MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • 15 Temmuz şehitleri mezarları başında anıldı

    İSTANBUL,(DHA)- Esenler Belediyesi, 15 Temmuz Darbe girişiminin 2’nci yıldönümü dolayısıyla demokrasi şehitlerini kabirleri başında dualarla andı. 

    Anma programı Esenler Şehidi Türkmen Tekin’in Habipler Yayla Mezarlığı'nda bulunan kabrini ziyaretle başladı. Şehit Tekin’in mezarı başında Kur'an-ı Kerim okundu. Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu’nun da bulunduğu kabir ziyaretinde şehit Türkmen Tekin’in ailesi gözyaşlarına hakim olamadı.

    "BU ACININ ZATEN TARİFİ YOK, ONU ÇOK ÖZLEDİK"

    Şehit Türkmen Tekin’in kız kardeşi Bakiye Koyun, “Bizim acımız hala aynı, taze. Mezarının başına her geldiğimizde konuşuyoruz. Onu o kadar çok özledik ki bu acı anlatılmaz. Bu acının zaten tarifi yok” dedi. Habipler Mezarlığı’nın ardından Edirnekapı’daki 15 Temmuz Şehitliği’ne geçildi. Burada da şehit yakınları şehitlerin mezarları başında dua ederek gözyaşı döktü. 

    "HEM BURUK ACI YAŞIYORUZ HEM GURUR DUYUYORUZ"

    Şehit Adil Büyükcengiz’in yakını Mehmet Kutluaydın ise "Eniştem şehit oldu. Hem buruk bir acı yaşıyoruz hem de onunla gurur duyuyoruz. Ailemizin büyüğüydü. Çok severdik kendisini” diye konuştu. Şehit Tolga Ecebalın’ın babası Tarkan Ecebalın da, "Bu vatana Ömerler, Tolgalar feda olsun” dedi.

    “ŞEHİTLERİMİZ BİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MİRAS BIRAKTILAR”

    Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu da, "Şehitlerimiz bize çok önemli bir miras bıraktılar. Türkiye 15 Temmuz’da çok önemli bir badireyi atlatmış oldu. Yıllardır beslediği asker elbisesi giymiş teröristlerin kendi ülkelerini işgal ettiklerini gördük. Bu millet o yalın elleriyle o tankları nasıl ittiklerini bütün dünyaya göstermiş oldu” ifadelerini kullandı.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • '15 Temmuz Destanı' Arnavutköy'de anıldı

    İSTANBUL, (DHA)- Arnavutköy Belediyesi tarafından düzenlenen "15 Temmuz Destanı" adlı programda konuşan Belediye Başkanı Ahmet Haşim Baltacı, “Bugün 15 Temmuz’un ne tür bir tehlike olduğunu gelecek nesillere aktarmak adına toplandık” dedi.

    Arnavutköy Meydan’da gerçekleşen 15 Temmuz Destanı adlı programa Arnavutköy Belediye Başkanı Ahmet Haşim Baltacı ve beraberindeki protokol ile binlerce vatandaş katıldı. Program, 15 Temmuz’da şehit olan vatandaşlar için saygı duruşuyla başlayıp İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. 

    “GELECEK NESİLLERE AKTARMAK ADINA TOPLANDIK”

    Başkan Ahmet Haşim Baltacı, 15 Temmuz’un bugün yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, “Bugün hem 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nın açılışını gerçekleştirmek sebebiyle hem de sembol haline gelmesi adına bir organizasyon düzenledik. Burada bugün 15 Temmuz’un ne tür bir tehlike olduğunu gelecek nesillere aktarmak adına toplandık. Geçen sene ilkini yaptığımız bir de bisiklet turu gerçekleştirdik. Buradan yola çıkan 25 bisikletçimiz 6 ilin şehitliklerinden toprakları alarak 15 Temmuz’un sembol ismi Ömer Halisdemir kabrine gittiler. Orada Arnavutköy halkının ve diğer illerin hürmetlerini götürdüler. Bu vesile ile de ülkemize tekrardan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” dedi.

