MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • Ünlü Halk Ozanı Neşet Ertaş ölümünün 6'ıncı yılında anıldı

    İSTANBUL, (DHA) - ABDALLIK geleneğinin son büyük temsilcisi Neşet Ertaş, ölümünün 6'ncı yılında Kartal’da anıldı. Anma programına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

    “Ahirim sensin”, “Zahidem”, “Gönül dağı”, “Bir bakışta yaktın beni” gibi birçok türküsüyle gönüllere taht kuran Neşet Ertaş, Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda anıldı. Unesco tarafından 'Yaşayan İnsan Hazinesi' kabul edilen ve 25 Eylül 2012’de vefat eden Ertaş'ı anma programına yüzlerce vatandaş katıldı. 

    Neşet Ertaş’ı Anma Gecesi’nde Türk Halk Müziği sanatçısı İsmail Altunsaray sazıyla ve sesiyle Ertaş'ın türkülerini seslendirdi. Bazı vatandaşlar şarkılara hep bir ağızdan eşlik ederken, bazı da cep telefonlarıyla yaşadıkları duygu dolu anları ölümsüzleştirdi. 

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • Dünyanın en önemli zeytinyağı listesinde bir Türk markası var

    İSTANBUL, (DHA)- DÜNYANIN en önemli zeytinyağı kataloğu olan Flos Olei’nin 2019 yılına ilişkin sızma zeytinyağı sıralaması belli oldu. Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika olmak üzere 5 kıta ve 52 ülkeden 500 üreticinin, 779 adet sızma zeytinyağının değerlendirildiği organizasyonda Nova Vera Erken Hasat ürünü ile en iyiler arasına girmeye hak kazandı.

    100 puan üzerinden yapılan değerlendirmede en az 80 puan almayı başaran markaların sıralamaya girdiği listeye Türkiye’den yalnızca 5 zeytinyağı markası girdi. Nova Vera, Ayvalık’taki bahçelerinde yetişen "Trilye" çeşidinden işlediği erken hasat soğuk sıkım ürünü Erken Hasat ile Flos Olei kataloğunda yer aldı. Ülkemizde daha çok sofralık olarak bilinen Trilye çeşidinden işlenen Nova Vera zeytinyağı, yakın dönemde dünyada pek çok altın madalyanın da sahibi olmuştu. Şu ana dek 24 madalya ile uluslararası yarışmalarda en çok ödül alan Türk markası konumunda olan Nova Vera’nın ülkemizdeki ulusal yarışmalarla birlikte; New York, Los Angeles, Çin, Londra, Japonya, İsrail ve İtalya’da düzenlenen dünyanın prestijli yarışmalarından altın madalya ve büyük ödülleri bulunuyor.

    SOFRALIK TRİLYE’DEN ALTIN MADALYALI ZEYTİNYAĞI ÇIKARDI

    Nova Vera Kurucusu Bahar Alan, “Nova Vera olarak bizim bir iddiamız var. Türkiye’de yetişen tüm zeytinlerin doğru işlenmesi halinde çok iyi sonuç verebileceğine inandık. Sofralık zeytin çeşidi olarak bilinen Trilye de buna güzel bir örnek oldu. Biz bu inancımızda ne kadar haklı olduğumuzu, yurtdışında aldığımız onlarca altın madalyayla ortaya koyduk. Bu zeytinle ilk kez ödül alan marka biz olduk; Flos Olei’deki başarımız da bu inancımızın bir kez daha teyidi niteliğinde’’ dedi.

    Kendilerine ait, toplam 600 dönümlük zeytin bahçelerinde organik tarım esaslarına uygun üretim yaptıklarını ve sadece kendi bahçelerinden, sadece erken hasat ve soğuk sıkım teknikleri kullanarak sağlık bileşenleri en yüksek zeytinyağını üretmek için çalıştıklarını belirten Bahar Alan, "Biz Türk zeytin çeşitlerinden Ayvalık ve Memecik cinslerinin yanında Trilye zeytininin de uluslararası platformlarda bilinirliğini sağladık. Yeni çeşitler konusunda üniversite ve özel sektörden çeşitli iş birlikleri ile benzer çalışmaları sürdürüyoruz” diye konuştu.

    AYVALIK BÖLGESİ’NE TESİS YATIRIMI

    Marka ve tesis yatırımlarına devam ettiklerini belirten Bahar Alan, “Zeytinyağının başkenti Ayvalık’ta kurmakta olduğumuz yeni tesisimizi, 2018 ekim ayındaki yeni sezona yetiştirmeyi başardık. En gelişmiş teknoloji ile hayata geçirilen bu yatırımın; sadece Ayvalık ve Edremit Körfezi bölgesinde değil, tüm ülkemizde, zeytinin en yüksek kalitede işlendiği örnek bir tesis olmasını hedefliyoruz. Bu sayede özellikle Körfez bölgesinde daha nitelikli zeytinyağı üretimi yapılabilmesine de katkı sağlayacağımıza inanıyoruz. Zeytin ağaçlarının yetiştirilmesinden zeytinyağı elde edilmesine kadar geçen tüm süreçte, bölgenin ekolojik koşullarına uyumlu bir süreç yönetimi uyguluyoruz” ifadelerini kullandı.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Kıbrıs'a özgü bitkiler tıp ve ilaç dünyasına kazandırılıyor

    LEFKOŞA,(DHA) - YAKIN Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Merkezi (DESAM) ve Eczacılık Fakültesi önemli bir araştırmaya imza attı. Kuzey Kıbrıs’ta bulunan kekik, çiğ badem ile molohiyanın, mide hastalıkları ile kanser tedavisinde eczacılıkta kullanılabileceğini ortaya koyan çalışmalar yaptılar.

     Yakın Doğu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi’nin Kıbrıs Adasına özgü bitkilerin eczacılıkta değerlendirilmesiyle ilgili destek verdiği üç projenin mide hastalıkları ve kanser hastalıkların tedavisi üzerinde önemli bulgular gözlemlediği belirtildi.

    Yapılan çalışmalarda, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan kekikten elde edilen yağın mide hastalıklarına neden olan bakteriyi öldürdüğünü, Badem Yağı'nın kolon kanserini önleme ve metastazları engellemede etkili olduğunu, Molohiya bitkisinin ise kolon kanser hücrelerinde etkili olduğu saptandığı kaydedildi. Bitkilerin aynı zamanda ilaç sanayinin yanında kozmetik ürünlerinde de kullanılabileceği tespit edildi.

    "KEKİK MİDE HASTALIKLARINA NEDEN OLAN HELİCOBACTER PYLORİ BAKTERİSİNİ ÖLDÜRÜYOR "

    Kuzey Kıbrıs’ta yaygın olan Thymus capitatus (kekik) türünün yağının eczacılıkta değerlendirilme olanakları ve DESAM Laboratuvarında yapılan in vitro analizlerle de Helicobacter pylori üzerinde etkili olduğu sonucuna varıldığı belirtildi. Yapılan çalışmada, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan bu kekik türünün gastrit ve duedonal ülserler, mide kanseri ve mide lenfomasında etken olarak bilinen Helicobacter pylori isimli bakteri üzerinde öldürücü etkisi olduğunu saptadı.

    "ÇİĞ BADEM VE MOLOHİYA KOLON KANSERİ HÜCRELERİNİN ÖNLENMESİNDE ETKİLİ"

    Sonuçları uluslararası Pharmaceutical Biology dergisinde yayınlanan “Kuzey Kıbrıs Çiğ Bademlerinin Eczacılıkta Değerlendirilmesi” projesinde de yapılan analiz ve değerlendirmelerde Yedidalga Köyü kavrulmamış iç bademlerinden elde edilen badem yağının kolon kanserini önlediğini ve metastazları engellemede etkili olduğunu saptandı.

    Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Merkezi (DESAM) ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştirilen bir diğer çalışmada ise Kıbrıs’a özgü Molohiya bitkisinin kolon kanser hücrelerinde etkili olduğu belirlendi. Kıbrıs’ta yaygın olarak yetişen ve tüketilen Corchorus olitorius L. (Molohiya) bitki ekstraktının, primer ve metastatik kolon kanser türünde de anti-kanser etki gösterdiği, özellikle başka organlara da sıçrayabilen metastatik kanser hücrelerinde daha etkili olduğu saptandı. Araştırma sonuçları, Molohiya’nın potansiyel anti-kanser etkilerinin olduğunu ve ilerleyen yıllarda kolon kanseri tedavisinde potansiyel bir ilaç olarak kullanılabileceğini gösterdi.

    ÖNEMLİ VERİLER ELDE EDİLDİ

    Bilim camiasında tartışmaya açılan endemik bitki çalışmaları kongre ve sempozyumlarda sunularak uluslararası dergilerde yayımlandı. Kıbrıs’a özgü bitkiler üzerinde yapılan çalışmalar raporlaştırılarak ileriye dönük çalışmalarda kullanılmak üzere Sağlık ve Tarım Bakanlığı’na sunulacak. Kıbrıs’ın doğasında yetişen bitkilerin tarımının yapılıp endüstri haline getirilerek önünün açılmasını hedefleyen çalışmalarda hem öğrencilerin eğitimi için hem de geleneksel ve tamamlayıcı tıp tedavilerinde materyal sağlamada etkin bir rol oynayabilecek bu bitkilerin canlı tutulması ve geliştirilmesinin önemine vurgu yapıldı. Ülkemizde çok önemli bir potansiyele sahip olan biyolojik çeşitliliğin gitgide azaldığına dikkat çekilen araştırmalarda, ülkemizdeki biyolojik çeşitliliğin gelecek nesillere aktarılabilmesi, gerek tarım ve gerekse ilaç sanayinde kullanımları açısından değerlendirilebilmesi için korunması ve araştırılması gerektiğinin altı çizildi.

    (FOTOĞRAF)

     



  • (Görüntülü) 12’nci Beyoğlu Sahaf Festivali başladı

    İSTANBUL, (DHA) –TARİHİN tozlu sayfalarından günümüze kadar gelen binlerce kitap Beyoğlu’nda görücüye çıktı. Beyoğlu Belediyesi tarafından bu yıl 12’ncisi düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali’ne vatandaşların ilgisi yoğundu. Kitapseverlerin her yıl büyük heyecanla beklediği ‘Beyoğlu Sahaf Festivali’, Taksim Meydanı Etkinlik Alanı'nda başladı. Yoğun yağış olmasına rağmen vatandaşların büyük ilgi gösterdiği festivale Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, yazar İskender Pala ve AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İdari Amiri Hasan Turan katıldı. Asırlık kitapların yanı sıra, tarihe tanıklık eden dergiler, eskiye ait yazılar, eski fotoğraflar, nadide levhalar, mektuplar ve kartpostallar stantlardaki yerini aldı. Bu yıl festivale 63 sahaf katıldı. “BURANIN HAVASINI SOLUSUNLAR” 11 yıldır sahaflık yapan Hülya kokulu, “Çok sevdiğim bir meslek. Müşterilerimin kitaplara fazla ilgisi var. Özellikle orta yaş müşterilerim oluyor. Öğrenciler de çok geliyor. Okumayan da var ama okuyan kesim fazla” diye konuştu. 12 yıldır Beyoğlu Sahaf Festivali'nde stant açtığını kaydeden Bayram Koç ise, “İstanbul’un göbeğine Taksim’e sahaf festivali açılıyor. 60 civarında sahaf da geliyor. Vatandaşlar kitap okumasa bile bunca kitabı bir arada bir daha çok zor görebilir. Kütüphanelerde bile görmek güçtür. Osmanlı yazmaları, fotoğrafları, kartpostalları, plakları her şeyi bir arada görebilirler. En azından buranın havasını solusunlar” dedi. “KİTAPLARLA HASRET GİDEREBİLECEK BİR ORTAM OLUŞTURULMUŞ” Etkinlikte kitap okunmanın öneminin büyüklüğüne değinen İskender Pala, “Eskiden bugüne, bizi anlatan, bizim kimliğimiz olan ve Türkiye’de sayıları 400 binin üzerinde olan ve sadece el yazması olmak üzere bulunabilecek milyonlarca kitapların nadir olması Türkiye’deki kültür hayatının ve okuma eyleminin nerelerde gezindiğini bize gösteriyor. İnsanların daha önce bulamadıkları, hasretini çektikleri kitaplarla hasret giderebilecekleri bir ortam oluşturulmuş” ifadelerini kullandı. “ETKİNLİKLERİMİZİN ANASI SAHAF OLDU” Stantları gezdikten sonra konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan Beyoğlu kültür sanat etkinliklerinin çıkış noktasının sahaf festivali olduğunu belirtti. Demircan, “Etkinliklerimizin anası sahaf oldu. Sahaflarımıza müteşekkirim. Çocuklarımız ve gençlerimiz sahafın ne olduğunu unutmuşken, Beyoğlu’nda gençlerimiz sahafın ne olduğunu hatırladı. Bütün Türkiye’den bu etkinliğe gelen, yıllarca aradığı kitaplara burada ulaşanlarla tanışıyoruz” şeklinde konuştu. “ALTININ DEĞERİNİ SARRAFLAR, KİTAPLARIN DEĞERİNİ SAHAFLAR ANLAR” AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İdari Amiri Hasan Turan ise, “Altının değerini sarraflar anlarsa, kitapların değerini de sahaflar anlar. Sahaflarımız çok önemli bir iş yapıyor. Bir kültürün, anlayışın, fikrin, duygunun, tarihin gelecek dönemlere, istikbale yolculuğuna aracılık ediyorlar” diye konuştu. 7 Ekim’de sona bulacak festivalin açılış programının sonunda Semt Konakları'nda verilen Okuma-Yazma Kursuna katılan kadın kursiyerlere sertifikaları takdim edildi. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi sonrası sona erdi.



