MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • Asus'un yeni telefonu ZenFone5Z satışa çıkıyor 

    İSTANBUL, (DHA)- ASUS’un yeni amiral gemisi ZenFone5Z, lansmana özel fiyatıyla teknolojiseverlerle buluşuyor.

    Yarın ve Cumartesi günü lansmana özel fiyatıyla teklonojiseverlerle buluşacak olan ZenFone5Z 3 bin 299 liradan satışa sunulacak. Vatan Bilgisayar'ın internet sitesi ve seçili mağazaları (Adana-Çukurova, Ankara-Söğütlü, Bursa, İstanbul-Forum İstanbul, Mall Of İstanbul AVM ve Topkapı, İzmir-Bornova, Konya ve Mersin) ile Asus'un internet sitesi üzerinden satışı gerçekleşecek telefonun lansman sonrası fiyatı ise 3 bin 699 lira olacak.  

    ASUS AIBoost teknolojisine sahip ZenFone 5Z, hızlı performans ile uzun batarya ömrünü birleştirerek, oyunlar ve diğer zorlu uygulamalar için yüksek performans sunuyor. Kullanıcılara parmak izi okuyucusunun yanında yüz tanıma özelliği de sunan yeni modelin, yapay zeka görüntü algılama teknolojisi, fotoğrafı çekilen nesneyi hızlıca analiz ederek, ayarları optimize ediyor. Kullanıcıların bulunduğu ortamın ses düzeyine göre kendini adapte ederek, çağrının ses yüksekliğini ortama göre ayarlama özelliği de bulunan telefon 8 çekirdekli Snapdragon 845 işlemcili ZenFone5Z, akıllı çift kamera sistemi, çerçevesiz ekranı, uzun pil ömrü (Yapay zeka ) gibi özellikleriyle de ön plana çıkıyor.

    (FOTOĞRAF)

     



  • BAU Esports LoL Takımı Çin’de hem Türkiye'yi hem de Avrupa’yı temsil edecek

    İSTANBUL, (DHA) – AVRUPA Üniversitelerarası Espor Şampiyonası’nda (UEM)  Türkiye’yi temsil eden BAU Esports takımı, Büyük Britanya’yı 2-0 mağlup ederek finale kaldı. BAU Esports takımı, Çin’de düzenlenecek olan uluslararası turnuvada hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı temsil edecek.

    Dün oynanan 3 maçlık yarı final serisinde BAU Esports takımı, Büyük Britanya’yı 2-0 mağlup ederek final maçı oynamaya hak kazandı. Çin’in Xian kentindeki dünya finaline katılacak ekibin de belirlendiği karşılaşma, kıyasıya mücadelelere sahne oldu. Fransa, İtalya, İrlanda, Almanya, Hollanda, Büyük Britanya, Polonya ve İspanya gibi güçlü ülkelerin şampiyonaya veda ettiği turnuvada BAU Esports takımı, Çin'de düzenlenecek olan International College Cup'ta Avrupa bölgesini de temsil etmeyi garantiledi.

    HEDEF DÜNYA ŞAMPİYONLUĞU

    UEM finalinde, bu akşam Portekiz ile karşılaşacak olan BAU Esports takımının tek hedefi şampiyon olarak turnuvayı tamamlamak. Ayrıca BAU Esports takımı, Çin’in Xian kentinde 16-19 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek olan International College Cup'ta da galibiyetler elde edip, şampiyon olmayı hedefliyor.

    (FOTOĞRAF)

     



  • Dr. Öğr. Üyesi Türkoğlu:  Göbeklitepe'de Arkeolojik kazı, koruma ve turizm dengesi iyi gözetilmeli

    İSTANBUL, (DHA)-Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne kaydedilmesinin ardından ziyaretçi sayısının her geçen gün arttığını söyleyen İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) Restorasyon ve Konservasyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İlknur Türkoğlu, Göbeklitepe’de arkeolojik kazı, koruma ve turizm dengesinin iyi gözetilmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkoğlu, “Karşılaşılabilecek her sorun, ulusal ve uluslararası bilimsel kurallar ışığında ve farklı bilim dallarından uzmanlardan oluşan bir bilimsel danışma kurulunun kontrolünde çözülmeli. Alanda yapılması gereken bütün müdahaleler ve düzenlemeler, kalıntılara zarar vermeden, alanın arkeolojik ve bilimsel değerlerine aykırı olmadan sürdürülmeli” dedi.

    Şanlıurfa'da bulunan ve 2011'den bu yana Türkiye'nin UNESCO'daki Geçici Miras Listesi'nde yer alan Göbeklitepe arkeolojik alanında ortaya çıkan yapılar, dünyanın en eski anıtsal yapı grubu olarak biliniyor ve yerleşmenin tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dek uzanıyor. Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan İGÜ Restorasyon ve Konservasyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İlknur Türkoğlu, “Dünya ve Anadolu tarihi için paha biçilmez bir önemi olan Göbeklitepe, artık tüm dünyaya mal olmuş bir kültür varlığı ve insanlık tarihi açısından hala çok şey öğrenebileceğimiz bir bilgi kaynağı” diye konuştu.

    "GÖBEKLİTEPE'DE 4 KÜLTÜR TABAKASI TESPİT EDİLDİ"

    Göbeklitepe’de şu ana kadar MÖ 8.000 ile 10.000 yılları arasına tarihlenen 4 kültür tabakası tespit edildiğini dile getiren Türkoğlu, “Göbeklitepe’de gerçekleştirilen kapsamlı bilimsel kazılardan elde edilen bilgiler sayesinde bilim insanları, Anadolu’nun tarih öncesi dönemlerindeki yaşayış ve inanç sistemi hakkında şimdiye kadar bilinenleri gözden geçirmek ve tekrar yorumlamak zorunda kalmışlardır. Daha önceleri, bu anıtsallıktaki yapıların ancak tarım ve hayvancılık yapan, yerleşik yaşamın daha ileri aşamalarındaki insanlar tarafından inşa edilebileceğine inanılıyordu. Göbeklitepe’de ortaya çıkan anıtsal tapınak mimarisi ise M.Ö. 10 binlerde son derece organize bir toplum düzeninin ve ileri bir sanat anlayışının var olduğunu kanıtlamıştır. Tüm bunların oluşması için uzun bir kültürel geçmişin yaşanmış olması gerektiği açıktır” dedi.

    “KAZI YAPARAK KALINTILARI ORTAYA ÇIKARMAK YETERLİ DEĞİL”

    19. yüzyıldan itibaren bir bilim dalı olarak gelişen arkeolojinin, zaman içinde kendi kurallarını geliştirdiğini söyleyen Türkoğlu, “İlk dönemlerde daha çok gösterişli eski eserler elde etmek için yapılan arkeolojik kazılar, zaman içinde belli kurallara bağlandı. 1930’lardan itibaren uluslararası alanda hazırlanan ve taraf ülkelerin imzaladığı koruma belgeleri ile arkeolojik kazılarda, yerinde koruma, topluma aktarma ve sürdürülebilir planlama kavramları gündeme geldi. Günümüzde artık kazı yaparak kalıntıları ortaya çıkarmanın yeterli olmadığı, korunarak topluma katkı sağlayacak şekilde düzenlemenin ve geleceğe aktarmanın önemi, bilim insanları tarafından kabul görüyor” diye konuştu.

    O BÖLGEYE PRESTİJ KAZANDIRIYOR TURİZM HAREKETLENİYOR

    Türkoğlu şöyle dedi: "Dünya Mirası Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerin aday gösterdiği alanların önce geçici listeye, sonra da kalıcı listeye kabul edilmesi bu ülkelere prestij kazandırmakta ve bu ülkelerde hem merkezi hem de yerel ölçekte kültür varlıkları konusunda farkındalığın artmasına yardımcı olmaktadır. Bunun sonucu olarak o bölgedeki turizm hareketlenmektedir. Tüm bunlar sürdürülebilir turizm ilkelerine uygun bir şekilde planlandığında, bölgeye ve yerel ekonomiye önemli katkılar sağlamaktadır."

    “UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ YENİ SORUMLULUKLAR GETİRDİ”

    Dünya Mirası Listesi'ne kabul edilen alanlardan sorumlu olan devletlerin ve kurumların, yeterli koruma önlemleri ve kapsamlı bir yönetim planının hazırlanmasından ve uygulanmasından sorumlu olduğuna dikkat çeken Türkoğlu şunları söyledi: “UNESCO, bu çalışmaları desteklemek için alanlarda oluşturulan sit alanı yönetim ekibine teknik eğitim desteği sunmaktadır.Özellikle gelişmekte olan ülkeler için miras listesine kabul edilmenin önemli bir yararı “Dünya Mirası Fonu”na erişimdir. Yıllık olarak, Dünya Mirası alanlarının belirlenmesi, korunması ve tanıtılmasında Taraf Devletlere yardımcı olmak için yaklaşık 4 milyon ABD doları temin edilmiştir. Göbeklitepe bu bağlamda yıllardır farklı tartışmalara sahne olmaktadır. Alanın tanınırlığı arttıkça hızla artan turist sayısı, yerleşimde ziyaretçi merkezi, dinlenme ve hizmet mekânları, ulaşım yolları gibi çeşitli ihtiyaçların doğmasına neden olmuştur. Dünya Miras Listesi’ne kabul edilmesi, alanla ilgili olan kurumlara, Dünya Miras Listesi Sözleşmesi’nden kaynaklanan yeni sorumluluklar getirmiştir.”

    “ALANDAKİ DÜZENLEMELER BİLİMSEL DEĞERLERE AYKIRI OLMADAN SÜRDÜRÜLMELİ”

    Ziyaretçi sayısının her geçen gün arttığı Göbeklitepe’de arkeolojik kazı, koruma ve turizm dengesinin iyi gözetilmesinin gerektiğine vurgu yapan Türkoğlu, “Karşılaşılabilecek her sorun, ulusal ve uluslararası bilimsel kurallar ışığında ve farklı bilim dallarından uzmanlardan oluşan bir bilimsel danışma kurulunun kontrolünde çözülmeli. Alanda yapılması gereken bütün müdahaleler ve düzenlemeler, kalıntılara zarar vermeden, alanın arkeolojik ve bilimsel değerlerine aykırı olmadan sürdürülmeli” dedi.

    UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ NEDİR?

    Dünya mirasının korunması konusunda uluslararası bir hareket başlatma fikri, I. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış ve UNESCO tarafından hazırlanan “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Koruma Hakkında Sözleşme” 1972 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 1982 yılında imzalamış ve 192 taraf ülkeden biri olmuştur.

    TÜRKİYE'NİN LİSTEDE 18 MİRAS ALANI BULUNUYOR

    Sözleşmenin uygulanmasından sorumlu ana organ olan Dünya Mirası Komitesi, Dünya Mirası Listesi'nde yer alan alanların tespiti ve Dünya Mirası Fonu kapsamında uluslararası yardımların sağlanması için kesin kriterler geliştirmiştir. Sözleşmenin kabul edildiği tarihten itibaren evrensel değer taşıyan anıtları ve sitleri kapsayan Dünya Mirası Listesi oluşturulmaya başlanmıştır. Taraf ülkelerce komiteye bildirilen ve geçici listeye alınan alanlar içinde "Dünya Mirası Sözleşmesi'nin Uygulanması için Operasyonel Kılavuz" belgesinde yer alan ölçütleri yerine getirenler kalıcı listeye alınmakta ve Dünya Mirası Fonu’ndan yararlanmaya hak kazanmaktadır.

    Dünya Mirası Komitesi’nin Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirdiği 42. oturumunda kabul edilenlerle birlikte kalıcı listede 1092 miras alanı yer almaktadır. Bunlardan 845’i kültürel, 209’u doğal ve 38’i karma (doğal ve kültürel) miras alanıdır. Türkiye’nin söz konusu listede 16’sı kültürel, 2’si karma olmak üzere 18 miras alanı bulunmaktadır.

     

    (FOTOĞRAF)

     

     

     



  • Z. Altan Elmas: Kampanyamız başarılı oldu

    İSTANBUL, (DHA)- Türkiye genelinde Haziran ayında 119 bin 413 adet konut satışının gerçekleştiğini belirten KONUTDER ve Sur Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Z. Altan Elmas, "Haziran ayı konut satışlarında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 22 oranında bir yükseliş gözlendi. Bu artışta, KONUTDER olarak, GYODER ve İNDER ile birlikte 15 Mayıs ile 30 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz 'Birlikten Güç Doğacak, Türkiye Kazanacak' kampanyası etkili oldu. Konut alıcısı ve yatırımcılar, yüzde 0.98 faiz oranına ek olarak sunduğumuz yüzde 5 peşinat ve yüzde 20 indirim fırsatını iyi değerlendirdi ve özellikle kredili konut satışlarında artış yaşandı" dedi. 

    “BANKALAR FAİZİ YÜZDE 1’İN ALTINA DÜŞÜRMELİ”

    İpotekli satışlarda 47 bin 648 konut satışı ile 2017 yılının Haziran ayına göre yüzde 35 oranında artış yaşandığını dile getiren Elmas, "Bir önceki Mayıs ayı ipotekli satışlarıyla karşılaştırdığımızda yüzde 29’luk bir artış, birinci el satışlarında da yaklaşık yüzde 3’lük bir artış söz konusu. İstanbul’da da ipotekli satışlarda bir önceki Mayıs ayı ile karşılaştırdığımızda yaklaşık yüzde 28’lik bir artış, birinci elde de yaklaşık yüzde 8’lik artış gerçekleşti. Faizler psikolojik sınır olan yüzde 1'in altına inince ev alma talebini erteleyen vatandaşların ve yatırımcıların harekete geçtiğini bu yaptığımız kampanyayla beraber bir kez daha görmüş olduk. Kamu ve özel bankalar elini taşın altına koyarak konut kredisi faiz oranlarını yüzde 1’in altına muhakkak çekmelidirler" diye konuştu.

    “2018’DE YABANCIYA SATIŞTA REKOR BEKLİYORUZ”

    Yabancıya konut satışının artarak devam ettiğini belirten Elmas, "2017 yılının Haziran ayına göre yüzde 7 oranında artış ile 2 bin 60 adet konut satışı gerçekleşti. Yabancı yatırımcının ülkemize olan ilgisi her geçen gün artıyor. 2018 yılını rekor konut satışıyla kapatacağımızı düşünüyorum. Ülkemize çok ciddi döviz girdisi sağlayan yabancıya konut satışını artırmamız şart. Yabancı yatırımcı vatandaşlık hakkına 1 milyon dolarlık gayrimenkul aldığında kavuşuyor. Gayrimenkul sektörü olarak bizler bu rakamın 300 bin dolar civarına düşürülmesini talep ediyoruz" dedi.



  • Bursa’da 'Vergi Barışı' konuşuldu

    BURSA, (DHA)-BURSA iş dünyası, Mazars Denge Bursa Ofisi tarafından Podyum Davet’te düzenlenen Mali Uygulamalarda 'Vergi Affı' seminerinde bir araya geldi. Mazars Denge Yönetim Kurulu Üyesi YMM Şevki Boran’ın açılış konuşmasıyla başlayan seminerde Mazars Denge İstanbul Vergi Bölümü Başkanı YMM Mustafa Tan ve Mazars Denge Vergi Ortağı YMM Ferrah Sefer 7143 sayılı kanunu ve getirdiklerini masaya yatırdı.

     

    Mazars Denge İstanbul Vergi Departmanı Lideri YMM Mustafa Tan 'Varlık Barışı' olarak da adlandırılan 7143 sayılı kanunla getirilen matrah ve vergi arttırımı için “Vergi ve diğer mali borçların yeniden yapılandırılması ile ilgili yayımlanan 7143 sayılı yasa mükelleflere 2013-2017 yıllarına ait matrah ve vergilerini artırma imkanı getirdi. Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri 2013-2017 yıllarına ait gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve bazı kesinti yoluyla ödedikleri vergiler için matrah ve vergi artışı yapabilecekler. Gelir ve kurumlar vergisi açısından beyan edilen matrahlar 2013 yılı için yüzde 35, 2014 yılı için yüzde 30, 2015 yılı için yüzde 25, 2016 yılı için yüzde 20 ve 2017 yılı için yüzde 15 oranında artırılacak” dedi.

    Mazars Denge İstanbul Vergi Ortağı YMM Ferrah Sefer 'Varlık Barışı' olarak da adlandırılan 7143 sayılı kanunun yurt dışındaki varlıklarla ilgili getirdiklerini şöyle açıkladı:

    KAPSAMLI VERGİ AFFI YENİDEN GÜNDEMİMİZDE

    “8 Mayıs tarihinde yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanunla oldukça kapsamlı bir 'Vergi Affı' yine yeniden gündemimize girmiştir. Bu Af Kanunuyla; kesinleşmiş alacakların yeniden yapılandırılmasına, ihtilaflı alacakların tasfiyesine, matrah ve  vergi artırımına, kayıt ve muhasebe düzeltmelerine, varlık barışına ve yurt dışı bazı kazançların istisna edilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Varlık barışıyla, yurt dışında bulunan varlıklar veya Türkiye'de bulunup yasal defter kayıtlarında yer almayan varlıklar kapsama alınmak suretiyle bu varlıkların milli ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır.

    Ayrıca 7143 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle, tam mükellefiyete tabi kişi ve kurumların 31.10.2018 tarihine kadar elde ettikleri; yurt dışı iştirak kazançları, yurt dışı iştirak hissesi satışından doğan kazançları ve yurt dışı şube kazançları Kurumlar Vergisi Kanunu’nda aranan koşullara bakılmaksızın istisna edilmiştir. Bunun için aranan tek şart, bu kazançların 31.12.2018 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesidir.”

     

    (FOTOĞRAF)

     

     

     



  • “Tatilde ve seyahatte beslenmenize dikkat edin”

    LEFKE, (DHA)  - LEFKE Avrupa Üniversitesi (LAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ç. Tuba Günebak yaz döneminde planlanan tatil ve seyahatte beslenme üzerine tavsiyelerde bulundu. 

    “VALİZİNİZE ARA ÖĞÜN SEÇENEKLERİ KOYUN”

    Tatilde su içmeyi ihmal etmemek gerektiğini ifade eden Günebak, “Yola çıkmadan önce yolculuk süresince tüketebilmek için örneğin 2 adet sade tam tahıllı galeta ile küçük paketli krem peyniri gibi sağlıklı ara öğün alternatiflerini seçebilirsiniz. Tatil süresince otelde ya da yazlıkta yapılacak ikramlara aldanmamak için valizinize yer kaplamayacak kadar küçük, tok tutacak kadar besleyici ara öğün seçenekleri atın. Mesela; yağlı tohumlar (ceviz, çiğ badem gibi), kuru meyveler, yulaf ezmesi, şekersiz protein barı gibi” dedi.

    “ALKOL YERİNE PAPATYA ÇAYI İÇİN”

    Vücut su oranını korumanın bir yolunun da seyahatten önce alkol almamak ya da alkol alımını oldukça sınırlamak olduğunu ifade eden Günebak,”Uzun süreli uçak yolculukları sizde gerginliğe yol açıyorsa alkol yerine rahatlatıcı bir çay önerebilirim; papatya çayı. Turist ishalini duymuşsunuzdur. Hassas bir mide-bağırsak sisteminiz varsa, valizinize mutlaka bağırsak floranızı düzene sokmanıza yardımcı olacak probiyotik şase koyun” şeklinde konuştu.

    “PORSİYON PAYLAŞMAK İYİ BİR ALTERNATİFTİR”

    Her şeyin tadına bakmak istiyenlere de önerilerde bulunan Günebak, “Tatmak istediklerinize dair bir liste yapın ve her gün bir tanesini tadın. Porsiyon paylaşmak iyi bir alternatiftir. Akşam yemeğinde menüde alkollü içecek de mi var? Tercihiniz şaraptan yana olsun. Şarap, içerdiği resveratrolle kalp sağlığınızı destekler. Bir kadeh şarabın 2 ince dilim ekmek ve 1 adet cevize eşdeğer enerji (kalori) verdiğini unutmayın ve o gün bu besinleri beslenme programınızdan çıkartın” dedi.