    Geçen yıl düzenlenen bisiklet turuna katılan bisikletçiler Arnavutköy’deki törene katılarak Başkan Baltacı’dan plaketlerini aldı. 15 Temmuz Destanı’nın anlatıldığı programda son olarak ise 15 Temmuz’da Ankara Genelkurmay Başkanlığı önünde, İstanbul ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kalkışmayı önlemek adına canını feda eden gazilere de teşekkür plaketi takdim edildi.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • Filistinli El Cüneydi: 15 Temmuz'da Türkiye için ayağa kalktık

    İSTANBUL, (DHA) -ESENLER Belediyesi 15 Temmuz hain darbe girişiminin ikinci yıl dönümünde Esenler'deki şehit aileleri ve gazilerine özel yemek programı düzenledi. Yemek programında Kudüs direnişinin sembol isimlerinden 16 yaşındaki Filistinli Fevzi El Cüneydi de yer aldı. Cüneydi, Filistin halkının Türkiye için ayağa kalktığını kaydetti.

    15 Temmuz Şehitler Parkı’nda düzenlenen yemek programına şehit aileleri, gaziler, Fevzi El Cüneydi ve Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu katıldı. Filistin halkının 15 Temmuz sırasında sokaklarda Türkiye için dua ettiğini kaydeden Fevzi El Cüneydi, "Türkiye'yi ve Türkiye'deki kardeşlerimizi çok seviyoruz. Güçlü, istikrarlı bir Türkiye istiyoruz. Dedelerimiz, babalarımız gibi yıllarca Türkiye'nin güçlenmesini bekledik. 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi Filistin halkı olarak hepimizi korkuttu. O geceyi hiç unutmuyoruz. Tüm Filistin halkı o geceyi sokaklarda dua ederek takip etti. Türkiye için ayağa kalktık" dedi.

    "15 TEMMUZ TÜRKİYE'NİN İKİNCİ KURTULUŞUDUR"

    Yemek programına katılan Murat Gonca, "15 Temmuz Türkiye'nin ikinci bir kurtuluşunu ifade ediyor. Çanakkale Savaşı nasılsa 15 Temmuz da aynıdır" şeklinde konuştu. Gazi Baki Göçmen ise "15 Temmuz bizim için yeniden doğu, kurtuluş gibi. Tüm dünyaya, FETÖ'ye karşı durduğumuz bir gündür" diye konuştu. 

    15 Temmuz Gazisi Sadullah Zeytinci Tank ile bariyerin arasında kalarak bacağı kırıldığını ifade ederken, eşi Filiz Zeytinci "Rabbim bir daha böyle bir günü yaşatmasın. Eğer böyle bir gün bir daha yaşanırsa tüm dünya bilsin ki Türkiye ayakta olacak. Türk milleti her zaman ülkesini savunacak" ifadelerini kullandı.

    "BU MİLLET GELECEĞİNE KAST EDENLERE 'DUR' DEDİ"

    Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, 15 Temmuz'u hatırlamak bu ülkeye duyulan vefayı yeniden hatırlamak anlamına geliyor diyerek şunları söyledi:

    "Devletimizin, milletimizin, vatanımızın birliğinin ve dirliğinin ne kadar kıymetli olduğunu 15 Temmuz 2016'da bir kez daha anladık. Bu milletin geleceğine kast edenlere bu millet 'dur' dedi. Allah'ın izniyle bundan sonra bu vatan üzerinde operasyon yapmak isteyenlere bu millet her zaman 'dur' diyecek." 

    (FOTOĞRAF)

     



  • 70 heykele "derin, deniz ve dalga" temasıyla hayat verdiler

    Nilüfer DEMİR / BODRUM, (DHA)- ISD-ART Heykel ve Tasarım Atölyesi’nde çalışmalarını sürdüren 14 heykeltraşın eserlerinin yer aldığı "3D" isimli karma heykel sergisi açıldı. 70 heykeli sanatseverlerin beğenisine sunan sergi, sanat ve cemiyet dünyasını Yalıkavak’ta buluşturdu. Ünlü tenor Hakan Aysev açılışta davetlilere unutulmaz bir müzik ziyafeti sundu.