  • 12’nci Beyoğlu Sahaf Festivali başladı

    İSTANBUL, (DHA) –TARİHİN tozlu sayfalarından günümüze kadar gelen binlerce kitap Beyoğlu’nda görücüye çıktı. Beyoğlu Belediyesi tarafından bu yıl 12’ncisi düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali’ne vatandaşların ilgisi yoğundu.

    Kitapseverlerin her yıl büyük heyecanla beklediği ‘Beyoğlu Sahaf Festivali’, Taksim Meydanı Etkinlik Alanı'nda başladı. Yoğun yağış olmasına rağmen vatandaşların büyük ilgi gösterdiği festivale Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, yazar İskender Pala ve AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İdari Amiri Hasan Turan katıldı.

    Asırlık kitapların yanı sıra, tarihe tanıklık eden dergiler, eskiye ait yazılar, eski fotoğraflar, nadide levhalar, mektuplar ve kartpostallar stantlardaki yerini aldı. Bu yıl festivale 63 sahaf katıldı.

    “BURANIN HAVASINI SOLUSUNLAR”

    11 yıldır sahaflık yapan Hülya kokulu, “Çok sevdiğim bir meslek. Müşterilerimin kitaplara fazla ilgisi var. Özellikle orta yaş müşterilerim oluyor. Öğrenciler de çok geliyor. Okumayan da var ama okuyan kesim fazla” diye konuştu.

    12 yıldır Beyoğlu Sahaf Festivali'nde stant açtığını kaydeden Bayram Koç ise, “İstanbul’un göbeğine Taksim’e sahaf festivali açılıyor. 60 civarında sahaf da geliyor. Vatandaşlar kitap okumasa bile bunca kitabı bir arada bir daha çok zor görebilir. Kütüphanelerde bile görmek güçtür. Osmanlı yazmaları, fotoğrafları, kartpostalları, plakları her şeyi bir arada görebilirler. En azından buranın havasını solusunlar” dedi.

    “KİTAPLARLA HASRET GİDEREBİLECEK BİR ORTAM OLUŞTURULMUŞ”

    Etkinlikte kitap okunmanın öneminin büyüklüğüne değinen İskender Pala, “Eskiden bugüne, bizi anlatan, bizim kimliğimiz olan ve Türkiye’de sayıları 400 binin üzerinde olan ve sadece el yazması olmak üzere bulunabilecek milyonlarca kitapların nadir olması Türkiye’deki kültür hayatının ve okuma eyleminin nerelerde gezindiğini bize gösteriyor. İnsanların daha önce bulamadıkları, hasretini çektikleri kitaplarla hasret giderebilecekleri bir ortam oluşturulmuş” ifadelerini kullandı.

    “ETKİNLİKLERİMİZİN ANASI SAHAF OLDU”

    Stantları gezdikten sonra konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan Beyoğlu kültür sanat etkinliklerinin çıkış noktasının sahaf festivali olduğunu belirtti. Demircan, “Etkinliklerimizin anası sahaf oldu. Sahaflarımıza müteşekkirim. Çocuklarımız ve gençlerimiz sahafın ne olduğunu unutmuşken, Beyoğlu’nda gençlerimiz sahafın ne olduğunu hatırladı. Bütün Türkiye’den bu etkinliğe gelen, yıllarca aradığı kitaplara burada ulaşanlarla tanışıyoruz” şeklinde konuştu.

    “ALTININ DEĞERİNİ SARRAFLAR, KİTAPLARIN DEĞERİNİ SAHAFLAR ANLAR”

    AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İdari Amiri Hasan Turan ise, “Altının değerini sarraflar anlarsa, kitapların değerini de sahaflar anlar. Sahaflarımız çok önemli bir iş yapıyor. Bir kültürün, anlayışın, fikrin, duygunun, tarihin gelecek dönemlere, istikbale yolculuğuna aracılık ediyorlar” diye konuştu.

    7 Ekim’de sona bulacak festivalin açılış programının sonunda Semt Konakları'nda verilen Okuma-Yazma Kursuna katılan kadın kursiyerlere sertifikaları takdim edildi. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi sonrası sona erdi.

    (FOTOĞRAFLI/GÖRÜNTÜLÜ)



  • Kestane Karası Fırtınası'nda hastalık riskine dikkat

    İSTANBUL,(DHA) - Meteoroloji'nin 'Kestane Karası Fırtınası' uyarısının ardından beklenen şiddetli rüzgâr tüm yurtta etkili oluyor. Poyraz olarak esen rüzgârla birlikte İstanbul başta olmak üzere tüm yurtta hava sıcaklığının 8-15 derece düşmesi bekleniyor. Özellikle fırtınalı, rüzgârlı, yağmurlu ve soğuk havalar ise insanları hastalıklara açık hale getiriyor.  Sıcaklık değişimleriyle gelen sonbahar en fazla grip, soğuk algınlığı olarak geri dönüyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, fırtınalı ve soğuk havalarda hastalıklardan korunmak için dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. 

     

    Kestane Karası Fırtınası'yla sıcaklıklarda keskin düşüşler yaşanıyor. Sıcaklığın aniden düşmesiyle soğuk, yağmurlu havalar, grip ve soğuk algınlığına yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, soğuk havalarda dikkat edilmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu ve 

    "Sonbahar mevsiminde hava ısısı düşmeye, gece ve gündüz arasındaki ısı farkı artmaya başlar. Bunun yanında rüzgâr, fırtına, yağmur gibi doğa olayları hastalıkları beraberinde getirebilir. Ortam ısısındaki değişiklikler vücut ısısını da etkilemektedir. Giderek soğuyan hava cilt ve mukozayı kurutmaktadır. Cilt yüzeyinde, burun ve ağız mukozasındaki bu kurumalar çatlaklara yol açarak mikropların ağız, burun ve cilt yoluyla vücuda girmesini hızlandırmaktadır" dedi. 

     Uz. Dr. Kaplan şunları söyledi:

    "İnsanların çoğunda soğuk havada rüzgâra çıkınca burun akıntısı görülmektedir. Burunda bulunan mukus salgılayan bezlerin altında pek çok kılcal damar vardır. Soğuk ve rüzgârlı havalarda bu damarlar genişler, buruna doğru kan akışı fazlalaşır. Bu durum burunun daha çok mukus ve sıvı üretmesini sağlar. Soğukta akan bir burnu görmek birçok kişinin soğuk havanın hastalığa yol açtığına inanmasına neden olmuştur. Burun mukozası filtreleme yoluyla virüslerden kaçınmaya yardım eder. Soğuk havada birkaç dakika dışarı çıkmak tıkanıklığı biraz azaltır çünkü mukus burnunuzun önünden doğal olarak akarak birkaç kere burnunuzu sağlam temizlemenize izin verir. Genelde sıcak bir ortama girer girmez burnunuz hemen tıkanır.

    FIRTINALI HAVALAR GRİP EDİYOR

    "Rüzgârlı ve soğuk havada camlar kapatılmaktadır. Ancak kapalı alanlarda mikrop yayılması kolay olmaktadır. Bu tür havalarda çok kapalı ve sıcak ortamların tercih edilmesi, solunum mukoza hücre zarlarının kurumasına neden olarak virüslerin vücuda girişini kolaylaştırır" ifadelerini kullanan Uz. Dr. Kaplan, "Bu da grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıkları beraberinde getirmektedir. Kapalı mekânlarda durulacaksa ortamın iyi havalandırılması, bu tür ortamlarda el hijyenine dikkat edilmesi gerekmektedir" şeklinde konuştu.

    FIRTINA VE YAĞIŞ YÜZÜ FELÇ EDİYOR

    Yoğun esen rüzgârın yüzle uzun süre temasının yüz felcine neden olduğunu bildiren Uz. Dr. Kaplan, "Arabalarında gidenlerin de bu tür fırtınalı havalarda camlarını açmamaları gerekmektedir. Yüz felcini önlemek için uzun süre soğuğa ve rüzgâra maruz kalınmamalıdır. Eğer kalındıysa, yüz simetrisinde değişiklik ve his kaybı mevcutsa bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.

    BAŞ AĞRISINA SEBEP OLABİLİR

    Şiddetli poyraz ve lodosun, insanları hem bedensel hem de ruhsal yönden etkilediği yönünde araştırmaların olduğunu kaydeden Uz. Dr. Kaplan, "Kapalı, rüzgârlı, fırtınalı ve soğuk havaların çalışma gücünü kıran, iş gücü kayıplarına neden olduğu, hormonal dengeleri olumsuz olarak etkilediği bilinmektedir. Rüzgârlı ve fırtınalı havalar baş ağrılarını tetikleyebilmektedir. Fırtınalı havalar bazı bireylerde uyku hali, bazı bireylerde uykusuzluk halini sağlayabilmektedir. Yorgunluk, depresif ruh haline de sebep olduğu görülmektedir. Ancak bu herkeste aynı değildir. Bazı bireyler rüzgârdan bu anlamda etkilenmemekte aksine bu tür fırtınalı havalar onlar üzerinde olumlu olabilmektedir" şeklinde konuştu.

    "RÜZGÂRDA KORUNAMAYANLAR HASTA OLUYOR"

    Uz. Dr. Özlem Kaplan sözlerine şöyle devam etti:

    "Soğuk alerjisi durumlarında da yoğun burun akıntıları görülebilir. Ancak soğuk ve rüzgarlı havalarda hava ısısı düştüğünde vücut ısısı da düşmektedir. Bu nedenle mikroorganizmaların aktif olması kolay hale gelmektedir. Bireyler kendilerini iyi koruyamadığı için burun akıntısıyla başlayan tabloların devamı soğuk algınlığı ve grip hastalıklarını getirebilir. Bu nedenle hava ısısıyla vücut ısısını dengeleyecek biçimde giyinmek hastalıklardan korunmanın bir yoludur."

    "LAHANA GİBİ KAT KAT GİYİNMELİ VE PAMUKLU KUMAŞLAR TERCİH EDİLMELİ"

    "Soğuk ve rüzgârlı seçilen kıyafetlerde büyük önem taşımaktadır. Bacaklar, kollar ve belin soğuk havalarda açıkta kalmaması gerekir. Lahana gibi kat kat giyinmek, ortam ısısına göre kıyafetleri çıkararak ya da giyinerek vücudun ısısının dengelenmesi sağlanabilir" diyen Uz. Dr. Kaplan, "İçlik ya da atlet giyinmek özellikle bel ve bel çevresini sıcak tutarak, böbrek hastalıklarına ve soğuk algınlığına karşı koruyucu özellik taşımaktadır" şeklinde açıklamada bulundu.

