliğinden tutun depresyon, kabızlık, karaciğer yağlanması gibi hastalıklardaki artışın en önemli nedeni basit şekerlerin fazlaca tüketimi. Bu yüzden kişi kesinlikle bunlara sınır koymalı. Şekerin yoğurttan, sütten, tam tahıllı ekmekten, baklagillerden alınması gerekiyor. Ette bile depo halinde şeker mevcut. Vücut karaciğerde depoladığı bu şekeri istediği zaman kana karıştırıp ihtiyacını karşılayabiliyor. Dışarıdan özellikle şeker almak gerekmez” tavsiyesinde bulundu.


     

    AİLELER VE ÖĞRETMENLER DİKKATLİ OLMALI


     

    Çocukları şekerden uzak tutmak adına ailelere, öğretmenlere ve özellikle de beden eğitimi öğretmenlerine büyük görev düştüğünü belirten Doç. Dr. Akçay, “Birinci planda ailenin eğitimli olması önemli. Anneanne ve babaannelere de çok iş düşüyor. Onlar kendilerini sevdirmek adına çocuklara gofret, çikolata gibi ürünler veriyorlar. Bunu öğretmenler ve beden eğitimi öğretmenleri takip ediyor. Ailenin ve öğretmenin çocuğa örnek olması gerekiyor. Kendileri de zararlı yiyecekleri tükettikleri halde ‘bunlar zararlı’ derlerse inandırıcı olmazlar. Çocuğun beslenme çantasında uzun süre tokluk sağlayacak ve kan şekerini dengeleyecek besinler olmalı. Kuru meyveler, fındık, fıstık gibi kuruyemişler bunlara örnek gösterilebilir. Bunun yanı sıra, tam tahıllı ekmek arası peynir, domates ve yeşilliklerden oluşan bir sandviç yapılabilir. Bu tip doyurucu ve besleyici gıdalar beslenmesinde olduğu sürece çocuğun abur cubura ihtiyacı kalmayacak” ifadelerini kullandı.


     

    GÜNDE 3 ÖĞÜN BESLENME, HAFTADA 3 GÜN SPOR YETERLİ


     

    Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Teoman Akçay, çocuklar için uygun olacak beslenme ve spor programı hakkında ise şu tavsiyelerde bulundu:


     

    “Çocukların haftada en az 3-4 gün düzenli spor yapması gerekiyor. Bu mümkün değilse aile çocuğuyla birlikte temiz havada hızlı yürüyüşler yapmalı, koşu gibi spor aktiviteleri gerçekleştirmeli. Merdiven inme- çıkma bile bir spor aktivitesidir. Haftada 5 gün yarım saat yapılacak hafif spor obeziteyi azaltacaktır. Günde 3 öğün dengeli beslenme ise yeterli olacak. Ara öğün olacaksa da faydalı yeşillikler, yoğurt, ayran gibi içeceklere ağırlık vermek gerekiyor. Özellikle gece yatmadan önce özellikle akşam 19.00’dan sonra çocuğun bir şey yememesi gerekiyor. Meyve suları ve asitli içeceklerin ise kesinlikle tüketilmemesi önemli.”



  • İtalya Kültür Bakanlığı’ndan Paper Moon’a ödül

    İSTANBUL / DHA, (Kurumsal Haber) – İtalyan Kültür Bakanlığı tarafından verilen ‘Diploma of Good Cuisine’ ödülünün bu yılki sahibi Paper Moon oldu.

    İtalyan yeme içme kültürünün tüm dünyada yayılması ve gastronomi etrafındaki ekonominin gelişmesi hedefiyle İtalyan Kültür Bakanlığı’na bağlı Accademia Italiana della Cucina tarafından verilen ‘Diploma of Good Cuisine’ ödülüne bu yıl Akkök Holding bünyesinde bulunan Paper Moon layık görüldü.

    İtalya ve Türkiye arasında gastroekonomi ve gastroturizm alanında kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesi için önemli çalışmalara imza atmayı hedefleyen Accademia Italiana della Cucina İstanbul tarafından takdim edilen ödülü Paper Moon adına Paper Moon Executive Şefi Giuseppe Pressani aldı.  