    Bodrum Yalıkavak'ta ISD-ART Heykel ve Tasarım Atölyesi’ne ait galeride, 14 heykeltraşın eselerinin yer aldığı “3D” isimli karma heykel sergisi dün akşam açıldı. Atölyenin sahibi Ayşın Öztürk İşeri tarafından 12 yıldır verilen kurs ve eğitimlere katılan sanatçılar, yıl içinde yaptıkları çalışmaları, Yalıkavak’taki atölyeye ait ISD-ART Galeri’de sanatseverlerin beğenisine sundu. 14 sanatçının katıldığı ve 70 eserin yer aldığı sergi sanat ve cemiyet dünyasını da bir araya getirdi. Sergide bronz, camdan, çeşitli malzemeler kullanılarak kaynak ve yapılarak hazırlanan farklı boyuttaki heykeller sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Geçmiş yıllarda uluslararası birçok sergide Türkiye’yi temsil eden sanatçıların eserleri büyük ilgi gördü.

    BU SENE 6'NCISI DÜZENLENİYOR

    Sanatçı Ezgi Demir, “Bu sene sergimizin altıncısını düzenliyoruz. Bodrum'da yine birbirinden keyifli 14 heykel sanatçısı sergide yer aldı. Bu yıl ki sergi konseptimiz, 3D oldu ve "derin, deniz ve dalga" ile ilgili çalışmalarımızı bu konsept üzerinde yansıttık. Galeride de o yüzden özgün eserler var. Umarım Bodrum'da da sanatseverler keyifle izlerler” dedi.

    TEMA:DERİN, DENİZ VE DALGA

    Sergide eserleri yer alan sanatçı Evren Can ise “Heykellerimiz daha çok bronz ağırlıklı. Bunun dışında farklı malzemelerle kullanan arkadaşlarımız var. Her yıl değişik bir temayı işliyoruz. Bir yıl boyunca galeride tüm arkadaşlarımız çalışıyoruz. Heykelin her aşamasında herkes aktif bir şekilde görev alıyor. Bu yıl "derin, deniz ve dalga" teması vardı. Bu seneki çalışmalarda farklı olarak cam, bronz ve kaynak çalışmaları var. Bunun yanında sanatçılarımız, uluslararası sergilere katılmış, davet edilmiş ve bu sergilerde ödül alıp ülkemizi temsil etmiş sanatçı arkadaşlarımızın katıldığı güzel bir sergi. Bodrum'a sanatseverleri bekliyoruz. Sergimiz eylül ayı sonuna kadar devam edecek” diye konuştu.

    Serginin açılışında ünlü tenor Hakan Aysev sahne aldı. Aysev, seçkin opera eserleri ile Barış Manço, Neşet Ertaş, Selami Şahin, Tanju Okan gibi sevilen sanatçıların parçalarını seslendirdi. Serginin açılışına katılan davetlilerde Aysev’in seslendirdiği şarkılara eşlik etti.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • (Görüntülü) Prof.Dr. Caşın: PKK bölgedeki terörü yeniden canlandırmak için infazlar yapıyor