    "BERE VE ŞAL FIRTINADA KORUYUCU OLUYOR"

    Uz. Dr. Özlem Kaplan şunları söyledi:

    "Havanın soğuk, rüzgârlı ve yağışlı olduğu zamanlar da bere kullanımı sinüziti önlemek adına önem taşımaktadır. Soğuk algınlığı boyun bölgesinden de alınabilmektedir. Fular ya da şallarla daha soğuk günlerde atkı ile boyun bölgesi de sıcak tutulmalıdır. Mevsime uygun giyinmeni yanında seçilen kıyafetin içeriğine de dikkat etmek gerekmektedir. Vücutta teri emen, vücut ısısını dengede tutan pamuklu ve doğal materyallerden yapılan kumaşlar tercih edilmelidir. Ayrıca rüzgâr ve fırtına ile tozların ağız ve burun yollarıyla solunum yollarına girmesi daha kolaydır. Bu nedenle rüzgârlı havalarda ağzımızı şal, atkı ya da fular gibi ürünlerle kapatmak gerekmektedir. Rüzgârda çok fazla kalınmamalıdır. Hasta olmamak için ilk olarak el ve vücut temizliğine dikkat etmek gerekmektedir. Eller gün içinde sık sık, dışardaneve gelince, her yemek öncesinde yıkanmalı ve bu alışkanlık çocuklara mutlaka kazandırılmalıdır. Okulların açılması da yine hastalıkların yayılmasına neden olmaktadır. Okul çağı çocukları okuldan eve hastalık taşıyabilmektedir."

    "TOPLU TAŞIMA ARAÇLARI HAVALANDIRILMALI"

    "Bu mevsimde toplu taşıma araçlarının iyi havalandırılması gerekmektedir" diye tavsiyede bulunan Uz. Dr. Özlem Kaplan, "Kâğıt mendil ve maske kullanımına dikkat etmeyen hasta bir kişi hapşırarak ve aksırarak damlacık enfeksiyonuyla toplu taşıma araçlarında hastalığını kolayca başka insanlara bulaştırabilmektedirler. Yine kâğıt mendil kullanmadığı için elleriyle tutunduğu her yere hastalığını bulaştırmaktadır. Bu durumlar toplu halde salgınlara neden olabilmektedir" ifadelerini kullandı.

    (İSTANBUL-DHA)



  • 40 erkek 'kadın hakları' için dernek kurdu

    Gül KABA-Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, (DHA) - TÜRKİYE'DE ilk defa sanat ve iş dünyasından 40 erkek, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve her türlü cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele etmek için 'Yanındayız Derneği'ni kurdu.

    Evrensel insan hakları anlayışıyla Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için zihniyet ve davranış değişikliğini yaratmayı hedefleyen Yanındayız Derneği'nin tanıtım toplantısı İstanbul'da yapıldı.

    Kurucu başkanı kadın,  kurucu üyelerinin tamamı erkeklerden oluşan dernek, Türkiye'de tam eşitlik sağlanması için erkekleri hedef alan çalışmalar yaparak toplumsal cinsiyet eşitliğindeki dönüşümü hızlandırmayı amaçlıyor.

    Başkanlığını toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu Nur Ger'in yaptığı derneğin kurucu üyeleri şöyle;

    "Agah Uğur, Ahmet Dördüncü, Ahmet Ümit, Arda Batu, Ata Selçuk, Bekir Ağırdır, Bernard Arkas, Burhan Karaçam, Bülent Gürcan, Cevdet Mercan, Cüneyt Yavuz, Doç. Dr. Can Ger, Dr. Alper Hasanoğlu,Dr. Bahadır Kaleağası, Dr. Bülent Atuk, Dr. Erkan Tozluyurt, Dr. Güven Sak, Ferhat Boratav, Gökhan Öğüt, Gönenç Gürkaynak, Görgün Taner, Hakan Güldağ, Laki Vingas, Mehmet Nane, Mert Fırat, Murat Yeşildere, Murat Yetkin, Necati Özkan, Okan Yılmazer, Prof. Dr. Bülent Bayraktar, Sami Kariyo, Selçuk Pehlivanoğlu, Sinan Altun, Soli Özel, Şükrü Ünlütürk, Tamer Saka, Tolga Egemen, Uğur Gürses, Yekta Kopan, Yetik Kadri Mert"

    Derneğin Danışma Kurulu ise, Canan Güllü, Emel Armutçu, Fatma Çiğdem Aydın, Leyla Navaro, Meral Tamer, Müjgan Suver, Nazan Moroğlu, Sanem Oktar, Şule Yüksel, Tijen Mergen ve Ümit Boyner'den oluşuyor.

    ARTIK 'YANINDAYIZ' DİYEN ERKEKLER VAR

    Tanıtım toplantısında derneğin kuruluş hikayesini ve hedeflerini anlatan Nur Ger, "Yıllarca bu ülkenin kadınları, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde yalnız bırakılmaktan haklı olarak şikayet etti. Artık bu durum değişiyor, cinsiyet eşitliği için ayağa kalkan, sesini yükselten, 'yanınızdayız' diyen erkekler var. Ağırlıklı olarak erkekler tarafından kurulan Yanındayız Derneği bugün Türkiye ile tanışıyor. Bizlerin hedef kitlesi erkekler, değişimin erkeklerden başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu yoldaki eşiği erkekler olmasaydı çok daha zor atlatırdık diye düşünüyorum. Aslında mesele yaratan erkeler ellerini taşın altına koyup, bir arada olmadıkları zaman çözüm olmayacağını düşündüğümüz için erkeklerden erkeklere diyoruz" dedi.

    "CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİN SEBEBİ ERKEKLER"

    Akkök Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Ahmet C. Dördüncü ise, " Türkiye toplumunda cinsiyet eşitliğin olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorum. Bu konuda birtakım çalışmalar yapmayı borç biliyorum. Bence eğitimden kaynaklanan çok önemli sorunlar var. Derneğimiz öncelikle şiddete karşıtlık söz konusu. Ama yapılacak çok iş var. Toplumdaki cinsiyet eşitsizliğinin sebebi erkekler, o yüzden önce kendimizi düzeltmeliyiz, eğitmeliyiz" ifadelerini kullandı.

    "ÖNCE BİZ DEĞİŞMELİYİZ"

    Gazeteci Murat Yetkin ise, "Bizim çabamızdaki hedef hemcinslerimiz, değişmeliyiz ki toplum da daha eşitlikçi bir yere gitsin. Yasa değişmeden kafa değişmez. Şiddetin bence üç şekli var, ilki fiziksel şiddet, ikincisi ne kamu da ne özel sektörde yönetici konumlara kadınları getirmeme bu da şiddet türüdür. Üçüncüsü de bu şiddete sessiz kalmaktır. İşte biz bu yüzden 'sessiz kalmayalım, yanındayız' dedik. Olay budur" diye konuştu.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

     

     



  • 5G ve 6G nesnelerin haberleştiği dünyanın kapılarını aralayacak

    İSTANBUL, (DHA)-İSTANBUL Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen '6G Çalıştayı’nda haberleşme teknolojilerinin geleceği masaya yatırıldı. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, 5G ve 6G’nin, nesnelerin haberleştiği bir dünyanın kapılarını aralayacağını söyledi.

    İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi'nin organizasyonu ile bu yıl ikincisi gerçekleştirilen '6G Çalıştayı'nın açılışı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Dr. Cemal Sami Tüfekçi, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2. Başkanı Figen Kılıç, ULAK Haberleşme Genel Müdürü Dr. Metin Balcı, ASELSAN Haberleşme Teknolojileri Grup Başkanı ErtuğrulKolağasıoğlu, ERICSSON, TURKCELL, HAVELSAN gibi firmalardan üst düzey yöneticiler ve çok sayıda akademisyenin katılımıyla gerçekleştirildi. Medipol, ASELSAN, ULAK Haberleşme, Rohde&Schwarz ve ENOVAS’un ortaklığıyla düzenlenen çalıştayda ULAK Haberleşme A.Ş. tarafından geliştirilen 4.5G yerli baz istasyonunun gösterimi de yapıldı.

    “6G’NİN AR-GE VE ÜRETİM AŞAMASINDA YER ALMALIYIZ"

    Çalıştayın açılış konuşması İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan tarafından yapıldı. Çalıştay öncesi DHA'nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Hüseyin Arslan amaçlarının 6G konusunda kamuoyunda farkındalık oluşturmak olduğunu söyledi. 'Bundan sonrası nesnelerin haberleşmesi olacak' diyen Prof. Dr. Hüseyin Arslan, "3G ve 4G insanların bilgiye ve haberleşmeye daha hızlı ulaştığı bir dünya sundu. Bundan sonrası ise nesnelerin haberleşmesi olacak. 5G ve 6G aklınıza gelebilecek her şeyin birbirleriyle haberleşmesini sağlayacak. Bu uygulamalar tam anlamıyla hayata geçtiğinde Türkiye’deki bir doktor ABD’deki bir hastayı fiziksel olarak yanında olmadan ameliyat edebilecek. 4G ile denemeleri yapılan ama tam anlamıyla başarılı olmayan sürücüsüz otomobiller trafikte karşımıza çıkacak. Bir hastanın tedavisi için bin farklı cihaz birbirleri ile haberleşecek. Ülke olarak 5G’de kaçırdığımız fırsatı 6G’de yakalamalıyız. Bu çalıştayın amacı da 6G farkındalığı oluşturmak, paydaşları bir araya getirmek, patent ve teknoloji üretimi konusunda iş birliğini kurmak. 6G’nin Ar-Ge ve üretim aşamasında yer almalıyız. Öteki türlü yine sadece ürün satın alan bir ülke konumunda kalabiliriz” dedi.

    "LABORATUVARIMIZDA ÇALIŞMALAR YAPACAĞIZ"

    2015 yılında üniversite bünyesinde “5G ve Ötesi Laboratuvarı”nı kurduklarını kaydeden Arslan, "O zamanlar bu teknoloji daha yeni konuşuluyordu. Biz bu laboratuvarı herkesten önce kuralım dedik ama yine de bu teknolojide yine de geç kaldık. İnşallah 6G'de herkesten önce bu işin içine gireriz. 5G laboratuvarı 6G'nin de temelini oluşturuyor. Oralarda İstanbul Kalkınma Ajansı'ndan aldığımız cihazlarımız var. Bunlarla birlikte yeni teknolojiler geliştiriyoruz. Tabi bunun bir kısmını 5G'de kullanacağız araştırma yapılacak bir kapı var önümüzde. Büyük bir kısmını da 6G'de kullanmak üzere çalışmalar yapıyoruz" diye konuştu.

    "5G’NİN ELİ KULAĞINDA"

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2. Başkanı Figen Kılıç da ‘artık eli kulağında’ dediği 5G’nin tüm sektörlerin işleyişini değiştirceğini, 6G’nin ise altyapısının hazırlandığını söyledi. Çalıştayın ülke vizyonuyla örtüştüğünü kaydeden Kılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük icraat programında da “Yerli ve Milli 5G ve Ötesi Çalışmalarının Başlatılması” projesinin yer aldığını söyledi. TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ise dünyanın en iyi 10 ekonomisinden biri olmak, yıllık 500 milyar dolar ihracat yapmak, imalata dayalı ihracat içinde yüksek teknolojili ürünlerinin payının yüzde 15 olmasıve en iyi 100 üniversite arasına Türkiye’den 3 üniversitenin yer alması gibi stratejik hedeflerini sıraladı. Mandalbunun için araştırma, yenilik,teknoloji geliştirme ve nitelikli insan kaynağının önemini vurguladı. Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Dr. Celal Sami Tüfekçi de 6G’nin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılardan bahsetti. Milli projeler ULAK, MİLAT ve ÇINAR’a dikkat çeken Tüfekçi, 5G için ilk somut adım olan ÇINAR projesinin uçtan uca güvenilir geniş bantlı iletişim kanalı sağlanmasına yardımcı olacağını kaydetti.