    HİJYENİ ÖNEMSEYENLERE ÖNEMLİ TAVSİYELER

    Gittiğiniz bölgedeki besin veya su hijyeninden emin olamayanlara tavsiyeler veren Günebak, “Suyunuzu kaynatıp ya da kaynattırıp için, içeceklerinize buz koydurtmayın. Tercihen kapalı paketli içecekleri alın, sipariş edin. Çeşme suyu ile dişlerinizi fırçalamayın. Suyun hijyen kalitesinden çok mu endişelisiniz? O zaman bir litre suya iki damla tentürdiyot damlatın ve yarım saat bekletin. Sanite edilmiş suyunuz hazır. Çiğ besinleri tüketmeyin. Sokak satıcılarından yiyecek almayı tercih etmeyin. Soslu ve yoğun baharatlı yiyecekleri tercih etmeyin. Riskli besinlere örnek vermemi isterseniz; yumurta salatası, patates salatası, makarna salatası, ev yapımı mayonez gibi bazı soslar, menşei bilinmeyen dondurma, kapı sütü (pastörize edilmemiş süt), taze peynir, uzun süre açıkta beklemiş pişmiş yemek” şeklinde konuştu.

    “HER BESİN GRUBUNDAN BİR YİYECEK OLMALI”

    Her ana öğünde tabakta bir ana besin grubundan yiyecek olmasını öneren Günebak, “Bir tane süt grubundan, süt veya yoğurt veya ayran veya kefir, bir tane et grubundan, peynir veya balık ya da deniz mahsülleri veya kümes hayvanları veya kırmızı et ya da yumurta, bir tane tam tahıllı besin, tam tahıllı ekmek veya bulgur veya kara buğday veya kurubaklagiller ve son olarak da bir ya da iki küçük boy sebze ya da meyve olsun” dedi.

    “ÖDEM SIKINTISI ÇEKENLER TUZLU YİYECEKLER YEMESİN”

    Uçuş sonrası ödem sıkıntısı çekenlere de önerler veren Günebak, “Uçuştan bir gün önce az tuzlu beslenin; turşu, zeytin gibi salamura besinleri tüketmeyin. Hem vücudunuzun su oranını koruyabilmek hem de hava değişiminin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini minimize etmek için taze sebze ve meyveler tüketin. İçtiğiniz suya taze sıkılmış limon suyu, iyi yıkanmış limonun kabuğunu ekleyin. Uçuş günü ve ertesi günü yeşil çay, beyaz çay, ada çayı ve kiraz sapı çayı için, uçuştan bir hafta öncesinden başlayarak pro ve prebiyotik besinleri tüketin” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAF)

     

                                     



  • Doç. Dr. Nur Köprülü: 9 milyon Suriyeli yer değiştirdi

    LEFKOŞA, (DHA)-YAKIN Doğu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nur Köprülü Suriyeli mülteciler konusunu incelediği “Akdeniz’deki Mülteci Krizi Çerçevesinde Ürdün ve Lübnan’daki Suriyeli Mülteciler” konulu çalışmasını Lizbon Üniversitesi'nde gerçekleştirilen “6. Uluslararası Göç Konferansı”nda sundu. Köprülü çalışmasında; 9 milyondan fazla Suriyelinin Mart 2011’de savaşın patlak vermesiyle evlerini terk ederek komşu ülkelere gittiğini veya Suriye içinde yer değiştirmek durumunda kaldığını belirtti.

     

    Prof. Dr. Yücel Vural’ın oturum başkanlığını yaptığı ve göçün siyasi dinamiklerinin irdelendiği panelde Doç. Dr. Nur Köprülü, Akdeniz’deki Mülteci Krizi Çerçevesinde Ürdün ve Lübnan’daki Suriyeli Mülteciler” başlıklı bildirisini sundu.

    Doç. Dr. Köprülü konuşmasında, Arap ayaklanmalarının başladığı 2011 yılından bu yana Suriye’de başlayan iç çatışmaların ülkede ve bölgede yarattığı belirsizlik ortamı ile mültecilerin göçünün hem Akdeniz coğrafyasını hem de Avrupa Birliği’ni tanık olabilecekleri en büyük mülteci sorunu ile karşı karşıya getirdiğini belirtti. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)’in verdiği rakamlar gözönüne alındığında başta Türkiye olmak üzere Ürdün ve Lübnan’nın çok sayıda mülteciye ev sahipliği yaptığını ifade etti.

    MÜLTECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

    9 milyondan fazla Suriyelinin Mart 2011’de savaşın patlak vermesiyle evlerini terk ederek komşu ülkelere gittiğini veya Suriye içinde yer değiştirmek durumunda kaldığını aktaran Doç. Dr. Köprülü UNHCR’a göre, yaklaşık 2,5 milyon kişinin Suriye’den en yakın komşu ülkeleri olan Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’a göç etti, 6.5 milyon kişi ise Suriye içinde yer değiştirdi. Doç. Dr. Köprülü, “Özellikle işsizlik ve ekonomik problemlerle başa çıkmaya çalışan Ürdün’de Arap-İsrail Savaşları sonrası göç eden Filistinliler, ardından 2003 yılında ABD’nin Irak’a müdahalesi ile göç eden Iraklı mültecilerden sonra ülke bu sefer de Suriyeli mültecilere kapısını açmıştır" dedi.  

    DEĞİŞEN NUFUS YAPISI VE SİYASAL İSTİKRAR İLİŞKİSİ

    Köprülü, "Nüfusuna göre dünya ölçeğinde en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelen Ürdün Krallığı ve Lübnan gibi ülkelerde hali hazırda  yaşanan kimlik tartışmaları, ekonomik sorunlar ve Lübnan özelinde siyasi istikrar gibi meseleler mülteci sayısının her geçen gün artmasıyla daha da derinleşiyor” diye konuştu. Lübnan’ın mültecilere yönelik uyguladığı açık kapı politikasının ülkedeki mezhepsel kimliklere dayalı siyasal güç paylaşım modeli nedeni ile sürekli tartışılan bir mesele olduğunun altını çizen Doç. Dr. Nur Köprülü, ülkede değişen nüfus yapısının siyasal istikrar ile ilişkilendirildiği bir noktaya geldiğini de vurguladı. 

    (FOTOĞRAF)



  • “Yıldırımdan korunmak için paratoner yeterli değil”

    Selin GÜRSEL – Ömer HASAR / İSTANBUL, (DHA) – TÜRKİYE’DE aşırı gerilim ve yıldırım darbesi sonucunda birçok fabrika, tesis, güneş ve rüzgar enerji santralleri zarar görüyor. Bilinçsiz korunma olduğu için insanlar yanlış bilgilerle ilerliyor ve bir yıldırım düştüğünde tüm cihazlar, makinalar zarar görebiliyor. Yıldırımın düştüğü yerden itibaren 2 kilometrelik bir alana etki ettiğini ve sadece paratoner (dış yıldırımlık) kullanmanın yeterli olmadığını dile getiren Elektrik Yüksek Mühendisi Serdar Aksoy, “Yıldırımdan korunma konusunda ağırlıklı olarak dış yıldırımlara yönelik paratoner sistemleri biliniyor. Ancak paratonere yıldırım düştüğünde tüm elektriksel cihazlar yanıyor. O yüzden yıldırımdan korunmayı iç yıldırımlık, dış yıldırımlık, topraklama ve eşpotansiyel olarak ayırmak gerekiyor” dedi.

    Yıldırımdan Korunma Merkezi (Yılkomer), Raycap ve Solarian firmaları ile birlikte ‘Güneş Santrallerinde Yıldırımdan Koruma’ konusunda bir eğitim konferansı düzenledi. Konferansta güneş santrallerinin yıldırımdan korunması, açık gerilim (AG) Parafudr seçimi, Raycap Strikesorb teknolojisi, periyodik ölçüm, topraklama, performans arttırıcı önlemler ve düzenlemeler, Raycap Prosms uzaktan izleme ve string monitoring sistem hakkında eğitim verildi.

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Yılkomer Genel Koordinatörü ve Raycap-Iskra Zascite Ülke Sorumlusu Serdar Aksoy, “2 bin 400 farklı ürüne sahibiz. Her şeyin bir koruması mevcut. Yani bu bir kader değil. Yıldırıma karşı bilimsel bir koruma sağlayabiliriz. Bunu da zaten alçak gerilim parafudr sistemleriyle yapıyoruz” dedi. Üç oturumda gerçekleşen konferansta Serdar Aksoy ‘Solar Sistemlerde Yıldırımdan Korunma Tasarımı, AG Parafudr Seçimi, Topraklama ve Eşpotansiyel Sistem Kavramları’ hakkında konuştu.

    “PARATONERLE DOĞRU KORUMA YAPMIYORUZ “

    Ülkemizde tesislerin yıldırımdan korunma konusunun çok havada kaldığını belirten Aksoy, “Doğru önlemler alınmıyor. Bunun sonucunda da tesisler ciddi zararlar görüyor. Yıldırımdan korunma konusunda ağırlıklı olarak dış yıldırımlara yönelik paratoner sistemleri biliniyor. Ancak paratonere yıldırım düştüğünde tüm elektriksel cihazlar yanıyor. Burada enerji tesislerinin invertörleri, haberleşme modülleri, rüzgar santrallerinin köşkleri zarar görüyor. O yüzden yıldırımdan korunmayı iç yıldırımlık, dış yıldırımlık, topraklama ve eşpotansiyel olarak ayırmak gerekiyor. Yalnız paratonerle doğru koruma yapmıyoruz” dedi.