  • Kağıt toplayıcı gibi gezdiği sokaktaki villadan 100 bin liralık ziynet eşyası çaldı

    ADANA,(DHA)- ADANA'da kağıt toplayıcı kılığında gezdiği sokakta girdiği villadan 100 bin lira değerinde gümüş ve ziynet eşyası çalan hırsızlık şüphelisi Uğur E.'nin (31) bu suçtan 4 kez tutuklanıp serbest bırakıldığı ortaya çıktı.
    Olay, Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi'nde meydana geldi. İddiaya göre Şebnem A., polisi arayarak villasına giren hırsız tarafından 100 bin lira değerinde gümüş ve ziynet eşyasının çalındığını söyledi. İhbar üzerine olay yerine gelen Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi. Şüphelinin hırsızlık suçundan 4 kez tutuklanan Uğur E. olduğu ortaya çıktı. Kağıt toplayıcı gibi mahallede gezerken villaya girdiği belirlenen Uğur E. kısa sürede yakalandı. Uğur E., sevk edildiği nöbetçi mahkemece tutuklandı.
    FOTOĞRAFLI

     



  • Suudi Arabistan’a saldırı ABD’nin işine yaradı

    İSTANBUL, (DHA) – SİYASET Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Sait Yılmaz, Suudi Arabistan’a saldırının doğrudan ABD’nin dolaylı yoldan ise Rusya’nın işine yaradığını söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, “ABD’nin haberi ve teknolojisi olmadan böyle bir saldırının yapılması mümkün değil” dedi.

    İstanbul Esenyurt Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sait Yılmaz, Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırıdan yola çıkarak ABD’nin Orta Doğu’daki planlarını ve İran’a olası müdahaleyi değerlendirdi. Prof. Dr. Yılmaz, “ABD’nin amacı, Suudi rejimini değiştirmek, elindeki paraya el koymak, İran’a ile savaşmak için Orta Doğu’daki bütün ülkeleri bir araya getirmek, Basra Körfezi’ndeki trafiği kontrol ederek Çin’e baskı yapmak. Çünkü, ABD, İran ile tek başına savaşa girmeyi göze alamaz. Bölünmüş bir Orta Doğu olduğunda da bu savaşı yürütemez.  ABD, daha uyumlu ve kontrolünde tutacağı rejimler istiyor” diye konuştu.

    “SUUDİ ARABİSTAN’IN SALDIRIDAN HABERİ YOKTU”

    Suudi Arabistan’a saldırıyı Amerikan istihbaratı yaptığını belirten Prof. Dr. Yılmaz, “IŞİD’in içindeki hücreler o ülke adına bu saldırıyı yapmıştır. ABD’nin haberi ve teknolojisi olmadan böyle bir saldırının yapılması mümkün değil. Mümkün olsaydı bugüne kadar olurdu. Suudi Arabistan’ın saldırıdan haberi olmadığını düşünüyorum. Ayrıca, saldırı İran’ın çıkarına değil ki yapsın, zaten bir sürü sorunu var. ABD yıllardır İran ile savaşa hazırlanıyor. Yeterli teknolojik imkanlar olduğunda bu savaş olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ABD, SELMAN REJİMİNDEN MEMNUN DEĞİL”

    Önümüzdeki dönemde ABD’nin Orta Doğu için birkaç senaryosu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sait Yılmaz, şunları söyledi:

    “Bu tür saldırılarda hedef gösterilen adresten ziyade olayın kimin işine yaradığını tespit edersek yapanı bulmamıza yardımcı olacaktır. Saldırı doğrudan ABD dolayı yoldan ise Rusya’nın işine yaramıştır. Aramco tesislerinin bombalanması Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını azaltacaktır. Petrol fiyatlarının artması da en fazla Rusya’ya fayda sağlayacaktır. Ancak ABD’nin beklentileri başka, Suudi Arabistan’ın başını belaya sokarak Orta Doğu’da yeni girişimler peşinde. ABD, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS) rejiminden memnun değil. Selman rejimin değişmesi için İran ile başının biraz daha belaya girmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Orta Doğu’da beklenen birkaç senaryo var. Saldırıların devamında ABD, İran’a bomba atacak, bunun karşısında İran, Suudi Arabistan’ı tehdit edecek bu arada ABD, Suudi Arabistan’ı yalnız bırakarak Suudi rejimine gitmesini söyleyecek. Muhtemelen Selman’ın kardeşi ABD’ye daha yakın onu getirecekler ilk amaç budur.”

    “ABD BÖLGEDEKİ PETROL VE DOĞALGAZA EL KOYUP, SATIYOR”

    Prof. Dr. Yılmaz, ABD’nin İran’ın elindeki petrol ve doğalgaza el koymak istediğini söyleyerek, “Bu saldırının jeopolitik yönü de var. Çin ihtiyacı olan petrolün 3’te 2’sini Hürmüz Boğazı’ndan alıyor. Son yıllarda Pakistan sınırına yakın yerde petrol taşımak için büyük bir liman yaptı. Dünyanın en büyük limanı olarak geçiyor. ABD, Çin’i vurabilmek için Basra Körfezi’nden bu limana petrol akışını engellemek istiyor. İkincisi İran’ın elindeki petrol ve doğalgaza el koymak istiyor. Aslında ABD’nin Orta Doğu’daki petrol ve doğalgaza ihtiyacı yok. Bölgedeki petrol ve doğalgaza el koyup, satıyor” dedi.