    "İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNİ DAHA HIZLI YAKALAYACAĞIZ"

    Savunma Sanayi Başkan Yardımcısı Dr. Celal Sami Tüfekçi ise 6G çalıştayını vizyoner bulduğunu belirterek, "Medipol Üniversitesi'ne ve dekanımıza çok teşekkür ediyoruz.İletişim bütün toplumun olduğu gibi savunma sanayinin de en büyük ihtiyacı. Bu iletişimin hem hızlı hem de güvenli olmasını istiyoruz. Savunma Sanayi Başkanlığımızda da bu yönde bir seri projelerimiz var. Bunların içinde hem Ar-Ge projeleri hem de iletişim çözümü projeleri yer alıyor. İletişim olmazsa olmaz 6G ve onun da ötesi Türkiye'nin teknolojide öne geçebilmesinde bir fırsat. En önemli fırsatlardan birisi diğer teknoloji alanlarıyla kıyaslandığında iletişim teknolojilerini daha hızlı yakalayabileceğimizin farkındayız" ifadelerini kullandı.

    "İLETİŞİMDE DIŞA BAĞIMLILIĞIN SONLANDIRILMASI HEDEFLENİYOR"

    İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, ülkemizde alanında bir ilk olan ‘5G ve Ötesi Laboratuvarı’nı 2015 yılında kurdu. Yeni nesil iletişim sistemlerinin temellerinin atıldığı laboratuvarda 5G ve sonraki nesil iletişimde dışa bağımlılığın ortadan kaldırılması ve teknoloji ihraç eden bir ülke haline gelebilmemiz amaçlanıyor. ‘5G ve Ötesi Laboratuvarı’nda daha önce ABD, Kanada, Japonya ve Almanya’da çalışan ve alanında deneyimli Türk bilim insanları görev yapıyor.

    (FOTOĞRAFLI-GÖRÜNTÜLÜ)



  • CK Enerji ‘Hayatı Aydınlat’ projesi kapsamında konser düzenledi

    İSTANBUL, (DHA) - CK Enerji çalışanları, ‘Hayatı Aydınlat’ projesi kapsamında ünlü sanatçı Selami Şahin ile birlikte Türkiye’nin ‘özel insanları’ için sahne aldı. Geniş katılımın olduğu konserden elde edilen gelirle 12’si İstanbul Avrupa Yakası, 2’si Antalya ve biri de Sivas’ta olmak üzere toplam 15 akülü sandalye şarj istasyonu kurulması planlanıyor.

    CK Enerji tarafından 2016 yılında başlatılan ‘Hayatı Aydınlat’ projesi, 5’inci etkinliğini 24 Eylül Pazartesi gecesi Grand Pera Emek Sahnesi’nde gerçekleştirdi. CK Enerji Boğaziçi Elektrik çalışanlarının ‘sesleriyle’ destek verdiği ‘Hayatı Aydınlat Konseri’, Günhan Özmen yönetiminde ve ünlü şarkıcı, söz yazarı Selami Şahin’in eşliğinde düzenlendi.

    Mekan sponsorluğunu Beyoğlu Belediyesi’nin üstlendiği konserden elde edilen gelirle 12’si İstanbul Avrupa Yakası, 2’si Antalya ve biri de Sivas’ta olmak üzere toplam 15 akülü sandalye şarj istasyonu kurulması planlanıyor.

    “HEDEFİZMİZ HAYATIN İÇİNDE ENGELSİZ YAŞAM”

    Konser öncesinde bir konuşma yapan ve Hayatı Aydınlat projesi ile hayatın içinde engelsiz bir yaşama destek olmayı hedeflediklerini dile getiren Cengiz Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ekrem Cengiz, şöyle konuştu:

    “Bedensel engelli vatandaşlarımızın akülü sandalyelere sahip olması ne yazık ki hayatın içinde yer almalarına yetmiyor. Dışarı çıktıklarında akülü sandalyelerini şarj edecek istasyonlar da bulunmalı. Biz de değerli belediyelerimiz ile işbirliği yaparak ulaşımda kilit nokta olarak kabul edilen yerlere şarj istasyonları kuruyoruz. Özellikle siz değerli çalışma arkadaşlarımın projeye sahip çıkması bizler için çok önemli. Engelsiz yaşam için projede yer alan ve destek veren herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve Hayatı Aydınlatmaya devam ediyorum”.

    AVRUPA YAKASINDA SAYI 25’E ÇIKACAK

    Cengiz ve Kolin Şirketler Grubu çatısı altında faaliyet gösteren CK Enerji’nin 2016 yılından bu yana devam eden Hayatı Aydınlat projesi kapsamında; bugüne kadar biri CK Enerji Boğaziçi Elektrik Genel Müdürlüğü’nün önünde, 12’si Metro İstanbul duraklarında olmak üzere 13 akülü sandalye şarj istasyonu kuruldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin katkı ve destekleriyle belirlenecek yeni noktalarla bu sayı 2019 sonuna kadar 25’e ulaşacağı belirtildi. İstanbul, Antalya, Burdur, Isparta, Sivas, Tokat ve Yozgat illerinde kilit ulaşım noktalarında yer alacak akülü sandalye şarj istasyonları ile engelli vatandaşların yaşamın içinde yer almasına destek olmak ve farkındalık oluşturmak hedefleniyor.

    7 OKULA ÖZEL SINIF YAPILDI

    Hayatı Aydınlat Projesi çerçevesinde akülü sandalye şarj istasyonlarının yanı sıra CK Enerji, ‘Association for Coaching Türkiye’ Koçluk Derneği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türk Kızılayı ile birlikte özel çocuklar için yapılan sınıflara da destek verdi.

    Konserler ile katılımcıların ve sponsorların bağışlarından oluşan kaynağın, sınıf ve şarj istasyonlarının kurulması için kullanıldığı belirtildi. Projenin önemli bir aşamasının da ‘Association for Coaching Türkiye’ koçları tarafından sağlandığı ve atanan öğretmenlere, velilere gönüllülük esasına dayalı olarak koçluk hizmeti verildiği bildirildi.

    (FOTOĞRAF)



  • LC Waikiki Aile Buluşmaları’nın beşinci durağı Kars

    BEDİR ALTUNOK/ KARS, (DHA) -HÜRRİYET Kitap ve LC Waikiki iş birliğiyle yıl boyunca 12 şehirde 12 uzman ile devam edecek “LC Waikiki Aile Buluşmaları” projesinin beşincisi Kars’ta gerçekleşti.

    Türkiye’nin farklı şehirlerinde anne-babalara çocuk yetiştirmenin sırlarının anlatıldığı “LC Waikiki Aile Buluşmaları” devam ediyor. Hürriyet Gazetesi aile-çocuk yazarı Ömür Kurt’un moderatörlüğündeki LC Waikiki Aile Buluşmaları’nın beşincisi Kars Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Buluşmada, Hürriyet Kitap tarafından yayınlanan 200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi’nin uzmanlarından Uzman Psikolog Ramazan Şimşek ve LC Waikiki Tasarım Müdürü Suzan Filiz ile birlikte “çocukların internet bağımlılığı ve teknoloji kullanımı” konuşuldu.

    ÇOCUK İSTİSMARI VE CİNAYETLERİNE DE DEĞİNİLDİ

    Hürriyet Aile Çocuk Yazarı Ömür Kurt, “Sedanur Güzel hayatın kaybetti. Bütün Türkiye’nin başı sağ olsun. Gerçekten çok üzüldük. Çünkü; çocuklar dünyanın en masum ve korunması gereken varlıklarıdır. Onların nasıl korunması gerektiğini Ramazan Şimşek’e soracağız. Sedanur çök üzücü bir şekilde aramızdan ayrıldı. Ne olduğunu bilmiyoruz, halen araştırmalar devam ediyor” dedi.

    Uzman Psikolog Ramazan Şimşek de, çocuklar ile anne ve babalara bir dizi kuraldan söz ederek, “Domatesler eski domates değil, biberler eski biber değil. Yumurtalar, tavuklar hepsi bozuldu. Sadece bunlar bozulmadı, zamanımızın kötü bir şeyi de insan bozuldu. Sadece yiyecek içecekler değil, insan da bozuldu.  Bakın çocuklar tanıdık tanımadık birilerinin size oyuncak vermesi, hediye vermesi, şeker çikolata gibi yiyecek ve içecek vermesi konusunda lütfen dikkatli olun. Annenize, babanıza sormadan almayın. İkincisi de anneniz ve babanızın dışında kimsenin bedeninize dokunmasına müsaade etmeyin” uyarılarında bulundu.

    ÇAĞIMIZIN SORUNU İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    Günümüz çocukları internette uzun süre vakit geçiriyor, birden fazla sosyal medya hesabı kullanıyor, dijital oyunlar oynuyor ve anne babaların bilmediği bir dünyada zaman harcıyor. Çocukların internet ortamında karşılaştığı sorunlardan internette nasıl güvende olacaklarına, yaşlara göre internet kullanım sürelerinden siber zorbalığa kadar her şeyin konuşulduğu söyleşide anne babaların sorularına da yanıtlar verildi.

    KATILIMCILARA 200 ADIMDA ÇOCUK YETİŞTİRME REHBERİ HEDİYE EDİLDİ

    Uzman Psikolog Ramazan Şimşek, çocukların internet ve teknoloji konusunda nasıl yönlendirilmesi gerektiğine ve bu konuda ebeveynlere düşen görevlere dikkat çekti. Söyleşi sonrasında katılımcılara, bir çiftin bebek yapmaya karar vermesinden çocuk 6 yaşını bitirinceye dek geçen süredeki bebek ve çocuk eğitimini kapsadığı 200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi armağan edildi.

    LC WAİKİKİ’DEN 50 KİŞİYE 50 TL’LİK HEDİYE ÇEKİ

    Çocuk sağlığının önemine dikkat çekmek için gerçekleştirilen etkinlik, her ay bir uzmanı Türkiye’nin bir şehrinde ücretsiz olarak halkla buluşturuyor. Türkiye, Çin ve Bangladeş olmak üzere 3 tam kapasiteli laboratuvarda, 4 bin 500’ü ekolojik olmak üzere günde ortalama 13 bin 500 test yapan LC Waikiki, çocuk sağlığı ve gelişimi konusunda da ebeveynlere destek veriyor. Bu doğrultuda daha önceki buluşmalarda olduğu gibi Kars buluşmasında da katılımcılara ürün güvenliği ve sağlığı konusunda da bilgiler verildi ve 50 şanslı aileye LC Waikiki’den 50 TL’lik hediye çeki armağan edildi.

    12 ŞEHİR 12 KONFERANS

    Bebek ve çocuk ürünlerinde uyguladığı kalite standartlarındaki hassasiyeti, çocukların sağlıklı ve mutlu yetişmesi için de gösteren LC Waikiki, “Aile Buluşmaları” ile 12 ayda 12 uzman ile 12 şehirde ebeveynlerle buluşacak. 0-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimi için önemli olan noktalara dikkat çekecek “LC Waikiki Aile Buluşmaları” İstanbul, Antalya, Ankara, İzmir, Denizli, Mardin, Gaziantep, Eskişehir, Trabzon, Kars, Adana, Nevşehir illerini kapsayacak. Buluşmalara aileler, Ender Saraç, Tan Sağtürk, Üstün Dökmen, Başak Demiriz, Zeynep Köse Çapay, Ramazan Şimşek, Şirin Seçkin, Özgür Öner, Serap Duygulu, Dolunay Kadıoğlu, Yıldız Dilek Ertürk, Eyüp Sabri Ercan gibi alanında uzman isimlerle bir araya gelecek.

    (FOTOĞRAFLI-GÖRÜNTÜLÜ)



  • “Babalar çocuklarıyla oyun oynamasını bilmiyor"

    İSTANBUL, (DHA)-İSTANBUL Aydın Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üy. Erhan Alabay ve Arş. Gör. Yüksel Kantekin’in gerçekleştirdiği araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Buna göre babaların büyük çoğunluğunun, çocuklarıyla nasıl oyun oynaması gerektiğini bilmediği ortaya çıktı.