    “KONUYA BİLİMSEL AÇIDAN YAKLAŞMAMIZ GEREKİYOR”

    Kişilerin sadece çatı üstü korumaya odaklandığını belirten Aksoy, “Elektriksel cihazlarını kimse korumuyor. Bir yıldırım düştü mü 2 kilometrelik yarı çapta etki ediyor ve bu alana giren tüm cihazlar zarar görüyor. Son dönemde özellikle Türkiye’de yıldırım oranında ciddi bir artış var. İki buçuk yılda 7 buçuk milyon yıldırım düşmüş durumda. Bunlar 300 kilo ampere ulaşıyor. Bir fabrika düşünün, devamlı üretim yapmak zorunda. Ve bir yıldırım darbesiyle tüm cihazlarının yanabiliyor. Bu ciddi bir ekonomik kayıptır. Her şeyden önce tesis duruyor ve bunun yanında can kaybı da söz konusu. Yangın riski oluşuyor. Bizim de bu noktada bir mühendislik çalışması yaparak bu konuya bilimsel açıdan yaklaşmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “SADECE İSTANBUL’UN İÇİNE 6 BİN ADET YILDIRIM DÜŞTÜ”

    Türkiye’nin her yerinde binlerce yıldırıma maruz kalındığını ifade eden Aksyoy, “Geçende bir dolu olayı yaşandı, herkes arabasını komik bir şekilde örttü. O dönemde sadece İstanbul’un içine 6 bin adet yıldırım düştü. Ve bize ulaşan bütün hasarlar ‘yıldırım düştü, cihazlarım yandı’ şeklindeydi. Ciddi anlamda yangın tehlikesi atlatan tesisler var. İstatistikî olarak Türkiye’de Antalya, Muğla, Adana ve Mersin bölgesine ciddi yıldırımlar düşüyor” dedi. 

    “ELEKTRİKSEL SİSTEMİ KORUMAK İÇİN AG PARAFUDRLARI ŞART”

    Alçak gerilim parafudrlarını tanımlayan Aksoy, “Bunlar elektriksel korumadır. Elektrik panonuza ya da kamera girişine taktığınızda o hatta yıldırım ya da şebeke darbelerin zarar vermesini engellersiniz. Yani siz çatı üzerine kurduğunuz bir sistemle elektriksel sistemi koruyamazsınız. IEC 62305 standardı gereği sizin parafudr sistemleriyle koruma yapmanız lazım. Ancak ülkemizde yıldırımdan korunma yangın yönetmeliğinde geçiyor. O konuda da kontrole gelen itfaiye ‘Paratoner var, burası korunuyor’ diyerek yapıyor. Ama kimse elektriksel cihazların korunmasına odaklanmıyor. Telekom hatlarından da darbe alabiliyoruz” şeklinde konuştu.

    “HER TESİSİN KORUMASI FARKLI”

    Yıldırımdan korunmak tesislerin yapması gerekenler hakkında bilgi veren Aksoy, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Öncelikle tesise gelip bir risk analizi yapmamız gerekiyor. Ülkenin farklı yerlerindeki tesislerin farklı korumaları oluyor. Çünkü aynı yıldırım düşmüyor. Bir mühendislik çalışması yapıp ona göre ürün önerilmesi gerekiyor. Doğru ürünler seçilince montajının da doğru yapılması gerekiyor. Tesis 10 yıl garantili koruma altına alınabiliyor. Artık yıldırımdan oluşan hasarları sigorta firmaları da karşılamıyor. Bu durum şartnamelerinde yer almaya başladı. O yüzden bu konuya bilimsel bir bakış açısıyla yaklaşıp profesyonel firmalarla ilerlemeleri daha doğru olur. Ülkemizde bu konuda yönetmeliklerin biraz daha doğru olması lazım. İnsanların zarar gördükten sonra değil, zarar görmeden önce önlem almaları gerekiyor.”

    (FOTOĞRAF-VİDEO)



  • DAÜ Caretta Caretta yavrularını denizle buluşturdu

    GAZİMAĞUSA, (DHA) - DOĞU Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Sualtı Araştırma ve Görüntüleme Merkezi ile Mağusa Mesarya Lions Kulübü tarafından her yıl birlikte yaptıkları ‘Caretta Caretta yavrularının deniz ile buluşturulması’ etkinliği, bu yıl AIESEC Doğu Akdeniz Şubesi’nin de katkılarıyla, İskele Bölgesi’nde gerçekleştirildi.

    Yumurtlama dönemi boyunca yuvaların tespit edilip koruma altına alınması için AIESEC Doğu Akdeniz’in yaptığı ve Merkez Sorumlusu Yrd. Doç Dr. Burak Ali Çiçek'in yürüttüğü projeye 8 farklı ülkeden 16 gönüllü öğrenci katıldı. Yapılan ortak çalışma sayesinde, yavruların yuvalardan güvenli bir şekilde çıkmaları konusunda ciddi emek harcandı.

    İskele Bölgesi’nde Caretta Caretta yavruları bölge halkının da ilgi gösterdiği katılımla deniz ile buluşturuldu.

    HAYATTA KALMA ŞANSLARI ARTTI

    Yapılan araştırmalar neticesinde her yıl deniz ile buluşturulan Caretta Caretta yavrularının hayatta kalma şanslarının yüzde 1 veya 2 olduğu; yapılan gönüllü uğraş ve çabaların önemini gösteriyor. Katılımcılar, çevre ve canlılara karşı daha duyarlı olunması ile doğal hayatın korunması konusunda toplumda farkındalık yaratmak adına yapılan bu çalışmaların çoğalmasının gelecek için daha ümit verici olacağını belirtti.

    (FOTOĞRAF)

     



  • Çağla Baykam ve Efe Bezci nişanlandı

    ANKARA,  (DHA) - KAM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Çağla Baykam ve BESA Grup Yönetim Kurulu Üyesi Efe Bezci evliliğe ilk adımlarını görkemli bir nişan töreni ile attı.

    KAM A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Çağla Baykam ve BESA Grup Yönetim Kurulu Üyesi Efe Bezci, Baykam ailesinin Ankara’da bulunan villasının bahçesinde gerçekleşen nişan töreni ile evlilik yolunda ilk adımlarını attı. Londra’da romantik bir evlilik teklifi ile mutluluklarını taçlandıran Baykam ve Bezci çifti, TOBB Başkanı Sn. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun kız isteme seremonisi ile aşklarını ailelerinin huzurunda resmiyete dökmüştü.

    BEDRİ BAYKAM'DAN DUYGUSAL KONUŞMA 

    Nişan törenine genç çift enerjileri ile damga vururken,  Dünya Sanat Birlikleri Başkanı Bedri Baykam’ın nişan kurdelesini kesip nişan yüzüklerini takarken yaptığı sıcak konuşma da konuklara duygusal anlar yaşattı.

    DJ WOLFSON'DAN EĞLENCELİ PERFORMANS

    Nişan töreni için hazırlanan göz alıcı gecede davetliler, melek kemancılar tarafından karşılandı. Piyano ve keman şovu eşliğinde sunulan akşam yemeğinin ardından ise konuklar orkestra,  dans şovları ve havaifişek gösterileri ile devam eden gecede keyifli anlar yaşadı.

    Nişandan sonra düzenlenen partide sahne alan dünyaca ünlü DJ Wolfson’un performansı davetlilere eğlenceli bir gece yaşattı.

    (FOTOĞRAF)

     

     



  • İAÜ’den 80 öğretmene 'STEM Sertifikası' 

    İSTANBUL, (DHA) - İSTANBUL Aydın Üniversitesi (İAÜ) Eğitim Fakültesi bünyesinde yer alan Türkiye’nin ilk STEM laboratuvarı, 3 ayrı grupta 120 saatlik eğitim sonucunda 80 STEM öğretmenine sertifikalarını verdi.

    Öğrencilerde disiplinlerarası düşünmeyi ve 21’inci yüzyıl becerilerini geliştirmeyi hedefleyen ilk STEM Laboratuvarı, 'Türkiye'nin ilk STEM Öğretmeni Sertifika Programı' kapsamında 16’ncı dönemini tamamladı.

    Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik) kelimelerinin baş harflerinin birleşiminden oluşan STEM, fen bilimleri ve matematik bilgisini mühendislik ve teknoloji ile entegre ederek öğrencilere vermeyi amaçlayan bir eğitim yaklaşımı. STEM Öğretmeni Yetiştirme Projesi kapsamında 'Türkiye'nin ilk STEM Öğretmen Sertifika Programı'nın oldukça önemli olduğunu ifade eden İAÜ Eğitim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Devrim Akgündüz, “Yaptığımız çalışmalarla STEM eğitiminin Türkiye’de yaygınlaştırılmasını ve doğru uygulanmasını istiyoruz. Bu bağlamda okullarla ve öğretmenlerle çalışmalar yürütüyoruz” dedi.

    "ÖĞRENCİLERİN 21’İNCİ YÜZYIL BECERİLERİNİ KAZANMALARINI HEDEFLİYORUZ"

    STEM'in fen bilimleri ile matematik bilgilerinin bir arada kullanıldığı bir eğitim yaklaşımı olduğunu söyleyen Dr. Akgündüz, "Günümüzde bu disiplinler birbirinden bağımsız şekilde değil, birbirine bütünleşmiş şekilde kullanılmaya çalışılmaktadır. Öğrencilerin tasarım odaklı düşünmesini, fen bilgisi ve matematik bilgisini daha sistematik şekilde hafızalarına yerleştirmesini hedefliyoruz. Bunun yanında öğrencilerin, 21’inci yüzyıl becerileri dediğimiz; eleştirel düşünme, yaratıcılık, iletişim kurma, karmaşık problem çözebilme ve iş birliği yapma gibi çeşitli becerileri de elde etmesini STEM eğitimi sürecinde sağlayabiliyoruz" şeklinde konuştu.

    “TRENDLERİ TAKİP EDİYORUZ”

    Dünyanın eğitim ile ilgili trendlerini takip ettiklerini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Akgündüz, "Ve bu eğitim trendlerine yönelik projeler hazırlıyoruz. STEM için farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. STEM laboratuvarımızda Türkiye'nin ilk ‘STEM Öğretmeni Sertifika Programını’ gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bu sertifika programı 2015 yılında başladı. 16’ncı sertifika programımızı gerçekleştirerek toplamda 400’den fazla öğretmeni sertifikalandırdık. Bu alanda pek çok çalışmalar ve projeler yürüttük. Bunun yanı sıra öğretmen, öğrenci, özel yetenekliler ve dezavantajlı öğrencilere yönelik STEM, Kodlama, Robotik gibi eğitimlerimiz de var" dedi.