    “ABD SON YILLARDA ORTA DOĞU’DA KARA PARA TOPLADI”

    Prof. Dr. Sait Yılmaz, “ABD son yıllarda Orta Doğu’da kara para topladı. Suudi Arabistan’a silah satıyorum diyerek 300 milyar dolar aldı. Bütün Arap ülkelerini Washington’da topladılar ABD’ye yardım parasını bütün ülkelerden para istendi. Amerikan istihbaratı şu anda Suudi Arabistan’ın elinde sakladığı bir para olduğunu öğrendi. Suudiler parayı evden eve götürerek saklıyor. Afrika ülkesinde parayı sakladıkları söyleniyor. ABD bu saldırılarla sıkıştırıp o paraya da el koymak istiyorlar” diye konuştu.



  • Yakında İstanbul'un yollarını boyayacaklar: Genç mucitlerin projesine İBB'den ilk adım

    İlknur SARGUT-Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA)- ÜNİVERSİTELİ 2 gencin 'silinmeyen yol boyası' projesine İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden (İBB) destek geldi. Gençlerle buluşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ulaşımdan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Demir'i arayarak “Bu girişimin desteklenmesini istiyoruz" dedi. Projede yer alan gençlerden Kerem Acar ise “Boyalarımızın İstanbul'da uygulanması adına ilk adımı attık" ifadelerini kullandı.

    Cavit Bayramlı, bundan tam 3 yıl önce karşıdan karşıya geçerken bir trafik kazası geçirdi. Bu kaza, üniversiteli genci mucit yaptı. Silinen yol şerit boyası nedeniyle hastanelik olan genç, kaza sonrası arkadaşı Kerem Acar ile birlikte 'silinmeyen yol şerit boyası' üretti. Bayramlı ve Acar, buluşlarıyla, 'Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftası'nda, bin 800 şirketleşmiş proje arasında yarı finale kalan tek liseli girişimciler oldu. Bu başarının ardından gençler, projelerini İBB'ye teste yolladı. İBB'den olumlu yanıt alan genç mucitlerin icadı su bazlı çevre dostu boya, İstanbul'un 3 ilçesinde uygulanmaya başladı. Bu süreçte Bayramlı ve Acar, İstanbul Ticaret Odası'nın desteğiyle Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi'ndeki çalışmalarının ardından Silikon Vadisi'ne gitmeye hak kazandı.

    İSTANBUL'DA KULLANILMASI ADINA İLK ADIMI ATTIK

    Yakın zamanda seri üretime geçmeye hazırlanan Bayramlı ve Acar, geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun misafiri oldu. Gençler İmamoğlu'na, çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. İmamoğlu, toplantı sırasında ulaşımdan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Demir'i arayarak, “Bu girişimin desteklenmesini istiyoruz. Sizinle irtibat kurduracağız. Sizinle buluşmalarını sağlayacağız" dedi. 
    Bu toplantının kendileri için heyecan verici bir gelişme olduğunu ifade eden Kerem Acar, “Katıldığımız görüşmede projemizi anlattıktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, 'gençler benim umudum' dedi. Bu yaklaşımı bizi çok mutlu etti. Projemizin Türkiye için yararlı olacağını belirtti. Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Demir ile görüştü. Demir ile bir toplantı gerçekleştirdik. Boyanın teorik bilgisi hakkında bir toplantı yaptık. Boyalarımızın İstanbul'da uygulanması adına ilk adımı attık" diye konuştu.

    İKİ KAT DAHA DAYANIKLI

    Seri üretime hazırlandıklarını anlatan Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Kerem Acar, “Bunun sonrasında belediyelerle yoğun bir şekilde çalışma yapacağız. Daha sonrasında özel şirketler de devreye giriyor. Aslında ilk hedefimiz şehirlerarası olduğundan dolayı belediyelerle yollarımız daha çok kesişecek. Biz Cavit ile bu yola çıktıktan sonra katıldığımız yarışmalardan maddi kazanç elde ettik. Bunların hepsini projemiz için bir birikim olarak gördük. Projenin 3'üncü yılındayız. Bu 3 yıldır kendi kendimize devam ettik. Son yılda ise Bahçeşehir Üniversitesi akademisyenlerinin desteğiyle bir yatırım süreci başlatıldı. Seri üretime onunla birlikte geçiyoruz. Projemizin en büyük hedefi ise trafik kazalarını minimum seviyeye düşürmek. Ülkemizde kullanılan boyalar 3 ila 6 ay arasında siliniyor ve sentetik boya kullanılıyor. Bizim boyamız su bazlı olmasına rağmen 2 yıl ve 4 yıl üzerinde dayanıklılık gösteriyor" ifadelerini kullandı.