    Araştırmayı İstanbul’un çeşitli semtlerinde, farklı eğitim düzeyine sahip belirli sayıda baba ve çocukları üzerinden gerçekleştirdiklerini ifade eden İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üy. Erhan Alabay, “Bu babalarla çocuklarına oyun hamurlarını vererek oynamalarını istedik. Bu süreç kameraya alındı. Kamera görüntüleri bilimsel olarak farklı araştırmacılar tarafından bireysel olarak incelendi. Bu incelemelerde ilginç sonuçlara karşılaştık” dedi.

    “EĞİTİM DÜZEYİ DE FARK ETMİYOR”

    Dr. Öğr. Üy. Alabay, sonuçları şöyle özetledi:

     “Baba ile çocuğun birlikte oyuna başlama sürecinde babaların hiçbirinin oyuna başlarken çocuğu motive edici söz ve davranışta bulunmadığını gördük. Babaların yarısı çocuğun oyun fikrini almadan kendisi oyun sürecine başlıyor. Çocuğun fikrini soran babalar ise çoğunlukla almış olduğu fikirleri gerçekleştirmiyor. Oyun sürecinde baba kaynaklı engellere rastlanıyor. Birçok defa oyunda babanın çocuktan çok daha fazla aktif olduğunu gördük. Bunun yanında, babaların en çok çocuğuyla oyun oynarken emir kipi ile konuştuğunu, fiziksel veya sözel müdahalede bulunduğunu, mükemmeliyetçilik beklentisinde olduğunu ve en kötüsü ise çocuğun oyun sürecinde yaptığı ürünleri beğenmediği sonucuyla karşılaştık. Üstelik bu verilerin, öğrenim durumuna göre değişmediğini gözlemledik. Üniversite mezunu babalar ile ilkokul mezunu babalar arasında hiçbir fark yok.”

    "BABA FİGÜRÜ ÖNEM KAZANIYOR"

    Son yıllarda babalık kimliği ve babaların çocuk yetiştirme konusundaki önemlerine ilişkin çalışma bulgularının çocuk gelişiminde babaların rolüne olan ilgiyi artırdığını ifade eden İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Elemanı Arş. Gör. Yüksel Kantekin ise, “Farklı araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, çocuğun gelişiminde, babanın da anne kadar etkili ve önemli bir birey olduğu belirtiliyor. Bu sonuçlara paralel olarak babalık rolünün de toplumsal beklentiler açısından bir değişim içerisine girdiği malum. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren araştırmacıların bu konuya olan ilgilerinde artış gözleniyor. ABD istatistiklerine göre, 2000 yılında toplam 60,1 milyon baba varken, 2007’de 64,3 milyona, 2012’de de bu sayı 70,1 milyona yükseldi. Tek başına çocuk yetiştiren bekar babaların sayıları da araştırıldığında, bu babaların sayısı son 10 yılda yüzde 60 artarak 1.96 milyona ulaştığı saptandı. Baba sayısının artması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kabul görmesi ve çocuğun gelişiminde babaların önemli bir rol aldığının farkındalığının artması gibi nedenlerden dolayı babaların da çocuk gelişiminde önemli olduğu toplum tarafından kabul edilmeye başlandı” diye konuştu.

    “BABASIYLA ARASI İYİ OLAN ÇOCUK DAHA İYİ GELİŞİYOR”

    Arş. Gör. Kantekin babayla olumlu bir ilişkisi olan çocukların gelişiminin daya iyi seyrettiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Son yıllarda yapılan araştırmalar incelendiğinde, baba-çocuk arasındaki olumlu etkileşiminin artmasıyla birlikte, çocuğun olumlu davranışlarında artış, alıcı dil ve ifade edici dil becerisinin olumlu yönde etkilenmeler, uyku kalitesinde artış, ergenliğe giriş zamanını normale yakınlaşması gibi olumlu durumların geliştiği tespit edildi. Bu doğrultuda, çocukların gelişimlerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için, anne kadar baba figürüne, babalarıyla etkileşim içerisinde olmaya da ihtiyaçları olduğu sonucu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir diyebiliriz.”

    "BABALAR ÇOCUKLARIYLA NASIL OYNAMALI?"

    Alabay ve Kantekin, bir babanın çocuklarıyla oyun oynarken dikkat etmesi gereken noktaları ise şöyle sıraladı:

    “Bir baba çocuğu ile oyun sürecine, muhakkak çocuğunu motive edici ve heyecanlandırıcı söz ve davranışla başlamalı. Oyuna başlamadan önce çocuğun fikrini alın. Çocuğun fikirlerine saygı gösterin ve o yönde oyun sürecine başlayın ve sürdürün. Oyun sürecinde ne çok aktif olun, ne de çok pasif kalın. Çocuğunuzla birlikte oyun oynarken oyun sürecini devam ettirmeye yönelik sorular sorun. Örneğin çocuğunuz küplerle bir bina inşa etmek istiyorsa, siz çocuğunuza “Bu bina nasıl bir bina olacak peki?” şeklinde sorular sorun. Mükemmeliyetçilikten kaçının. Unutmayın ki onların el becerileri bir yetişkin kadar değildir. Bu nedenle çok güzel yapmasını beklemeyin. Emin olun ki zaten çocuğunuzun yapmış olduğu ürün onun için en güzelidir. Bu nedenle yaptığı ürüne saygı gösterin ve beğenin. Oyun sürecini çocuğunuzun yönetmesine izin verin. Siz o oyunun içinde bir oyuncu olun. İşbirliği içinde oyunu sürdürün ama oyunun gidişatını çocuğunuz belirlesin. Oyunun belirli noktalarında çocuğunuz sizden yardım istiyorsa süreci ilerletmek için fikirler önerin. Çocuk için oyun oynamak en heyecanlı aktivitelerden birisidir. Bu nedenle çocuğunuz oyun içinde heyecanlanıp, duyguları sözlerine ve davranışlarına yansıyacaktır. Sizde onun bu duygularına karşılık verin. O heyecanlanıyorsa sizde bu durum karşısında heyecanlanın. Yani çocuğunuzun duygularına ayna olun. Ve son olarak unutmayın ki, çocuğun en önemli işi oyundur. Bu nedenle çocuğunuzun oyunlarını engellemeyin ve oyunlarına değer verin.”

    (FOTOĞRAF)



  • (Görüntülü) Ücretsiz servis hizmetinden öğrenciler çok memnun

    İSTANBUL, (DHA) – MALTEPE Belediyesi’nin ücretsiz okul servisi projesi ile maddi zorluklar yaşayan ve okulu evlerine uzak olan öğrenciler rahat bir nefes alıyor. Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Yaklaşık her gün 450 civarında öğrenciyi okullara taşıyoruz” dedi. Okulların açılmasıyla birlikte öğrencileri hem maddi sıkıntıdan hem de İstanbul trafiğinde toplu taşımaların kalabalığından kurtaran Maltepe Belediyesi, ücretsiz servis hizmeti ile öğrencilerin eğitim hayatını kolaylaştırıyor. 4 yıldır hizmet veren ücretsiz okul servisinden ise öğrenciler çok memnun. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç da bu sabah servise binmeden önce öğrencileri ziyaret etti ve onlara verilen hizmet ile ilgili sorular sordu, hem de fikirlerini öğrencilerle paylaştı. “ÜCRETSİZ SERVİS İLE KAZANCIMIZ VAR” 2 yıldır ücretsiz servis hizmetinden faydalandığını dile getiren Muhammed Tarık Ersöz, “Ücretsiz servis ile işimiz kolaylaşıyor. Yağmurlu havalarda ve kış mevsiminde rahat ediyoruz. Muhtarlık sayesinde öğrendim ben bu hizmeti. Zaten ben bir önceki yılda ücretsiz servisten yararlandım. Kışın minibüsler kalabalık oluyor. İstanbul trafiği de yoğun zaten. O şekilde olunca okula geç kalıyoruz. Ancak ücretsiz servis ile kazancımız var. 10 dakika içerisinde okulda oluyoruz ve rahatız bu şekilde” diye konuştu. “BU ŞEKİLDE RAHAT EDİYORUZ” Maltepe Belediyesi’nin ücretsiz servis hizmetinden yeni yararlanmaya başladığını söyleyen Sinem Balçık, “Okula erken yetişmemiz açısından ve trafiğin kalabalık olduğu yerlere takılmamamız daha iyi oluyor. Bu şekilde rahat ediyoruz yani. Önceden ücretsiz servis kullanmıyordum trafikte kalıyorduk. Arkadaşım tavsiye etti, ‘hem rahat edersin hem de para konusunda sıkıntı çekmezsin’ dedi” diyerek memnuniyetini dile getirdi. “YAKLAŞIK HER GÜN 450 CİVARINDA ÖĞRENCİYİ OKULLARA TAŞIYORUZ” 18 mahalleden ve 8 ayrı hattan servislerin sabahları öğrencileri aldığını dile getiren Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Öğrencilerimizin özellikle minibüs ve otobüslere binme şansı çok çok zordu. Bunlar biraz daha düşük ücretle bindikleri için alınmıyorlardı. Çocuklar yağmur yağdığında bile saatlerce duraklarda bekliyorlardı. Mahalleden gelen öneriler dikkate alınarak birazda yasal boşluklardan yararlanarak aslında üzerimize vazife olmayan bir konuya el attık. Yaklaşık her gün 450 civarında öğrenciyi okullara taşıyoruz. Öğrenciler yeni sisteme göre başka mahallelerde de okula gitme şansıyla karşı karşıya kalıyor. Okul aile birlikleri ve muhtarlarla görüşerek bu fikri pekiştirdik ve belirli noktalardan sabahları otobüslerimiz öğrencileri alıyor, akşamda evlerine bırakıyor” şeklinde konuştu. Bazı ailelerin 2 veya 3 çocuğunun okuduğunu ve bu durumunda bazı ailelere bütçe olarak sıkıntılı günler yaşattığını ifade eden Başkan Ali Kılıç, servis konusunda özellikle bu tip aileleri bir nebze de olsa rahatlattıklarının altını çizdi.



  • “Gribal enfeksiyon sırasında kalp krizi oluşabiliyor”

    İSTANBUL, (DHA) – ÖZELLİKLE mevsim geçişlerinde kalp problemi olanların daha dikkatli olması gerekiyor. Bilinen kalp damar hastalığı olan veya olma ihtimali yüksek riskli hastalarda gribal enfeksiyon sırasında kalp krizi oluşabildiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yalçın, “Enfeksiyon sırasında vücutta doku ve organların oksijen ihtiyacı artıyor. Artan bu oksijen ihtiyacını karşılamak için kalp daha fazla çalışmak durumunda kalıyor. Dokuları ve kendini yeterince besleyemediğinde kalp krizi oluşabiliyor” dedi.

    Gribal enfeksiyonlar ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi açıklayan Medicana Çamlıca Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yalçın “Enfeksiyonlar ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun zamandır biliniyor. Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi gribal enfeksiyonlarda da vücudun savunma mekanizmaları devreye giriyor ve inflamasyon dediğimiz yangı oluşuyor. Oluşan bu yangı kalp damarları üzerinde bulunan stabil plaklarda hasara neden olabiliyor, kan akışkanlığını veya kan damarlarının yüzeyini kaplayan endotel fonksiyonlarını bozabiliyor. Yine oluşan bu yangı tansiyon düzensizliklerine neden olabiliyor” diye konuştu. 

    Ayrıca gribal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara bağlı tansiyon yüksekliklerinin de oluşabildiğini dile getiren Doç. Dr. Yalçın, sayılan tüm bu nedenlerin kalp-damar sistemi ile ilgili istenmeyen olaylara neden olabileceğini söyledi.