    ÖĞRETMENLERE UYGULAMALI EĞİTİM

    Sertifika programı kapsamında öğretmenlerin almış oldukları uygulamalı eğitimleri daha sonrasında okullarında uygulama fırsatı yakaladıklarına da değinen Dr. Akgündüz, "STEM ile ilgili en önemli çalışmalarımızdan biri, içinde STEM Öğretmeni Sertifika Programını gerçekleştirdiğimiz bu STEM laboratuvarıdır. Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz burada uygulamalı eğitim almaktadırlar. STEM eğitimin tüm bileşenlerini ve eğitimini uygulamalı olarak veriyoruz. Dolayısıyla öğretmenlerimiz burada aldıkları eğitimi kendi okullarında uygulama şansı yakalıyor. Bu konuda okullarla da çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

    Bu alanda önemli yayınlara da sahip olduklarını ifade eden Dr. Akgündüz, "Türkiye'de ilk olma özelliğine sahip çeşitli yayınlarımız var. Bunlar STEM Eğitimi Türkiye Raporu ve STEM Eğitimi Çalıştay Raporu’dur. Ayrıca son olarak ise STEM Eğitiminin Öğretim Programı'na Entegrasyonu Raporu'nu yayınladık. Birçok makalemiz, kitaplarımız ve konferans bildirilerimiz yayınlandı ya da yayın aşamasında" dedi.

    (FOTOĞRAF)

     



  • Havası kirli şehirlerin diyabet oranları da yüksek

    İlknur SARGUT-Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA)- TÜRKİYE’NİN en kirli havasına sahip şehirleri olan Bursa, Malatya, İstanbul, İzmir ve Ankara’da görülen diyabet (şeker hastalığı) oranları; Türkiye ortalaması olan yüzde 14’ün üzerinde yer alıyor. Temiz havasıyla bilinen Trabzon’da ise bu oran sadece yüzde 9’larda.

    Amerikalı bilim adamları, güvenli varsayılan seviyelerde bile hava kirliliğinin diyabet riskini arttırdığını tespit etti. Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yaptığı araştırmaya göre, şeker hastalığını tetikleyen etmenlerden biri de hava kirliliği. Türkiye’deki sonuçlar da bu araştırmayı doğruladı. Türk Toraks Derneği tarafından açıklanan son veriler;  Dünya Sağlık Örgütü referans verileri baz alındığında, Türkiye’deki 81 ilden 80’inin havasının kirli olduğunu ortaya koydu. Araştırma Türkiye'nin en kirli 5 şehrinin Bursa, Manisa, Adana, Denizli, Niğde olduğunu tespit etti. Bu illerin diyabet oranları da şaşırttı. 

    "KİRLİ HAVA BU RİSKİ ARTIRIYOR"

    Hava kirliliğinin obezite ve diyabet oranını arttırdığını anlatan Medicana Beylikdüzü Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fevzi Balkan, “Diyabetin oluşma nedeni, hava kirliliği nedeniyle ortaya çıkan toksinler. Vücut bu toksinlere maruz kalıyor. Bunun sonucunda endotel doku bozulduğu için insülin direnci ve hormonunun vücuda etki etmesi zorlaşıyor. Dolayısıyla insülin direnci, kalp problemleri, metabolik bozukluklar gelişiyor. Bunların hepsi diyabet riskini artırıyor” dedi.

    "KİRLİ ŞEHİRLER MALATYA VE BURSA ŞEKER HASTALIĞINDA İLK SIRADA"

    Türkiye’de 2010 yılında yapılan TURDEP araştırmasını hatırlatan Doç. Dr. Fevzi Balkan, “Araştırma, Türkiye'nin diyabet ortalamasını yüzde 13.7 olarak gösteriyor. Yani 7 kişiden birinde diyabet görülüyor. Kırsal kesim ve şehirde oranlar değişiklik gösteriyor. En fazla diyabetin görüldüğü illerimiz Malatya ve Bursa. Oranlar, Malatya’da yüzde 20.2, Bursa'da yüzde 20'nin üzerinde yani bu iki ilin diyabet oranları Türkiye ortalamasının üzerinde. Üç büyük ilimiz, İstanbul, Ankara ve İzmir'de de durum çok farklı değil. Buralarda da diyabet oranları Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor. Gaziantep, Denizli gibi illerde de diyabet oranları yüzde 15'in üzerinde. Hava kirliliğinin fazlalığı diyabet etmenlerinden biri olabilir” diye konuştu.

    "BURSA’DA 5 KİŞİDEN BİRİNİN ŞEKERİ VAR"

    Türkiye'de her 7 kişiden birinde, Bursa'da ise her 5 kişiden birinde diyabet olduğunu belirten Doç. Dr. Fevzi Balkan, “Etkenlerin başında hava kirliliği yer alabilir. Trabzon ise yüzde 9 ile diyabet oranının en düşük olduğu illerimizin başında geliyor. Tabi temiz yayla havası olduğunu düşünürsek yine diyabet ile hava kirliliğinin ilişkisini görürüz” dedi.

    "ÜÇ KİŞİDEN BİRİ OBEZ"

    Diyabette genetik faktörler önemine dikkat çeken Balkan, şöyle devam etti:

    “Bir diğer şey ise stres. Maalesef büyük şehirlerde stres çok fazla. Araba kullanım oranı çok fazla, trafikte geçirdiğimiz süre çok fazla. Bunların hepsi tabi ki etken ama en önemli etken kilo kontrolü. Kilo kontrolü çok önemli diyabeti engellemek için. Çünkü kilo insülin direnci, insülin direnci ve diyabet birebir ilişkili. Türkiye'de maalesef her 3 kişiden birinde obezite görülmekte. En son veriler yüzde 32 obezite sıklığı diyor bu da her 3 kişiden birinde obezite görüldüğünü gösteriyor.”

    "YILDA 34 BİN İNSAN HAVA KİRLİLİĞİNDEN HAYATINI KAYBEDİYOR"

    'Hava kalitemiz kirli' diyen Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, "Havamız kirli, ne yazık ki hava kalitemiz iyi değil. Yapılan çalışmalar ise her geçen gün hava kirliliğinin arttığını gösteriyor. Oranlar, Dünya Sağlık Örgütü'nün güvenli dediği oranların bile insan sağlığını olumsuz etkilediğini gösteriyor. Hava kirliliği bakımından en riskli grup kronik hastalığı olanlar. Koah dediğimiz kronik solunum yolu rahatsızlığı olan kişiler, astım hastaları, kalp hastaları, yüksek tansiyonu olan kişiler, beyin hastalığı olan kişilerin hassasiyeti oldukça fazla. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranlarında artış görülebilir. Dünyada yılda 7 milyon civarında insan hava kirliliğine bağlı olarak erkenden hayatını kaybediyor. Türkiye'de ise yılda yaklaşık 34 bin insan hava kirliliğine bağlı olarak erken dönemde hayatını kaybediyor" ifadelerini kullandı.

    "ANNE KARNINDAKİ BEBEK BİLE ETKİLENİYOR"

    Hava kirliliğinin çocukların akciğer gelişimini olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Bayram, "Çalışmalar hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde yaşayan çocukların akciğer gelişiminin havanın daha temiz olduğu yerlere göre daha düşük olduğunu göstermiş. Hava kirliliği ne yazık ki çocukların akciğer gelişmişini olumsuz etkiliyor. Çalışmalar havanın kirli olduğu bölgelerde anne karnındaki bebeğin dahi etkilendiğini ortaya koyuyor. Havanın kirli olduğu bölgelerde dünyaya gelen bebeklerin doğum ağırlığının düşük olduğu ortaya çıkmış. Bu çocuklarda erken dönemlerde çeşitli solunum hastalıklarına bağlı belirtilerin daha çok olduğunu ortaya koymuş" dedi.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

     



  • Çinli öğrencilerden Türk ezgileri

    Selin GÜRSEL – Ömer HASAR / İSTANBUL, (DHA) – Bahçeşehir Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Diller Uygulama ve Araştırma Merkezi (BAU Türkmer) bünyesinde Türkçe ders alan Çinli öğrenciler, eğitimlerini tamamladı. Başarı belgelerini alarak ülkelerine dönecek olan öğrencilerin klarnet çalarak, Türkçe şarkılar söylediği etkinlik ise renkli görüntülere sahne oldu.

    BAU Türkmer bünyesinde, Xian Yabancı Diller Üniversitesi’nden Türkiye’ye gelerek Türk Dili ve Edebiyatı dersi gören 27 öğrenci, 1 yıllık eğitimlerinin ardından başarı belgelerini aldı. Düzenlenen etkinlik ile cübbe giyerek kep atan Çinli öğrenciler, şarkılar söyleyerek Türk kültürü hakkında deneyimlerini paylaştı. Türkiye’deki eğitimleri boyunca Türkçe isimler kullanan öğrenciler, Türkiye’yi çok sevdiklerini ve tekrar gelmek istediklerini söyledi. Öğrenciler için düzenlenen etkinlik ise BAU Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Güngör ve BAU Yabancı Diller Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğretim Görevlisi Mehmet Atasagun’un yaptığı açılış konuşmalarıyla başladı. Konuşmaların ardından öğrencilerin Türkiye’de geçirdiği 1 yıllık süreci anlatan slayt gösterimi yapıldı.