    Selin GÜRSEL-Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA)-TÜRK Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) , terör örgütü PKK'ya karşı hem sınırlarımız içinde hem de Irak'ın Kuzeyi'ndeki PKK kamplarının bulunduğu Kandil bölgesinde kara ve hava operasyonları sürüyor. Operasyonları ve bölgedeki son durumu değerlendiren Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, PKK'nın Haziran seçimlerinde bölge halkının üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ancak başarısız olduğunu söyledi. Caşın "9 ay sonra mahalli seçimler yapılacak, PKK bölgede şiddeti ve terörü yeniden canlandırmak istiyor, infazlar yapıyor ki bu terör örgütünün sindirme politikasıdır" dedi. İstinye Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, "PKK, özellikle 24 Haziran seçimlerinde halkın üzerinde büyük bir baskı kurmaya çalıştı ancak bunda başarısız oldu. Seçimlerden sonra da demokratik halk iradesini kırabilmek için burada bazı parti mensuplarını, muhtarları ve özellikle kamuoyunda sevilen insanları infaz etti. Bu PKK’nın bir sindirme politikasıdır" diye konuştu. İLAN EDİLEN JANDARMA BÖLGELERİ 9 ay sonra yeni mahalli seçimler olacağını belirten Prof. Dr. Caşın, terör örgütü PKK'nın bölgede şiddeti ve terörü bir şekilde yeniden canlandırmak istediğine dikkat çekti ve TSK'nın Kuzey Irak'taki Kandil bölgesine yapılan harekatla ilgili de şöyle konuştu: "Harekat, Türkiye'nin Irak ile yapmış olduğu uluslararası anlaşmalar gereği sıcak takip hakkını kullanmasıdır. Çukurca’dan itibaren Zab bölgesinde, Irak sınırında ve yakınlardaki diğer kamplarda terör örgütünün sınırdan sızma hareketinin engellenmesi için bazı alanlar geçici olarak jandarma bölgesi ilan edildi. Silahlı Kuvvetler burada kamu özgürlüklerinin kısıtlanmasına yönelik bir eylem veya tasarruf içerisinde değildir. Özellikle Barzani bölgesindeki PKK kamplarının bu bakımdan ateş altında tutulduğunu görüyoruz." "25-50 KİLOMETRELİK ALAN TSK'NIN KONTROLÜNDE" Prof. Dr. Caşın "TSK Dohuk’tan itibaren Beşika kampının altında hemen PKK’nın kontrolü altındaki bölgelere harekat yapıyor. Özellikle Kandil’e yakın bölgelerde TSK’nın ileri karakollar yaptığını biliyoruz. Riskli yönleri de vardır. Ama eğer biz burada terör örgütünü durduramazsak bahsettiğim yaz eylemlerini tekrar bölgedeki sivil halka karşı uygulayacaktır. Bu bakımdan yapılan harekatın doğru olduğunu düşünüyorum. Hemen Şırnak’ın güneyinden Zab, Hakurk ve Kandil’e uzanan yaklaşık 25-50 kilometrelik bir mesafedeki bölge TSK’nın kontrolü altında olduğu gibi ateş altında da tuttuğunu ve terör örgütünün Türkiye’ye karşı silahlı terör eylemlerini caydırdığını bilmekte fayda var" dedi. "IRAK MERKEZİ HÜKÜMETİ VE BARZANİ TÜRKİYE'YE YAKINLAŞTI" Çaşın, Türkiye'nin Kandil bölgesindeki operasyonlarına Irak merkezi hükümeti ve Barzani bölgesel yönetiminin bakışını ise şöyle yorumladı: "Türkiye’nin bölgede bulundurduğu askere karşı daha önce Bağdat’ta bir takım tepkilerinin olduğunu ve bunda da Amerika’nın etkili olduğunu bilmekteyiz. Fakat bugün gelinen noktada PKK’nın aynı zamanda Irak’ın toprak bütünlüğüne olduğu gibi Barzani’ye ve Irak’ta yaşayan Kürtleri de zorla göç ettirdiğini, ellerindeki paraları aldığını ve şiddet uyguladığını biliyoruz. Dolayısıyla hem merkezi hükümet hem Barzani’nin Türkiye’ye yakınlaştığını biliyoruz." İRAN AKLINI BAŞINA ALSIN İranlı bazı komutanların bu harekata karşı durduğunu ve bu yönde Türkiye'yi tehdit eder açıklamalar yaptığını belirten Prof. Dr. Caşın "Burada ben İran’ın aklını başına toplaması gerektiğini düşünüyorum. PKK İran’a karşı da bir tehdit. Bu bakımdan İran ve Irak’ın Türkiye ile ortak hareket etmesinin herkese faydası olacaktır diye düşünüyorum. Gelinen noktada Türkiye doğru bir yol tutmuştur ve Türkiye’nin bu emniyet koridorunu harekete geçirmesi aslında bu zorlayıcı diplomasinin askeri kanattaki başarısıdır" dedi.



  • Prof.Dr. Caşın: PKK bölgedeki terörü yeniden canlandırmak için infazlar yapıyor

    Selin GÜRSEL-Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA)-TÜRK Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) , terör örgütü PKK'ya karşı hem sınırlarımız içinde hem de Irak'ın Kuzeyi'ndeki PKK kamplarının bulunduğu Kandil bölgesinde kara ve hava operasyonları sürüyor. Operasyonları ve bölgedeki son durumu değerlendiren Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın,  PKK'nın Haziran seçimlerinde bölge halkının üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ancak başarısız olduğunu söyledi. Caşın "9 ay sonra mahalli seçimler yapılacak, PKK bölgede şiddeti ve terörü yeniden canlandırmak istiyor, infazlar yapıyor ki bu terör örgütünün sindirme politikasıdır" dedi.

    İstinye Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, "PKK, özellikle 24 Haziran seçimlerinde halkın üzerinde büyük bir baskı kurmaya çalıştı ancak bunda başarısız oldu. Seçimlerden sonra da demokratik halk iradesini kırabilmek için burada bazı parti mensuplarını, muhtarları ve özellikle kamuoyunda sevilen insanları infaz etti. Bu PKK’nın bir sindirme politikasıdır" diye konuştu.