    “GRİBAL ENFEKSİYONLAR SIRASINDA KALP KRİZİ OLUŞABİLİYOR”

    Birçok enfeksiyonda olduğu gibi gribal enfeksiyonların da kalp krizini tetikleyebildiğini kaydeden Doç. Dr. Yalçın konuşmasına şöyle devam etti:

    “Özellikle bilinen kalp damar hastalığı olan veya olma ihtimali yüksek riskli hastalarda gribal enfeksiyonlar sırasında kalp krizi oluşabiliyor. Enfeksiyonlar sırasında oluşan sıvı kayıpları, yüksek ateşe bağlıkalp hızı artışları, enfeksiyon sırasındaki tansiyon değişiklikleri ve virüslerin salgıladığı çeşitli toksinlere bağlı olarak kalp krizi tetiklenebiliyor. Enfeksiyon sırasında vücutta doku ve organların oksijen ihtiyacı artıyor. Artan bu oksijen ihtiyacını karşılamak için kalp daha fazla çalışmak durumunda kalıyor. Ancak özellikle bilinen kalp hastalığı olan bireylerde toksinlere bağlı olarak oluşan tansiyon düşüklüğü ve damarların yüzeyini kaplayan endotelde meydana gelen bozukluklar sonucu kalp; hem dokuların hem de kendini yeterince besleyemeyebiliyor ve kalp krizi oluşabiliyor”.

    “YILLIK GRİP AŞISI KORUYOR”

    “Kalp rahatsızlığı olan hastalarımızın özellikle kış aylarında enfeksiyonlara dikkat etmeleri gerekiyor” diyen Doç. Dr. Yalçın, “Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanında düzenli el yıkanmasıve hastalıklı kişilerle mümkün olduğunca az temasa dikkat etmeleri gerekiyor. Yıllık grip aşısı ve zatüre aşısı yapılması önemli bir koruyuculuk sağlıyor” şeklinde konuştu.

    “UYGUNSUZ ANTİBİYOTİK KULLANIMI ÇOK YAYGIN”

    Enfeksiyona yakalanmış kalp hastalarının mutlaka bir doktor tarafından gözetim altında tutulması gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Yalçın “Çoğu enfeksiyonlar viral kökenli olmasına rağmen maalesef uygunsuz antibiyotik kullanımı çok yaygın. Viral enfeksiyonlarda istirahat ve bol sıvı tüketilmesi önemli. Enfeksiyon tedavilerinde kullanılan ilaçların kalp-damar sistemi üzerine yan etkileri ve hastanın kullandığı diğer kalp ilaçları ile etkileşimleri olabiliyor. Bu nedenle muayene sırasında bu hastaların doktorlarına kalp hastası olduklarını ve kullandıkları ilaçları mutlaka belirtmeleri gerekiyor” dedi.

    (FOTOĞRAF)



  • (Görüntülü) İspanyol ressamın 'İstanbul’a Bir Bakış' sergisi Beyoğlu’nda açıldı

    İSTANBUL, (DHA) - İSPANYOL Sanatçı Jaume Marzal Canós’ın 22 yağlı boya çalışmasından oluşan “İstanbul’a Bir Bakış” sergisi Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışına sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu’nda düzenlenen serginin açılışına; Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve İspanyol Sanatçı Jaume Marzal Canós’ın yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. İspanya Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Cervantes Enstitüsü’nün ‘Akdeniz Evi İstanbul’da İspanyol Haftası’ etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği sergide, ziyaretçilere İstiklal Caddesi, Taksim Meydanı, Karaköy, eski Sulukule ve Fatih’ten kesitler yer aldı. Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluşturulan “İstanbul’a Bir Bakış” sergisinin açılışında konuşan Başkan Demircan, “İspanyol sanatçı kendi gözünden dünyanın değişik portrelerini, insan figürlerini burada resmetmiş. Aynı zamanda İstanbul ile ilgili tarihi mekanları da resmetmiş. Bu iki ülkenin tarihi bağlarını güçlendirmek anlamında bu etkinliğe ev sahipliği yapıyoruz.” dedi. “ÖZELLİKLE İSTANBUL İLE İSPANYOLLAR’IN İLİŞKİSİ ÇOK ANLAMLI” İspanya ile Türkiye’nin bağlarının bu tür sanatsal etkinliklerle güçleneceğini belirten Demircan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İstanbul, Türkiye ve İspanya arasındaki ilişki çok eskiye dayanıyor. Özellikle İstanbul ile İspanyolların ilişkisi de çok anlamlı. Tarihi ve kültürel bağlar gerçekten bu anlamda çok köklü. Sonuçta Akdeniz çanağında var olan kültürlerin de birbirine yakınlığını biliyoruz. İşte İspanyol sanatçı kendi gözünden dünyanın değişik portrelerini, insan figürlerini burada resmetmiş. Aynı zamanda İstanbul ile ilgili tarihi mekanları da resmetmiş. Bu iki ülkenin tarihi bağlarını güçlendirmek anlamında bu etkinliğe ev sahipliği yapıyoruz.”



  • Ücretsiz servis hizmetinden öğrenciler çok memnun

    İSTANBUL, (DHA) – MALTEPE Belediyesi’nin ücretsiz okul servisi projesi ile maddi zorluklar yaşayan ve okulu evlerine uzak olan öğrenciler rahat bir nefes alıyor. Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Yaklaşık her gün 450 civarında öğrenciyi okullara taşıyoruz” dedi.

    Okulların açılmasıyla birlikte öğrencileri hem maddi sıkıntıdan hem de İstanbul trafiğinde toplu taşımaların kalabalığından kurtaran Maltepe Belediyesi, ücretsiz servis hizmeti ile öğrencilerin eğitim hayatını kolaylaştırıyor. 4 yıldır hizmet veren ücretsiz okul servisinden ise öğrenciler çok memnun. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç da bu sabah servise binmeden önce öğrencileri ziyaret etti ve onlara verilen hizmet ile ilgili sorular sordu, hem de fikirlerini öğrencilerle paylaştı.

    “ÜCRETSİZ SERVİS İLE KAZANCIMIZ VAR”

    2 yıldır ücretsiz servis hizmetinden faydalandığını dile getiren Muhammed Tarık Ersöz, “Ücretsiz servis ile işimiz kolaylaşıyor. Yağmurlu havalarda ve kış mevsiminde rahat ediyoruz. Muhtarlık sayesinde öğrendim ben bu hizmeti. Zaten ben bir önceki yılda ücretsiz servisten yararlandım. Kışın minibüsler kalabalık oluyor. İstanbul trafiği de yoğun zaten. O şekilde olunca okula geç kalıyoruz. Ancak ücretsiz servis ile kazancımız var. 10 dakika içerisinde okulda oluyoruz ve rahatız bu şekilde” diye konuştu.

    “BU ŞEKİLDE RAHAT EDİYORUZ”

    Maltepe Belediyesi’nin ücretsiz servis hizmetinden yeni yararlanmaya başladığını söyleyen Sinem Balçık, “Okula erken yetişmemiz açısından ve trafiğin kalabalık olduğu yerlere takılmamamız daha iyi oluyor. Bu şekilde rahat ediyoruz yani. Önceden ücretsiz servis kullanmıyordum trafikte kalıyorduk. Arkadaşım tavsiye etti, ‘hem rahat edersin hem de para konusunda sıkıntı çekmezsin’ dedi” diyerek memnuniyetini dile getirdi. 

    “YAKLAŞIK HER GÜN 450 CİVARINDA ÖĞRENCİYİ OKULLARA TAŞIYORUZ”

    18 mahalleden ve 8 ayrı hattan servislerin sabahları öğrencileri aldığını dile getiren Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Öğrencilerimizin özellikle minibüs ve otobüslere binme şansı çok çok zordu. Bunlar biraz daha düşük ücretle bindikleri için alınmıyorlardı. Çocuklar yağmur yağdığında bile saatlerce duraklarda bekliyorlardı. Mahalleden gelen öneriler dikkate alınarak birazda yasal boşluklardan yararlanarak aslında üzerimize vazife olmayan bir konuya el attık. Yaklaşık her gün 450 civarında öğrenciyi okullara taşıyoruz. Öğrenciler yeni sisteme göre başka mahallelerde de okula gitme şansıyla karşı karşıya kalıyor. Okul aile birlikleri ve muhtarlarla görüşerek bu fikri pekiştirdik ve belirli noktalardan sabahları otobüslerimiz öğrencileri alıyor, akşamda evlerine bırakıyor” şeklinde konuştu.

    Bazı ailelerin 2 veya 3 çocuğunun okuduğunu ve bu durumunda bazı ailelere bütçe olarak sıkıntılı günler yaşattığını ifade eden Başkan Ali Kılıç, servis konusunda özellikle bu tip aileleri bir nebze de olsa rahatlattıklarının altını çizdi.

    (GÖRÜNTÜ-FOTOĞRAF)



  • (Görüntülü) “Ozon terapi bağışıklık sistemini güçlendiriyor”

    Gökçe KARAKÖSE, Özgür KUMANOVALI/ İSTANBUL, (DHA)- GELENEKSEL ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarının arasında yer alan ve herkesin yararlanabileceği ozon terapi bir çok hastalığa iyi geliyor. Ozonterapist Dr. Yusuf İzzettin Güven, ozon terapinin cilt hastalığından kansere kadar her konuda mevcut tedavi tekniklerinin tamamlayıcısı olduğunu vurgulayarak, “En önemli özelliği koruyucu tedavi tekniği olmasıdır. Günümüzdeki birçok hastalığın temeli bağışıklık sistemine dayanır ve bu tedavi bağışıklık sistemini de güçlendirir. Böylece hasta olmayı da engeller” dedi. Tıbbi bir tedavi tekniği olan ozon terapinin uygun kliniklerde ve bakanlık tarafından onaylı sertifikası olan hekimler tarafından uygulanabildiğini ifade eden Güven, ozon terapi uygulamaları hakkında bilgi verdi. “OZON TERAPİ YENİ DOĞANA BİLE UYGULANABİLİR” Ozon terapisinin vücutta olmayan herhangi bir mekanizmayı üretip, onunla vücuda etki sağlayan bir metod olmadığını söyleyen Medipol Üniversitesi Ozonterapi Öğretim Görevlisi Dr. Yusuf İzzettin Güven, “Vücudunuzdaki var olan mekanizmaları aktifleştiren, onların regüle edilip düzenli çalışmasını sağlayan bir metoddur. Hiçbir yan etkisi yoktur bu yüzden yeni doğandan başlayarak her yaş grubunda olan bireylere uygulanabilir” dedi. Dr. Güven, uygulamaların birçok farklı metodla yapıldığını belirtti ve ozonun uygun yere, gerekli alana yeteri miktarda iletilmesi mantığına dayandığını ifade etti. “HASTA OLMAYI ENGELLİYOR” Ozon terapisinin koruyucu bir tedavi tekniği olduğunun altını çizen Dr. Güven, “Koruyucu hekimlik hizmetleri içerisinde de yer alır. Sadece hasta olduktan sonra işe yarayan bir tedavi tekniği değildir. Hasta olmanızı da engelleyici bir özelliği olduğu için en ucuz tedavi tekniklerinden birisidir. Hem maddi açıdan hem de hastanın sosyal hayatı, yaşamsal fonksiyonlarında ilerde oluşabilecek çok daha ciddi hastalıkları önleyerek ekonomik bir tedavi ortaya çıkmaktadır. Bütün bunları sadece önleyici hekimlik değil hastalık halinde de belli enstrümanların yanında destekleyici olarak bazen de tek başına o hastalıkları tedavi etmeye yönelik bir teknik olarak uygulamalıyız” diye konuştu. “KULLANILAMAYACAĞI TEK ALAN ‘SOLUNUM’” Yan etkisi bulunmayan ozonun kullanılamayacağı tek alanın ‘solunması’ olduğunu belirten Güven, “'Ozon belli miktarların üzerinde solunduğu zaman akciğerlerimiz de soluduğumuz havanın kana geçmesini sağlayan yüzeyde hasara yol açarak zarar verebilmektedir. Bununla ilgi Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Ozon Birliği’nin yayınladığı bir standart vardır. Bu standartlar bizim tedavide kullandığımız ozonun çok daha uzun süre solunması halinde zarar verebilir. Bunun dışında kazayla zarar vermesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. HEKİM DOĞRU DOZU VE UYGULAMA METODLARINI KULLANMALIDIR Genelde haftada 2 veya 3 defa uygulanabilen ozon terapinin mucize sonuçlar içerebildiğini ancak mucizevi bir teknik olmadığını dile getiren Güven, “Doğru ellerde doğru şekillerde uygulandığı zaman çok faydalı bir tedavi tekniğidir. Kullanılan diğer tıbbi tedavi etkinliklerinden daha üstün veya daha aşağıda diye sınıflandırılmaz. Ozon terapist bir hekimdir ve asla hekim olmayan kişiler tarafından ozon terapi uygulanamaz çünkü bu bir tedavi tekniğidir. Hekim hastaya ve hastalığına göre doğru dozu, doğru uygulama metodlarını ve doğru teknikleri birleştirerek tedaviyi tamamlamak zorundadır. Asıl olan hastanın şifaya ulaşmasıdır” dedi. 3 SAAT İÇİNDE ETKİ GÖSTERMEYE BAŞLIYOR Ozon terapist Dr. Güven, branşı fark etmeksizin her hekimin yapabildiği terapinin etkilerinin ortalama 3 saatten itibaren başladığını dile getirdi ve şunları söyledi: “Temelde majör ve minör adı altında iki uygulama vardır. Majör uygulama vücuttan bir miktar kan alınarak içine gerekli miktarda ozonu enjekte edip, ozonu emdirerek reaksiyonu vücudun dışında elde edip reaksiyonu vücuda taşımak olarak uygulanan bir metoddur. Diğeri ise bir miktar kanı alıp ozonla muamele edip reaksiyonu gerçekleştirip kalçadan vücuda verip bağışıklık sistemini uyardığımız metoddur. Çok sayıda topikal uygulama metodları da vardır. Bunlar açık yaralarda, cilt enfeksiyonlarında, kangrende, kadın hastalıklarında intra vajinal uygulamalarda, kulak hastalıklarında, baş dönmesi, kulak çınlaması, gibi durumlarda yaptığımız uygulamalar, kas içine, disk içine, yara etrafına yapılan uygulamalardır ve bunun gibi çok yaygın topikal uygulama teknikleri mevcuttur.”