    “TÜRK KÜLTÜRÜNE KARŞI ÇOK İLGİLELER”

    Öğrencilerin haftada 24 saat, toplamda 800 saatlik bir Türkçe programla eğitim aldıklarını belirten Öğr. Gör. Mehmet Atasagun, “Türkmer, yabancılara Türkçe öğreten bir merkez. Bu program ile Çin’in Xian Yabancı Diller Üniversitesi’nden 27 öğrenci buraya Türkçe öğrenmeye geldi. Bu öğrenciler de Çin’de hali hazırda 4 yıllık Türkçe lisans eğitimi alan öğrenciler. 4 yılın bir yılını Türkiye’de geçirmeye karar verdiler. Bu program dahilinde öğrencilerin çoğu 8 aydır, 4-5 öğrenci de 4 aydır burada ve artık bugün de mezun oluyorlar. Öğrenciler Türk kültürünü çok sevdi. İstanbul’daki tarihi yerleri ziyaret ettiler. Bayramlarımıza, milli günlerimize karşı çok ilgiliydiler ve çok da iyi öğrencilerdi. Biz onları özleyeceğiz” şeklinde konuştu.

    “LİSEDEYKEN İSTANBUL’A GELMEYİ ÇOK İSTİYORDUM”

    Eğitimi boyunca Selma ismini kullanan 21 yaşındaki Anyu Lu, “Dil bilgisi, konuşma, dinleme hakkında çok fazla şey öğrendim. İlk önce hocalarıma çok teşekkür ederim. Onlarla çok güzel vakit geçirdik. Çin’e gittikten sonra onları çok özleyeceğim.  Lisedeyken İstanbul’a gelmeyi çok istiyordum. Çin’de çok ünlü bir eğlence programı var.  Onu izledikten sonra Türkiye çok ilgimi çekmişti. Türkçe’yle ilgili yüksek lisans yapmak istiyorum. Ve onu da burada yapmak istiyorum” şeklinde konuştu.

    “DAHA AYRANA ALIŞAMADIM”

    Nesibe adını kullanan 20 yaşındaki Lan Hai ise şunları söyledi: “Burada 4 ay kaldım. İstanbul’un turistik yerlerine gittim, çok güzellerdi. Gelmeden Türkçe konuşamıyordum ve internetten bir sürü şeye baktım. Ama geldikten sonra Türkiye ve İstanbul hakkında başka şeyler öğrendim. Mesela insanların günlük hayatta nasıl yaşadığını bizzat öğrendim. Benim yaşadığım yerde deniz yok. Üniversitenin deniz kenarında olması sebebiyle burada okurken deniz manzarasını görebildim. Türkler tatlı ve tuzlu şeyleri daha çok seviyor. Çin’de böyle şeyler yemiyoruz. Başka yemeklere alışmaya başladım ama ayrana daha alışamadım. Eğer ileride fırsatım olursa Türkiye’ye yine geleceğim”

    Mezun olan 27 öğrenciye başarı belgeleri, Prof. Dr. Ali Güngör ve Öğr. Gör. Mehmet Atasagun takdim etti. Sertifikalarını alan öğrenciler kep attı. Tören, Çinli öğrencilerden Orhan’ın klarnet çalması, Sevda ve Sedef’in ise şarkı söylemesiyle sona erdi.

    (FOTOĞRAF-VİDEO)



  • “Fazla güneş D vitamini sağlamıyor, aksine vücuttaki D vitaminini de alıyor”

    İSTANBUL, (DHA) – YAZ mevsimi gelince güneşin faydaları ve zararları her daim konuşuluyor. Güneşte fazla vakit geçirmemenin sağlık açısından yararlı olduğunu ise birçok uzman dile getiriyor. Vücudun 7 ila 10 dakikada D vitamini üretimine başladığını ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi Dermotoloji Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Pelin Doğa Üstüner, uzun süre güneşlenmenin sonucunda D vitamini almanın aksine vücutta D vitamini yıkımına neden olduğuna dikkat çekti.

    D vitamininin vücudumuzda var olduğunu ama bunun dönüşümü için ultraviyolenin gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Üstüner, “Akdeniz ülkelerinde vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin öğlen güneşinde korunmasız olarak esmerlerde yaklaşık 10 dakika, daha açık renkli kişilerde 7 dakikada üretilir. Bunun için ellerin, kolların, ayak ve bacakların bir kısmının açık olması yeterlidir” dedi.

    Kişi daha uzun süre güneşlense bile bu durumun daha fazla D vitamini oluşmasını sağlamadığını ifade eden Üstüner, “Aksine yarım saatten sonra daha fazla D vitamini almak yerine güneşte kaldıkça D vitamini yıkımı başlar. Ancak bazı kişilerin D vitamin oluşturmasında problem olabiliyor. Bazen esmer tenliler bazen de D vitamin düzeylerinde farklı durumlar olanlar sorun yaşayabiliyorlar” şeklinde konuştu.

    “KORUYUCU KULLANMAK ULTRAVİYOLEYİ TAMAMEN BLOKE ETMİYOR”

    Koruyucu kullanarak güneşten D vitamin oluşturma süresini 7 dakikadan 21 dakikaya çıkarıldığını dile getiren Üstüner, “Güneşten koruyucu kullanmak ultraviyoleyi tamamen bloke etmiyor, zaten vücudumuza bir miktar istesek de istemesek de giriyor” dedi.

    “50 FAKTÖR ÜZERİNDEKİ GÜNEŞ KORUYUCULARI KORUMA SÜRESİNİ UZATMIYOR”

    Sağlıklı bronzlaşmanın olmadığını ve güzellik kaygısı adına bronzlaşmanın dermatologların çekindiği ve endişe ettiği bir durum olduğunu vurgulayan Üstüner, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bronzlaşmak için saatlerce güneşlenmek ciddi sonuçlar doğurur. Uzun vadede güneşten koruyucu kremler kişileri ’skuamöz’ (yassı) hücreli cilt kanserinden ve ölümcül olabilen ‘malignmelanom’dan korumaktadır. Deniz ve havuzda uzun süre vakit geçirenler, açık havada spor yapanlar ve terlemeye meyilli kişiler suya dayanıklı özelliği olan koruyucu kullanmalıdır. Çünkü bu ürünler suda kalındığında veya ıslanıldığında koruyucu etkilerini 40-80 dakika sürdürebiliyorlar. SPF 30 içeren bir koruma ürünü ışınların yüzde 97’sini bloke ederken, SPF 50 yüzde 98’ini engelliyor. Bu nedenle 50 faktör üzerindeki güneş koruyucuları seçmek şart değil, çünkü koruma süresini uzatmıyor.”

    CİLT TİPİNE GÖRE KORUYUCU SEÇİLMELİ

    Özellikle aknesi olan kişilerin su bazlı güneş koruyucu ürünleri kullanmaları gerektiğini vurgulayan Üstüner, “Yağlı ürünler gözenekleri tıkayıp, yeni sivilcelerin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Kuru cildi olanların ise cilde aynı zamanda nem sağlaması için krem formunu tercih etmelerinde fayda var. Lekelenmeleri olanlar da yoğun kapatma özelliği olan ve ten rengindeki SPF 50 fondöten tarzı dermo kozmetik özel ürünleri seçebilirler” dedi.

    AKTARDAN ALINAN YAĞLARA DİKKAT

    Vücut yağı kullanımı konusunda uyarılarda bulunan Üstüner, “Etkisinin ve tam olarak içeriğinin bilinmediği, aktarlardan alınan yağlarla (havuç, kakao, zeytinyağı) bronzlaşmak çil, leke, güneş yanığı hatta deri kanserine yol açabiliyor. Deride vereceği olası alerjik ve kimyasal reaksiyonlar, deride kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sivilcelenme, batık oluşumu gibi yan etkiler olabilir. Bazı masaj salonlarında da bu ve benzeri aktar kaynaklı yağların illegal olarak kullanımı da, örneğin seboreik yağlı bir cilde uygulandığında aşırı yağlanma, akne ve bazı kıl kökü iltihaplarına ve hatta deri enfeksiyonlarına neden olabilir” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAF)

     

     



  • Cam su şişelerinde alüminyum kapak tehlikesi

    Gökçe KARAKÖSE-Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)-  PLASTİK şişelerin insan hayatına olumsuz etkilerinin belirlenmesinin ardından cam şişelerin tercih edilme oranı daha da arttı. Evlerde kullanılan her şeyin cam içerisinde saklanmasının insan sağlığı açısından da faydalı olduğu biliniyor. Ancak cam şişelerde içilen suyun, şişede bulunan alüminyum kapağın etkisiyle insan sağlığını tehdit ettiği ortaya çıktı. Gıda mühendisi Erdem Öner, “Sürekli kullanılan cam şişedeki alüminyum kapak nedeniyle, alüminyumu direkt vücudumuza alıyoruz. Alüminyumun insan hayatına en büyük tehdidi Alzheimer’a sebep olmasıdır” dedi.

    TÜBİTAK MAM (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi) Gıda mühendisi Erdem Öner, cam şişelerin sağlıklı olduğunu ancak üreticilerin şişelerin kapaklarını defalarca kullanıma uygun olarak imal edemediğini söyledi. Tüketicilerin camı tekrar tekrar kullanarak hata yaptığını ifade eden Öner, “Şişenin kapağını sürekli aç kapa yaparak defalarca o cam şişeyi kullanmak insan sağlığını tehdit ediyor. Kapaktan şişeye, oradan da vücuda karışan alüminyum Alzheimer’a sebep olabiliyor” diye konuştu.

    “ÜRETİCİ CAMI VE ALÜMİNYUM KAPAĞI TEK SEFERLİK SUNUYOR”

    Cam su şişelerinin üretici tarafından tek seferlik olmak kaydıyla üretildiğinin altını çizen Öner, “Üretici aslında bize bunu ‘kullan-at’ diyor. Ancak tüketiciler olarak biz cam şişesini defalarca kullanıyoruz” dedi. Camın kesinlikle sağlıklı olduğunu ifade eden Öner, “Plastik şişelerden de korkuyoruz. Çünkü plastik şişeler üreticiden tüketiciye gelene kadar çok doğru aşamalardan geçmiyor. Plastik, güneşi gördükçe form değiştirebiliyor. Burada üretici de bir şey yapamıyor” ifadelerini kullandı.