    İLAN EDİLEN JANDARMA BÖLGELERİ

    9 ay sonra yeni mahalli seçimler olacağını belirten Prof. Dr. Caşın, terör örgütü PKK'nın bölgede  şiddeti ve terörü bir şekilde yeniden canlandırmak istediğine dikkat çekti ve TSK'nın Kuzey Irak'taki Kandil bölgesine yapılan harekatla ilgili de şöyle konuştu:

     "Harekat, Türkiye'nin Irak ile yapmış olduğu uluslararası anlaşmalar gereği sıcak takip hakkını kullanmasıdır.  Çukurca’dan itibaren Zab bölgesinde, Irak sınırında ve yakınlardaki diğer kamplarda terör örgütünün sınırdan sızma hareketinin engellenmesi için bazı alanlar geçici olarak jandarma bölgesi ilan edildi. Silahlı Kuvvetler burada kamu özgürlüklerinin kısıtlanmasına yönelik bir eylem veya tasarruf içerisinde değildir. Özellikle Barzani bölgesindeki PKK kamplarının bu bakımdan ateş altında tutulduğunu görüyoruz."

    "25-50 KİLOMETRELİK ALAN TSK'NIN KONTROLÜNDE"

    Prof. Dr. Caşın "TSK Dohuk’tan itibaren Beşika kampının altında hemen PKK’nın kontrolü altındaki bölgelere harekat yapıyor. Özellikle Kandil’e yakın bölgelerde TSK’nın ileri karakollar yaptığını biliyoruz. Riskli yönleri de vardır. Ama eğer biz burada terör örgütünü durduramazsak bahsettiğim yaz eylemlerini tekrar bölgedeki sivil halka karşı uygulayacaktır. Bu bakımdan yapılan harekatın doğru olduğunu düşünüyorum. Hemen Şırnak’ın güneyinden Zab, Hakurk ve Kandil’e uzanan yaklaşık 25-50 kilometrelik bir mesafedeki bölge TSK’nın kontrolü altında olduğu gibi ateş altında da tuttuğunu ve terör örgütünün Türkiye’ye karşı silahlı terör eylemlerini caydırdığını bilmekte fayda var" dedi.

    "IRAK MERKEZİ HÜKÜMETİ VE BARZANİ TÜRKİYE'YE YAKINLAŞTI"

    Çaşın, Türkiye'nin Kandil bölgesindeki operasyonlarına Irak merkezi hükümeti ve Barzani bölgesel yönetiminin bakışını ise şöyle yorumladı: "Türkiye’nin bölgede bulundurduğu askere karşı daha önce Bağdat’ta bir takım tepkilerinin olduğunu ve bunda da Amerika’nın etkili olduğunu bilmekteyiz. Fakat bugün gelinen noktada PKK’nın aynı zamanda Irak’ın toprak bütünlüğüne olduğu gibi Barzani’ye ve Irak’ta yaşayan Kürtleri de zorla göç ettirdiğini, ellerindeki paraları aldığını ve şiddet uyguladığını biliyoruz. Dolayısıyla hem merkezi hükümet hem Barzani’nin Türkiye’ye yakınlaştığını biliyoruz."

    İRAN AKLINI BAŞINA ALSIN

    İranlı bazı komutanların bu harekata karşı durduğunu ve bu yönde Türkiye'yi tehdit eder açıklamalar yaptığını belirten Prof. Dr. Caşın "Burada ben İran’ın aklını başına toplaması gerektiğini düşünüyorum. PKK İran’a karşı da bir tehdit. Bu bakımdan İran ve Irak’ın Türkiye ile ortak hareket etmesinin herkese faydası olacaktır diye düşünüyorum. Gelinen noktada Türkiye doğru bir yol tutmuştur ve Türkiye’nin bu emniyet koridorunu harekete geçirmesi aslında bu zorlayıcı diplomasinin askeri kanattaki başarısıdır" dedi.