  • Psikiyatrinin en ilginç rahatsızlığı 'Sahtekâr sendromu'

    İSTANBUL, (DHA) - PSİKİYATRİ alanındaki belki de en ilginç rahatsızlıklardan biri olan 'İmposter Sendromu'na değinen İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Psikiyatrist Onur Okan Demirci, “Bu rahatsızlığı yaşayan kişiler gerçekleştirdikleri kişisel başarılarının tesadüf, şans veya sahte olarak gerçekleştiğine inanırlar. Buna inandıkları için kendilerini dolandırıcı veya sahtekâr gibi hissederler" dedi.

     Kamuoyunda pek bilinmeyen 'Sahtekarlık Sendromu' yaşayanların en belirgin özelliğinin; 'kişinin kendisinin sahtekar ve dolandırıcı olduğuna inanmasıdır' diye tanımlanıyor.  İGÜ Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Psikiyatrist Onur Okan Demirci, “İmposter Sendromu” olarak da bilinen bu rahatsızlık hakkında şöyle konuştu:  Bu rahatsızlığa İmposter Fenomeni, Fraud Sendromu, İmposterizm, Sahtekar Sendromu, Dolandırıcı Sendromu gibi isimler de verilir. Bu rahatsızlığı yaşayan kişiler gerçekleştirdikleri kişisel başarılarının tesadüf, şans veya sahte olarak gerçekleştiğine inanırlar. Buna inandıkları için kendilerini dolandırıcı veya sahtekâr gibi hissederler. Halbuki gerçeklerin sahtekarlıkla ilgisi bulunmamaktadır. Kişi aslında başarıyı tamamen kendi becerisi ve çabası ile elde etmiştir fakat zihinde beliren bazı işlevsiz ve gerçek olmayan düşünceler nedeni ile kendisinin sahtekâr veya dolandırıcı olduğuna inanması ile sonuçlanır.”

    "SOSYAL ORTAMLARDAN KAÇINIYORLAR"

    Sahtekâr olduğuna inanan imposter sendromlu kişinin foyasının bir gün ortaya çıkacağı endişesi ile konuşmalardan, sohbetlerden ve sosyal ortamlardan kaçmaya çalıştığını belirten Demirci, “Örneğin; toplantılara katılmaktan, konuşma yapmaktan, seminer vermekten, soru sorulacağı endişesi ile iş ortamlarına girmekten kaçmaya başlar.  Kişi oldukça başarılı ve zeki olmasına rağmen kendisini bunun gerçek olmadığına inandırmaktadır ve bunun sonucunda da dışarıdan anlaşılmaması için sosyal ortamlardan kaçınmaya başlamaktadır. Böylece kişide bir performans kaygısı ve sosyal kaygı ortaya çıkmaktadır. Bu durum aslında hepimizin bildiği obsesif yani takıntı hastalığı ile sosyal fobi rahatsızlıklarının bir karışımı gibi görünmektedir” şeklinde konuştu.

    “AKILLI VE BAŞARILI KİŞİLER BU SENDROMU YAŞIYOR”

    İşin içine bir de mükemmeliyetçi bir kişilik yapısı dâhil olduğuna değinen Psikiyatrist  Demirci,“Her şeyin mükemmel olması gerektiğine inanan kişi aslında mükemmel diye bir kavramın olmadığını kabullenmediğinden yaptığı her iş ona yetersiz gelecektir. Bu yetersizlik düşünceleri ile gerçekleştirdiği her başarıyı da tesadüf veya şans olarak adlandıracaktır. Bu tesadüflerinde bir gün başkaları tarafından fark edileceğini düşünerek kaygı ve korku içinde yaşayacaktır. Bu kişiler tipik olarak kendilerinin sahte olduğunu düşünürler, başarılarının sadece şans olduğuna inanırlar ve iltifat aldıklarında bu iltifatın gerçek olmadığına inandıkları için aşırı kibar yanıtlar vermeye çalışırlar.

    "ÇOĞUNLUKLA KADINLARDA GÖRÜLÜYOR"

    Örneğin güzelliği ile ilgili iltifat alan bir kişi bu durumu ‘aslında güzel değilim o sizin güzel bakış açınız’ gibi nitelendirebilir. Veya başarısı ile ilgili övgü alan kişi ‘aslında ben bir şey yapmadım sadece kolay bir sınavdı’ gibi aşırı kibar yorumlarda bulunur. Bu rahatsızlık çoğunlukla kadınlarda görülmektedir. Nadiren de olsa erkeklerde görüldüğü olmaktadır. Tekrar söylemek gerekirse bu rahatsızlığa yakalanan kişiler başarısız veya tembel kişiler değildir aksine fazla çalışan, kapasitesi yüksek, akıllı ve başarılı kişilerdir. Sadece bu kendilerinin başarıyı hak edecek kadar akıllı ve çalışkan olduklarına inanmazlar” ifadelerini kullandı.

    “BİRÇOK ÜNLÜ VE TANINMIŞ İSİM BU SENDROMDAN MUZDARİP”

    Kişinin sürekli içinden kendisini eleştirdiğini belirten Demirci, “Bu eleştiriler başarıları ile ilgili olabildiği gibi dış görünüşü ile ilgili de olabilir. Buradan anlaşılacağı üzere sorun dışarıdaki insanların düşünceleri, davranışları veya söyledikleri değildir, asıl sorun kişinin kendi zihninde sürekli dönüp duran aslında gerçek olmayan düşünceleridir. Bu durumdan muzdarip olan birçok ünlü ve tanınmış isim de bulunmaktadır.

    Sahtekâr sendromuna yakalanmış olan kişilerin tedavilerinde psikiyatrik ilaç tedavileri yapılabildiği gibi bilişsel davranışçı terapiler ve EMDR gibi psikoterapi yöntemlerininde uygulanabildiğini vurgulayan İGÜ Dr. Öğretim Üyesi Onur Okan Demirci, “Kişinin iş ortamı da bu rahatsızlığı tetikleyebilmektedir. Kaygının, rekabetin doğal olarak karşılanmadığı, aşırı baskının olduğu, büyük ve kurumsal şirketlerde çalışılan her ortam kişide bu rahatsızlığı tetikleyecektir. Tedavide amaç kişinin zihnini sürekli meşgul eden, aslında gerçek olmayan olumsuz düşüncelerin engellenmesi veya gerçek olanlarla yer değiştirilmesidir. Toplumda aslında oldukça sık görülen bu duruma birçoğumuz yakalanmış olabiliriz. Bu rahatsızlığa yakalanmak elimizde olmayabilir fakat değiştirebilme gücü daima elimizdedir” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAF)



  • “Ozon terapi bağışıklık sistemini güçlendiriyor”

    Gökçe KARAKÖSE, Özgür KUMANOVALI/ İSTANBUL, (DHA)- GELENEKSEL ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarının arasında yer alan ve herkesin yararlanabileceği ozon terapi bir çok hastalığa iyi geliyor. Ozonterapist Dr. Yusuf İzzettin Güven, ozon terapinin cilt hastalığından kansere kadar her konuda mevcut tedavi tekniklerinin tamamlayıcısı olduğunu vurgulayarak, “En önemli özelliği koruyucu tedavi tekniği olmasıdır. Günümüzdeki birçok hastalığın temeli bağışıklık sistemine dayanır ve bu tedavi bağışıklık sistemini de güçlendirir. Böylece hasta olmayı da engeller” dedi.

    Tıbbi bir tedavi tekniği olan ozon terapinin uygun kliniklerde ve bakanlık tarafından onaylı sertifikası olan hekimler tarafından uygulanabildiğini ifade eden Güven, ozon terapi uygulamaları hakkında bilgi verdi.

    “OZON TERAPİ YENİ DOĞANA BİLE UYGULANABİLİR”

    Ozon terapisinin vücutta olmayan herhangi bir mekanizmayı üretip, onunla vücuda etki sağlayan bir metod olmadığını söyleyen Medipol Üniversitesi Ozonterapi Öğretim Görevlisi Dr. Yusuf İzzettin Güven, “Vücudunuzdaki var olan mekanizmaları aktifleştiren, onların regüle edilip düzenli çalışmasını sağlayan bir metoddur. Hiçbir yan etkisi yoktur bu yüzden yeni doğandan başlayarak her yaş grubunda olan bireylere uygulanabilir” dedi.

    Dr. Güven, uygulamaların birçok farklı metodla yapıldığını belirtti ve ozonun uygun yere, gerekli alana yeteri miktarda iletilmesi mantığına dayandığını ifade etti.

    “HASTA OLMAYI ENGELLİYOR”

    Ozon terapisinin koruyucu bir tedavi tekniği olduğunun altını çizen Dr. Güven, “Koruyucu hekimlik hizmetleri içerisinde de yer alır. Sadece hasta olduktan sonra işe yarayan bir tedavi tekniği değildir. Hasta olmanızı da engelleyici bir özelliği olduğu için en ucuz tedavi tekniklerinden birisidir. Hem maddi açıdan hem de hastanın sosyal hayatı, yaşamsal fonksiyonlarında ilerde oluşabilecek çok daha ciddi hastalıkları önleyerek ekonomik bir tedavi ortaya çıkmaktadır. Bütün bunları sadece önleyici hekimlik değil hastalık halinde de belli enstrümanların yanında destekleyici olarak bazen de tek başına o hastalıkları tedavi etmeye yönelik bir teknik olarak uygulamalıyız” diye konuştu.