    “HİÇBİR MALZEMEYİ HAYATINIZIN PARÇASI YAPMAYIN”

    Erdem Öner, plastik de, cam şişe de olsa hiçbir malzemeyle insanların uzun süreli bir bağ kurmasını, hiçbir malzemenin hayatın parçası olmaması gerektiğini söyledi. Alüminyum kapaklı şişelerin kontrollü kullanımlarının uygun olduğunu dile getiren Öner, “Cam şişede biz kesinlikle kapakları yenileyebilir, yeni cam şişelere geçebiliriz. Alüminyum kapakları kullandığımız zamanlar bir peçete yardımıyla kapakları kontrol edebiliriz. Uzun süreli kullanımlarda peçeteye alüminyumun geçtiğini göreceksiniz. Eğer bulunabiliyorsa plastik kapaklarla da devam edebiliriz ancak plastik de olsa açma kapama eyleminde sürekli bir problem yaşanacaktır. Çünkü sürekli bir kuvvet uyguluyorsunuz ve ağız kısmında bir deformasyon oluşuyor. Devamlı kullanıldığında her şey bozulabiliyor. Mantar kapaklar da koku yapabiliyor. Su durağan vaziyette mikrop üretebilir. Silikon kapak olabilir, temizlenebilen yıkanabilen kapaklar olabilir. Kapak ne kadar az zarar görürse bizim için o kadar faydalı olacaktır” dedi.

    “KAVANOZ KAPAKLARINIZI DA DEĞİŞTİRİN VE DOĞRU KAPATIN”

    Geleneksel yöntemlerle evlerde hazırlanan domates sosları, reçeller ve salçaların da koyulduğu kavanozların kapaklarının muhakkak her zaman yenilenmesi gerektiğini söyleyen Öner, “Kavanoz kapakları birkaç defa kullanıldığında kapağın içinde bulunan  plastik conta da zarar görüyor. Doğru kapatmadığımız takdirde veya kavanozu açarken bazen bir bıçak yardımıyla da zedeliyoruz ve o zaman kapak da cam da zarar görüyor. Kavanoz kapaklarını da tekrar kullanmak insan sağlığına zarar veriyor” dedi.

    Kavanozun bilinenin aksine yanlış kapatıldığını ifade eden Öner, kavanozun nasıl doğru kapatılacağı hakkında bilgi verdi. Öner, “Kavanozu sola doğru 3 hamleyle, 3 geri 1 tık ileri şeklinde kapamak en doğrusu ve mümkünse kavanozları ters çevirmemeliyiz. Dolumunu yaptığımız kavanozu benmari usulü kaynamış suyun içerisine 10 dakika kadar bıraktığımızda, metal kapak kendini vakumlayacak ve kapak açılmayacaktır. Kavanozları ters çevirdiğimizde ucuz olan kavanoz kapaklarının içerisindeki plastik veya metal alaşım etkileşime giriyor ve ürünü bozabiliyor” diye konuştu.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

     

     



  • Dünyanın en pahalı şehirleri belirlendi

    İSTANBUL, (DHA)- 77 farklı şehirden 2018 yılı ocak ve nisan ayları baz alınarak hazırlanan dünyanın en pahalı şehirleri raporuna göre Türkiye, İstanbul ile pahalılık oranıyla listenin 67’nci sırasında yer aldı. Dünyanın en pahalı şehri unvanına ise İsviçre’nin başkenti Zürih sahip oldu.

    Medya takip kurumu Ajans Press, dünya genelindeki şehirlerin ortalama kazançlarını ve satın alma gücünü ortaya koyan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in finans şirketi UBS’nin “Fiyatlar ve Kazançlar” raporunun yanı sıra medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin de dünya da  en pahalı şehirler sıralamasına 67’nci sırasında İstanbul ile yer aldığı görüldü. Rapor, 77 farklı şehir baz alınarak hazırlanırken, her şehirdeki bağımsız yerel gözlemcilerin elde ettiği verilere dayandırıldığı gözlendi. Bunun yanı sıra, her şehrin kendi kültürü göz önünde tutulurken, 75 binden fazla veri noktası kullanılması dikkat çekti.

    NEW YORK REFERANS OLARAK ALINDI

    Gerçekleştirilen medya incelemesinde ise 2017’de hayat pahalılığını konu alan bin 634 haber çıkışı tespit edilirken, bu rakam 2018 içerisinde şimdiden bin 924 haber sayısına ulaştı. Türkiye’nin 67’nci sırada yer aldığı raporda, İsviçre’nin başkenti Zürih pahalılık seviyesiyle birinci sıraya yerleşti. Zürih’i, Cenevre, Oslo ve Kopenhag gibi şehirler takip etti. Listenin son sırasında yer alarak dünyanın en ucuz şehri unvanına ise Mısır’ın başkenti Kahire sahip oldu. Araştırmada, New York referans şehir olarak belirlenirken, fiyatların dolar bazında sıralandığı saptandı. Böylelikle, listenin başında yer alan Zürih’in bir aylık mal ve hizmet tüketimi için 4 bin 206 dolar harcadığı görülürken, Kahire’nin söz konusu mal ve hizmetler için yalnızca bin 272 dolar harcadığı tespit edildi. İstanbul’da ise bu tutar bin 973 dolar olarak belirlendi.

    İSTANBUL GEZİSİ 362 DOLAR

    Verilerde genel fiyat seviyelerinin yanı sıra gıda, toplu taşıma, ev elektroniği ve giyim gibi harcama kriterler de ayrı ayrı verilirken, İstanbul’un gıda konusunda 48’nci sıraya yerleştiği saptandı. Ev elektroniği harcamasında ise 42’nci olan İstanbul, toplu taşıma harcamalarında ise 53’üncü sırada yer aldı.İstanbul, kısa süreli şehir turu harcamalarında da 74’üncü sırada yer alırken; bir şehir turu için 362 dolarlık harcamanın yeterli olacağı bilgisine ulaşıldı.



  • "Vatman" figürü Madame Tussauds'da

    İSTANBUL, (DHA)-BEYOĞLU İstiklal Caddesi’nin simgesi 1950’li yıllardaki nostaljik tramvayın ikonik sürücüsü "Vatman" figürünün balmumu heykeli, Madame Tussauds İstanbul’da sergilenmeye başladı.

    Tanıtımda Vatman figürünün yanı sıra, Türk sanat müziğinin unutulmaz ismi Zeki Müren’in de balmumu heykeli yer aldı. Balmumu heykelleri, ünlü sanatçının “Beyoğlu’nda Gezersin” isimli şarkısıyla birlikte, İstiklal Caddesi’nde yapılan nostaljik tramvay seferiyle tanıtıldı. Zeki Müren ve Beyoğlu Belediyesi, İETT Genel Müdürlüğü ve Madame Tussauds İstanbul iş birliği ile yapılan "Vatman" figürü, vatandaşlar tarafından da büyük beğeni topladı.

    "BEYOĞLU HEM İSTANBUL’U HEM TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDİYOR"

    Şehir kültüründe binalar kadar insanların da önemli olduğuna dikkat çeken Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, "Şehirleri insanlar, binalar ve onların hikayeleri oluşturuyor. Beyoğlu bu anlamda hem İstanbul’u hem de Türkiye’yi temsil ediyor. Madame Tussauds, dünyaca meşhur insanlar üzerinden hikayeler kuran bir müze. Bugün bu balmumu heykellerinin içerisinde, sanat dünyamızın sanat güneşi Zeki Müren’in balmumu heykelini de katmış oldu. Aynı zamanda Beyoğlu nostaljisinde vatmanlar geçmişte hayatımızın önemli bir parçasıydı. Tramvay hala yaşıyor, onu da bir anlamda orada yaşatmayı arzu ettiler. Yerli, yabancı Beyoğlu’na gelen insanlar, bizim kültürümüzü, Anadolu kültürünü, sosyal hayatımızı anlamaya, tanımaya geliyorlar. Dolayısıyla bu çerçevede insanımızı, değerli şahsiyetleri bizlere tanıtma fırsatı bulabildiğimiz için mutluyuz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi.

    61 FARKLI FİGÜR YER ALIYOR

    Yaklaşık 8 ayda tamamlanan vatman figürünün, İETT arşivlerinin incelenmesi sonucunda yapıldığı öğrenildi. İstiklal Caddesi’nde bulunan Madame Tussauds İstanbul’da, Vatman ve Zeki Müren figürlerinin yanı sıra, siyasetten müziğe, spordan bilime kadar 61 farklı figür sergileniyor.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • Cemil Candaş ölümünün 2'nci yılında anıldı

    İSTANBUL, (DHA) -ŞİŞLİ Belediyesi binasında 2 yıl önce meydana gelen silahlı saldırıda hayatını kaybeden Başkan Yardımcısı Cemil Candaş, ölümünün 2'nci yılında belediyede düzenlenen törende anıldı. Burada konuşan Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, "Cemil’in kent rantı ile ilgili başlattığı mücadeleye biz devam edeceğiz” dedi.

    Şişli Belediyesi Başkan Yardımcısı Cemil Candaş, 18 Temmuz 2016 tarihinde belediye binasında düzenlenen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Ölümünün 2'nci yılında Candaş’ın çalışma arkadaşları ve sevenleri belediye binası önünde toplanarak bir yürüyüş gerçekleştirdi. Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da katıldığı yürüyüşe 500’e yakın vatandaş ve belediye çalışanı eşlik etti. Yürüyüşün ardından Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir anma töreni gerçekleştirildi. Saygı duruşuyla başlayan tören konuşmalar ile devam etti.

    "CEMİL’İN BAŞLATTIĞI KENT RANTI İLE MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Başkan Hayri İnönü, Cemil Candaş ile vefat etmeden bir saat önce konuştuklarını hatırlatarak, “Ona sıkılan o hain kurşun, bizim mücadelemizi verdiğimiz kent rantına karşı mücadelemize de sıkılmış oldu. Cemil’e sıkılan o kurşun Şişli halkının malının, aslında Şişli halkında kalması için verdiğimiz mücadeleye sıkıldı. Bizi korkutmak, yıldırmak ve ideallerimizden vazgeçirmek için sıkıldı. Biz Cemil’in başlattığı kent rantı ile mücadeleye devam edeceğiz. Kamu malının birinin zenginleşmesi haline gelmesine göz yummayacağız. Ben göreve geldiğimden bu yana belediye kaynaklarının kötüye kullanılmaması ile alakalı ciddi mücadeleler veriyorum. Bu uğraşta yalnızda değilim yalnız da kalmayacağım bunu biliyorum” ifadelerini kullandı.