    (FOTOĞRAF/GÖRÜNTÜ)



  • TGDF: 15 Temmuz, milli birlik ve beraberliğin öneminin simgesi

    İSTANBUL, (DHA)-TÜRKİYE Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’ndan yapılan (TGDF) açıklamada, 15 Temmuz hain darbe girişiminin milletle el ele başarısızlığa uğratılmasının, milli birlik ve beraberliğin önemini ortaya koyduğu kaydedildi. Açıklamada, “15 Temmuz, Türk Milleti olarak her zaman uyanık olmamız gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur” denildi.

    FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ikinci yıldönümü ve 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) tarafından yazılı bir açıklama yapıldı.

    “TÜRK MİLLETİ, HAİN KALKIŞMAYA GEREKLİ CEVABI VERDİ”

    Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık hadiselerinden biri olan 15 Temmuz darbe girişiminin, milletle el ele başarısızlığa uğratıldığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “15 Temmuz’da büyük bir destan yazan milletimiz, milli birlik ve beraberliğin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Demokrasiye bağlılığını güçlü bir şekilde ortaya koyan Türk Milleti, hain kalkışmaya gerekli cevabı vermiş, karanlık günler yerine aydınlık bir geleceği tercih ettiğini göstermiştir. 15 Temmuz, Türk Milleti olarak her zaman uyanık olmamız gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.”

    15 Temmuz’un üzerinden geçen iki yılda başta ekonomi olmak üzere tüm alanlarda önüne çıkartılan engellere karşı yoluna devam eden Türkiye’nin 24 Haziran seçimleri sonrasında yeni bir yönetim sistemine geçtiği anımsatılan TGDF açıklamasında, “Bugüne kadar devam eden FETÖ terör örgütü ile mücadelenin başarıya ulaşması, devletimizin ve milletimizin bekası için çok önemlidir. Ülkemizin, yeni yönetim sisteminde Cumhurbaşkanlığı Kabinesi tarafından atılacak adımlarla, daha parlak bir geleceğe güvenle yürüyeceğine inancımız tamdır” denildi.

     

     



  • (yeniden) İZÜ’de I. Uluslararası Vakıf Kurum Sempozyumu düzenlendi

    İSTANBUL, (DHA) - İSTANBUL Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ), Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hamad Bin Khalifa Üniversitesi, Borsa İstanbul ve Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi işbirliği ile birlikte ‘Vakıf ve sürdürülebilir Kalkınma’ temasıyla I. Uluslararası Vakıf Kurum Sempozyumu’nu düzenledi.

    Sempozyumun açılış konuşmalarını Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şenol Duman, İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut ve Şehir Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Genç yaptı.

    “TÜRKİYE’NİN İSLAMİ FİNANS UYGULAMALARINA IŞIK TUTACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ”

    İnsanı esas alan bir ekosistemin oluşturulabilmesi için bütün alanların birlikte çalışması gerektiğini ifade eden Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şenol Duman, ”Bu sempozyum tarihten günümüze gelen bir bağın güçlenmesi bağlamında vakıf kurumunun tüm yönleriyle irdelenmesine imkan tanıyacaktır. Osmanlı döneminde büyük öneme sahip vakıflar, günümüz Batı dünyasında da büyük yer teşkil ediyorlar. Türkiye’nin bizim tarafımızdan baktığımızda İslami finans uygulamalarına da önemli ölçüde ışık tutacağını düşünüyoruz” dedi.

    “OSMANLI, VAKIF MEDENİYETLERİ İLE ÇOK İÇ İÇEYDİ”

    Osmanlı döneminde vakıfların fonksiyonlarını dinleyiciler ile paylaşan Şehir Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Genç, “Osmanlı, vakıf medeniyetleri ile çok iç içeydi. Osmanlı devleti 1300’de doğduğu zaman Anadolu’da aşağı yukarı 300 yıllık bir İslam geleneği ve çok köklü vakıf kültürü vardı. Osmanlılar buldukları vakıfları hiçbir şekilde reddetmeden, tereddüte düşmeden aynen muhafaza ettiler. Ve gittikleri bölgelerde vakıfları çok önemli bir kurum olarak sistemlerinin içinde itinayla korumaya devam ettiler” şeklinde konuştu.

    “VAKIFLAR ÜÇÜNCÜ ÖNEMLİ SEKTÖRDÜR”

    Medeniyetimizde vakıfların çok önemli bir yeri olduğunu söyleyen İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulur, “Deyim yerindeyse belki Selçuklu ve Osmanlı medeniyeti birer vakıf medeniyetidir. Yani vakıf aslında özel ve kamu sektöründen sonra üçüncü sektördür. Bu vakıfların çoğu zaman bilindiğinin aksine, aslında toplumun sosyal, ekonomik, ilmi ve kültürel alanda gelişmesinde, özellikle bizim medeniyetimiz içerisinde çok hayati bir rolü vardır” dedi.