    “KULLANILAMAYACAĞI TEK ALAN ‘SOLUNUM’”

    Yan etkisi bulunmayan ozonun kullanılamayacağı tek alanın ‘solunması’ olduğunu belirten Güven, “'Ozon belli miktarların üzerinde solunduğu zaman akciğerlerimiz de soluduğumuz havanın kana geçmesini sağlayan yüzeyde hasara yol açarak zarar verebilmektedir. Bununla ilgi Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Ozon Birliği’nin yayınladığı bir standart vardır. Bu standartlar bizim tedavide kullandığımız ozonun çok daha uzun süre solunması halinde zarar verebilir. Bunun dışında kazayla zarar vermesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

    HEKİM DOĞRU DOZU VE UYGULAMA METODLARINI KULLANMALIDIR

    Genelde haftada 2 veya 3 defa uygulanabilen ozon terapinin mucize sonuçlar içerebildiğini ancak mucizevi bir teknik olmadığını dile getiren Güven,  “Doğru ellerde doğru şekillerde uygulandığı zaman çok faydalı bir tedavi tekniğidir. Kullanılan diğer tıbbi tedavi etkinliklerinden daha üstün veya daha aşağıda diye sınıflandırılmaz. Ozon terapist bir hekimdir ve asla hekim olmayan kişiler tarafından ozon terapi uygulanamaz çünkü bu bir tedavi tekniğidir. Hekim hastaya ve hastalığına göre doğru dozu, doğru uygulama metodlarını ve doğru teknikleri birleştirerek tedaviyi tamamlamak zorundadır. Asıl olan hastanın şifaya ulaşmasıdır” dedi.

    3 SAAT İÇİNDE ETKİ GÖSTERMEYE BAŞLIYOR

    Ozon terapist Dr. Güven, branşı fark etmeksizin her hekimin yapabildiği terapinin etkilerinin ortalama 3 saatten itibaren başladığını dile getirdi ve şunları söyledi:

    “Temelde majör ve minör adı altında iki uygulama vardır. Majör uygulama vücuttan bir miktar kan alınarak içine gerekli miktarda ozonu enjekte edip, ozonu emdirerek reaksiyonu vücudun dışında elde edip reaksiyonu vücuda taşımak olarak uygulanan bir metoddur. Diğeri ise bir miktar kanı alıp ozonla muamele edip reaksiyonu gerçekleştirip kalçadan vücuda verip bağışıklık sistemini uyardığımız metoddur. Çok sayıda topikal uygulama metodları da vardır. Bunlar açık yaralarda, cilt enfeksiyonlarında, kangrende, kadın hastalıklarında intra vajinal uygulamalarda, kulak hastalıklarında, baş dönmesi, kulak çınlaması, gibi durumlarda yaptığımız uygulamalar, kas içine, disk içine, yara etrafına yapılan uygulamalardır ve bunun gibi çok yaygın topikal uygulama teknikleri mevcuttur.”

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • Sabiha Gökçen ile Workinton işbirliği büyüyerek devam ediyor


    ANIL UÇAN/İSTANBUL(DHA)-Türkiye’deki havalimanlarında sadece İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bulunan coworking alanı Workinton’a ilgi her geçen gün artıyor.

    Türkiye’de havalimanında bulunan ilk coworking alanı olan Workinton Sabiha Gökçen, kısa süre içinde çok seyahat eden, trafik karmaşasından uzak kalmak ve zamanı iyi değerlendirmek isteyen kurumsal firma çalışanlarının ideal çalışma alanı olmaya devam ediyor. Söz konusu alan aynı zamanda da terminal içindeki şirketlerin toplantılarını rahat ve prestijli bir ortamda gerçekleştirmelerine de imkan sağlıyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında açılan Workinton Sabiha Gökçen’e ilgi her geçen gün artıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın kara tarafında iç hatlar ve dış hatların tam ortasında yer alan coworking alanı 500 m2 alan üzerinde, 3 toplantı odası ve 70 kişilik coworking alanına sahip.

     “DÜNYADA İLK KEZ SABİHA GÖKÇEN’DE”

    Sabiha Gökçen Havalimanı olarak birçok ilki gerçekleştiklerini belirten ISG Ticari İşler Direktörü Yücel Ecer,” Sabiha Gökçen Havalimanı yönetimi olarak ana hedeflerimizden bir tanesi gerek ticari çeşitliliği gerekse havalimanını kullanan misafirlerimiz için hizmet çeşitliliğini artırmaktır. Bu kapsamda bir takım arayışlar içerisindeydik. Workinton bunlardan bir tanesi oldu bizim için. Burası gerek iş insanlarına ve iş hayatının profesyonellerine sağladığı hizmetler açısından önemli bir platform. Biz de bunu Workinton ile beraber değerlendirmek istedik. Havalimanımızı kullanan iş insanlarını ve iş hayatının profesyonelleri Workinton sayesinde havalimanımızı tanımış oluyorlar. Biz de havalimanımızı tanıtmış oluyoruz. Bu çalışma alanı açılalı kısa bir süre olmasına rağmen çok iyi geri dönüşler aldık. Bu anlamda gerek yazılı gerekse sözlü olarak olumlu geri dönüşler oldu. Bir çok uygulamanın ilklerini gerçekleştiren Sabiha Gökçen Havalimanı, Workinton ile birlikte bu hizmeti dünya havalimanları arasında ilk defa Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gerçekleştirmektedir.  Biz Workinton’u iç hatlar ve dış hatlar terminallerini arasında 500 m2 bir alan içerisine konuşlandırdık. Buranın içerisinde toplantı alanları ve çalışma ofisleri var. Görünebilirlik açısından hem dış hatlar hem de iç hatlar yolcuları tarafından kolayca erişebilecekler bir konumda” dedi.

    “DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK”

    Havalimanı konseptinin dünyada bir örneği olmadığını ve kendilerinin denemek istediğini belirten Workinton CEO’su Pınar Massena, "Workinton, coworking işinin Türkiye’de ki ilk örneklerinden. Bu iş dünyada çok büyük bir hızla büyüyor. Özellikle gayrimenkul sektöründe böyle alanlar hızla paylaşımlı ofis içeriği ile dolmaya başladı. Aslında havalimanı çok yeni bir konsept. Hatta dünyada bir ilk. Biz örneğini bulamıyoruz. Bu noktada Sabiha Gökçen Havalimanı ihtiyaç duyduğu için bizimle iletişime geçtiler. “Nasıl böyle bir şey yapabiliriz?” diye. Bu da zaten bizim işimiz. Hem paylaşımlı ofis, hem de toplantı alanlarının işletilmesi. Havalimanları için çok önemli bir ihtiyaç olduğunu biz de gördük. Çok farklı bir konsept. Bu konseptin örneği yok. Biz bunu denemek istedik. Çok mutluyuz” dedi.

    “KARA TARAFINDA OLMAYI TERCİH EDİYORUZ”

    Workinton CEO’su Pınar Massena,”  Şu an için salonlarımızı geliştirmeyi planlıyoruz. Talep arttıkça daha da gelişeceğini düşünüyor. Biz özellikle kara tarafındayız. Burada olmayı tercih ediyoruz. Özellikle toplantı için buraya gelenler, uçaktan gelip burada toplantılarını çözümleyip tekrar uçağa binip dönmek gibi bir konsept aslında. Yenilikçi ve işleri kolaylaştıran bir düzen. Kara tarafında olmayı tercih ediyoruz. Burada ki duruma göre Sabiha Gökçen yönetiminin buraya gördüğü ilgi ve gelişime göre ilerleyebiliriz aslında” dedi.

    (FOTOĞRAFLI)



  • (Görüntülü) 2018-2019 Sanat Yılı ve İstanbul Tasarım Bienali etkinliklerinin açılışı gerçekleştirildi

    Selin GÜRSEL – Hüseyin ÇAKMAK / İSTANBUL, (DHA) – İSTANBUL Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 4’üncü İstanbul Tasarım Bienali 22 Eylül - 4 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bienalin altı temasından biri olan Dünya Okulu’nun tema sponsorluğunu üstlenen İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ), ‘2018-2019 Sanat Yılı ve İstanbul Tasarım Bienali Etkinliklerinin Açılışı ‘Göçün Kültürü/Kültürün Göçü’ başlıklı panelle yapıldı. 22 Eylül - 4 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek 4’üncü İstanbul Tasarım Bienali’nin bu yılki teması Okullar Okulu olarak belirlendi. Tasarım Bienali’nin altı temasından biri olan ve Arter’de yer alan Dünya Okulu’nun tema sponsorluğu İKÜ üstlendi. ‘Akdeniz ve Göç’ konusunu farklı biçimlerde işleyecek olan ‘Dünya Okulu’nun atölyeleri, Arter’in yanı sıra eş zamanlı olarak Uydu Mekân olan İKÜ’de gerçekleşecek. Salon İKSV’de düzenlenen etkinliğin açılış konuşmalarını İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, İKÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Güzel ile İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ve İKÜ Güzel Sanatlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (GSUAM) Müdürü Prof. Dr. Kıvılcım Yıldız Şenürkmez yaptı. “‘OKULLAR OKULU’ BİZİM ULAŞMAK İSTEDİĞİMİZ SON NOKTADIR” “4’üncü Tasarım Bienali ‘Okullar Okulu’ ana başlığıyla bizi kalbimizden yakaladı” diyen İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, “‘Okullar Okulu’, bizim gibi işi gücü eğitim olan bir kurumun idealidir, kavuşmak istediği son noktadır. Üniversitemizin kurucu vakfına ilham veren ve eğitimde 59 yılı geride bırakan Kültür Koleji’nin de ideali ve hayali buna kavuşabilmektir. ‘Okullar Okulu’, bir büyük ideal olarak varmak istediğimiz hedefken, temasponsoru olduğumuz ‘Dünya Okulu’ ise 59 yıldır tutkuyla gerçekleştirdiğimiz işimizin özü ve özetiydi aslında” şeklinde konuştu. “BİLİMİN VE SANATIN BİRLİKTELİĞİNE ÖNEM VERİYORUZ” Üniversite olarak 4’üncü Tasarım Bienali’ne verdikleri desteğin, bilimin ve sanatın birlikteliğine verdikleri önemin bir göstergesi olduğunu ifade eden İKÜ RektörüProf. Dr. Erhan Güzel, bu birliktelikten gurur ve onur duyduğunu dile getirdi, şunları söyledi: “Güçlü bir akademik geleneğe sahipeğitim öğretim yaklaşımımızla bilimin ve sanatın birlikteliğine verdiğimiz önem, tüm faaliyetlerimizde somut olarak görülmektedir. 4’üncü Tasarım Bienali’ne verdiğimiz destek, bunun en önemli göstergelerinden biridir. Eğitim Fakültemizin düzenlediği ‘Göç, Çocukluk ve Eğitim’ Sempozyumu, Küresel ve Siyasal Eğilimler Merkezimizin (GPoT) araştırmaları ve çalışmaları, İKÜ Yayınevinden çıkan ‘Göçmen Çocukların Okul Halleri’, ‘Mülteci Koruma Siyaseti ve Pratiği’ ile ‘Kültürlerarası Çalışmalar Öte’nin Sözü’ başlıklı kitaplar ileHukuk Fakültemizin bu yıl 21’incisini düzenlediği ‘İnsan Hakları Akademisi’, benzer konuların tartışıldığı faaliyetlerimizden bazılarıdır.” “AKDENİZ VE GÖÇ KONUSU GÜNCEL BİR TARTIŞMA ALANI OLARAK VAR” “Bu iki kurumun temel amaçlarını okuduğunuz zaman zaten Tasarım Bienali’ndeki buluşmalarının tesadüf olmadığını görürsünüz” diyen İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, “Her iki kurumun vurgu yaptığı ulusallık ve evrensellik dengesiyle çağdaş medeniyet vurgusu, 4’üncü Tasarım Bienali çerçevesinde buluşmalarının temelini oluşturdu diyebiliyoruz. Kültür politikaları alanındaki çalışmalarımızın çoğunuz biliyorsunuzdur. Ve bu alanda 7’inci raporumuzu yayınladık. Bu raporları bir kenara koyduğumuzda, ‘Akdeniz ve Göç’ konusu güncel bir tartışma alanı olarak var oluyor” şeklinde konuştu. ‘GÖÇÜN KÜLTÜRÜ/KÜLTÜRÜN GÖÇÜ’ PANELİ YAPILDI ‘Göçün Kültürü/Kültürün Göçü’ başlıklı, moderatörlüğünü İKÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu’nun üstlendiği panele konuşmacı olarak İGAM İltica ve Göç Çalışmaları Merkezi Başkanı Metin Çorabatır, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan ve İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İpek Akpınar katıldı.