    “BENDEN SONRA GELECEK KUŞAKLARA DA DERS OLSUN BAKIŞI BU”

    Tarih boyunca bitmeyecek mücadeleler olduğunu dile getiren CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise “İyi ile kötü ve karanlık ile aydınlığın kavgası gibi, korkmadan, yılmadan. Cemil Candaş da gördüğümüz gibi ölümü bile göze alarak doğru bildiklerini söyledi. Tören boyunca Sevgili Cemil Candaş’ın ekranda olan fotoğrafına bakıyorum. Anma törenlerde hep ortaklaşa olan bir şey daha var. Bakışlar… O bakışlarda her şeye rağmen ve her şeye karşı bir kişi bile kalsa yaşama sevincini yitirmeden, 'Hiç birinizden korkmuyorum, ben doğru bildiğimi söyledim ve doğru olanı yaptım. Benden sonra gelecek kuşaklara da ders olsun' bakışı bu” dedi. 

    OLAYIN GEÇMİŞİ

    Şişli Belediyesi İmar ve Şehircilikten Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Cemil Candaş, 18 Temmuz 2016’da Şişli Belediye binası makamında saat 15.30 sıralarında bir silahlı saldırıya uğradı. Başından vurulan Candaş, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Candaş yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. 

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  •  Kick Boks sporcuları Avrupa ve Dünya Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil edecek

    İSTANBUL, (DHA) -Esenyurt Belediyesi’nin lisanslı milli kickboks sporcuları, Slovakya’da yapılacak Büyükler Avrupa Şampiyonası ile İtalya’da yapılacak Gençler Dünya Şampiyonası‘nda Türkiye’yi temsil edecek.

    Gençler Dünya Şampiyonası‘na gidecek sporculardan Mehmet Güler,  Kasım ayında Büyükler Avrupa Kick Boks Şampiyonası, Özkan Toprak ise İtalya’da Eylül ayında yapılacak Gençler Dünya Kick Boks Şampiyonası’nda ülkemizi temsil edecek.

    Milli sporcular Özkan Toprak, Mehmet Güler, Nehir Kaya ve Cansu Öztürk, şampiyonalar öncesi Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe’yi makamında ziyaret etti. Başkan Alatepe de sporculara başarılar dileyerek her zaman spor ve sporcunun yanında olduğunu söyledi. Türkiye’nin gururu sporcular Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe’ye kendilerine verdikleri destekten dolayı, “Esenyurt Belediyesi’nin bize sağladığı imkânlarla kendimizi geliştirme imkanı buluyoruz. Hedefimiz, Slovakya’da ve İtalya’da şampiyon olarak Türk bayrağını en iyi şekilde temsil etmek ” sözleriyle teşekkür etti.

    Alatepe de ilçede 100 bin lisanslı sporcuları bulunduğunu belirterek, “Bu bir dünya rekoru.  Bu sporcularımızın bütün ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bu sporcuların arasında çok sayıda milli sporcumuz var. Sporcularımız çeşitli branşlarda ülkemize şampiyonluklar ve madalyalar kazandırmaya devam ediyorlar. Bizim amacımız ilçemizden çeşitli branşlarda madalya sayısını arttırmak ve dünya, olimpiyat şampiyonları çıkarmak” dedi.

    TÜRKİYE’NİN GURURU KİCK BOKS SPORCULARI

    Esenyurt Belediyesi’nin lisanslı sporcularından Özkan Toprak 3 kez Türkiye kickboks şampiyonluğu, 2017 dünya üçüncülüğü ve Avrupa üçüncülüğü unvanlarına sahip olurken, Mehmet Güler 3 kez Türkiye şampiyonu ve 2015 Avrupa üçüncüsü, 2016 yılında da dünya ikincisi oldu. Nehir Kaya 2 kez Türkiye şampiyonu olurken Cansu Öztürk de Türkiye ikincisi oldu.

    (FOTOĞRAFLI)



  • (Görüntülü) Otelcilik sektöründe Türkiye’de bir ilke imza atıldı

    İSTANBUL, (DHA)- HİLTON, Türkiye’deki ilk Curio Collection resort otelini açmak üzere inşaat sektöründe yer alan BESA Grup ile anlaştı. Dünyada farklı konumlarda bulunan ve farklı otelleri bünyesinde barındıran ‘Curio Collection by Hilton’ koleksiyonu ile BESA Grup'un "The BO Vue Otel" anlaşması bugün imzalandı.


     

    İstanbul’da düzenlenen imza töreninde, BESA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Salih Bezci, BESA Grup Yönetim Kurulu Üyesi Efe Bezci, Hilton MENA İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Carlos Khneisser ve Hilton Türkiye İş Geliştirme Direktörü Nida Sözügeçer, “The BO Vue” ile ilgili bilgiler verdi. İmza törenine BESA Grup Turizm Koordinatörü Yunus Gürkan da katıldı.  


     

     “TÜRKİYE TURİZMDE HAK ETTİĞİ PAYI ALMALI”


     

    The BO Vue Hotel’in 25 bin metrekare civarında bir otel olacağını dile getiren BESA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Salih Bezci, yatırım bedelinin bugünkü şartlarda metrekare başına 2 bin dolar civarında olacağını söyledi. Bezci, Türkiye’nin turizmde hak ettiği payı çok daha fazla alması gerektiğini belirterek, “Bu sebepten dolayı bizler de sorumluluk bilincimizle elimizi taşın altına koyduk. Günümüzde uluslararası bir cazibe merkezi olan Bodrum’a talebin daha da artması için elimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bodrum Belediye Başkanımızın söylemiyle önümüzdeki sene bodruma 5 milyar dolarlık turizm yatırımı bekleniyor ve biz de bundan gurur duyuyoruz” dedi.


     

    Bodrum’da bu yıl alınacak konut sayısında da artış beklendiğini ifade eden Bezci, “Hilton’la yaptığımız işbirliği Türkiye için çok büyük önem taşıyor. Curio Collection markasını ilk kez Türkiye’ye BESA grupla getirdi” diye konuştu.


     

    “İŞBİRLİĞİ HEM TÜRKİYE’YE HEM BODRUM’A ARTI DEĞER KATACAK”


     

    BESA Grup Yönetim Kurulu Üyesi Efe Bezci, yapılan işbirliğinin hem Türkiye’ye hem de Bodrum’a artı değer katacağını belirtti. Türkiye’deki lüks otel zincirleriyle görüşürken Hilton Curio ile işbirliği yaptıklarını söyleyen Bezci, “The BO Vue 84 odalı, her odanın denizi gördüğü ve birçok odanın kendine ait havuzu olan Hilton’un kendi lokasyonuna göre şekil almış bir otel zinciri. BESA Grup yaklaşık 50 yıldır Ankara’da ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde alışveriş merkezi ve konut projeleri yapan bir firma. Bu bizim ikinci yazlık projemiz. Projenin konumu itibari ile ziyaretçilerimize birçok avantaj sağlamış oluyoruz” ifadelerini kullandı.


     

    Bodrum’un St. Tropez, Nice’den hiçbir farkı olmadığını belirten Bezci, “Türkiye koylar açısından çok daha üst bir noktada yer alıyor. Bodrum’a çok ciddi bir fayda sağlayacak çünkü bunlara hep ‘bacasız fabrika’ olarak bakıyoruz. Ciddi turist ağırlayacağımızı düşünüyorum. Hilton’un 70 milyon tane üyesi var. Onların da Bodrum’u tercih etmelerini sağlayacağımızı düşünüyoruz” dedi.


     

    “TÜRKİYE’DEKİ İLK ‘CURİO’ OTEL”


     

    Hilton Türkiye İş Geliştirme Direktörü Nida Sözügeçer, Hilton olarak kuvvetli yerel firmalarla çalıştıklarını ve  BESA Grubunu tercih etmelerinin sebebinin de bu olduğunu söyledi. The BO Vue Otel’in Türkiye’deki ilk ‘curio' resort otel projesi olacağını ifade eden Sözügeçer, konsept hakkında bilgi verdi ve şunları söyledi:


     

    “Curio Collection by Hilton eşi benzeri olmayan konumlardaki kendine özgü kimlikleri olan bağımsız otelleri bir araya getirdiğimiz, eski tarihi bir binanın otele dönüştürülmesi için yatırımcılara sunduğumuz bir marka. Göz kamaştıran bir resort oteli Hilton bünyesine katmak, şehir merkezinde ikonik diyebileceğimiz bir binanın otele dönüştürülmesi, var olan bir oteli bünyemize katmak için yatırımcılarla paylaştığımız koleksiyonumuz. Bugün Türkiye’deki ilk Curio otel için imzalar atıldı.”


     

    Markanın bir ülkenin kalkınmasında önemli rolü olduğunu söyleyen Sözügeçer, “Müşteri portföyümüzden gelen talepler doğrultusunda ve Türkiye’de markamızı geliştirme kararı aldıktan sonra potansiyel firmalarla görüştük. BESA Grubun Bodrum’daki arazilerine giderek markamızın orası için doğru olduğuna karar verdik. Marka, bir ülkenin kalkınması turist çekmesi için çok önemli. Biz de Hilton olarak son 63 yıldır buna bir katma değer kattığımızı düşünüyoruz. Ne kadar kaliteli marka, otel olursa o kadar da kaliteli müşteri gelir. Bu da Türk turizmine pozitif olarak yansıyacaktır” dedi.


     

    Hilton MENA İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Carlos Khneisser ise, böyle bir projeyle Bodrum’a dahil olmanın kendileri için çok önemli olduğuna değindi. Lokasyon ve ortaklığın başarılı projeler oluşturduğunu söyleyen Khneisser, “Ortaklık için çok teşekkür ediyorum. Bizler son derece heyecanlı ve mutluyuz. Lider bir otel olacağına inancım sonsuz” ifadelerini kullandı.



POPÜLER ARAMALAR