    Bu sempozyumu her yıl düzenlemeyi düşündüklerini dile getiren Prof. Dr. Bulut konuşmasına şöyle devam etti:

    “Osmanlı’daki tımar düzenine baktığınız zaman her aileye bir çiftlik veriliyor. O aile hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyor. Şehre baktığınızda ahilik düzeni ile bir kardeşlik sistemi var. Bütün insanlığı ya fıtratta ya dinde kardeş kabul ediyor. Ve herkesin bir meslek sahibi olmasını istiyor. Topluma ve ekonomiye katkı sağlamasını ön görüyor. Bütün bu sistemde vakıfların çok hayati bir rolü olduğunu görüyoruz. Biz de bu bin yıllık birikimi, yeni dünyadaki bütün toplumların, bu kalkınma anlayışının her yönünü ekonomiye katarak daha hızlı büyümesini ama bir yandan da bunun sürdürülebilir olmasını, çevreyle insanla barışık bir kalkınma ve büyüme modeli olması üzerinde duracağız. İki gün boyunca Malezya’dan Avrupa’ya kadar birçok ülkeden katılımcı ile burada tartışacağız”

    Bugün başlayan ve üç oturum ile devam eden sempozyum yarın da devam edecek.

    (FOTOĞRAF-VİDEO)



  • İZÜ’de I. Uluslar arası Vakıf Kurum Sempozyumu düzenlendi

    İSTANBUL, (DHA) - İSTANBUL Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ), Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hamad Bin Khalifa Üniversitesi, Borsa İstanbul ve Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi işbirliği ile birlikte ‘Vakıf ve sürdürülebilir Kalkınma’ temasıyla I. Uluslar arası Vakıf Kurum Sempozyumu’nu düzenledi.

    Sempozyumun açılış konuşmalarını Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şenol Duman, İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut ve Şehir Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Genç yaptı.

    “TÜRKİYE’NİN İSLAMİ FİNANS UYGULAMALARINA IŞIK TUTACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ”

    İnsanı esas alan bir ekosistemin oluşturulabilmesi için bütün alanların birlikte çalışması gerektiğini ifade eden Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şenol Duman, ”Bu sempozyum tarihten günümüze gelen bir bağın güçlenmesi bağlamında vakıf kurumunun tüm yönleriyle irdelenmesine imkan tanıyacaktır. Osmanlı döneminde büyük öneme sahip vakıflar, günümüz Batı dünyasında da büyük yer teşkil ediyorlar. Türkiye’nin bizim tarafımızdan baktığımızda İslami finans uygulamalarına da önemli ölçüde ışık tutacağını düşünüyoruz” dedi.

    “OSMANLI, VAKIF MEDENİYETLERİ İLE ÇOK İÇ İÇEYDİ”

    Osmanlı döneminde vakıfların fonksiyonlarını dinleyiciler ile paylaşan Şehir Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Genç, “Osmanlı, vakıf medeniyetleri ile çok iç içeydi. Osmanlı devleti 1300’de doğduğu zaman Anadolu’da aşağı yukarı 300 yıllık bir İslam geleneği ve çok köklü vakıf kültürü vardı. Osmanlılar buldukları vakıfları hiçbir şekilde reddetmeden, tereddüte düşmeden aynen muhafaza ettiler. Ve gittikleri bölgelerde vakıfları çok önemli bir kurum olarak sistemlerinin içinde itinayla korumaya devam ettiler” şeklinde konuştu.

    “VAKIFLAR ÜÇÜNCÜ ÖNEMLİ SEKTÖRDÜR”

    Medeniyetimizde vakıfların çok önemli bir yeri olduğunu söyleyen İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulur, “Deyim yerindeyse belki Selçuklu ve Osmanlı medeniyeti birer vakıf medeniyetidir. Yani vakıf aslında özel ve kamu sektöründen sonra üçüncü sektördür. Bu vakıfların çoğu zaman bilindiğinin aksine, aslında toplumun sosyal, ekonomik, ilmi ve kültürel alanda gelişmesinde, özellikle bizim medeniyetimiz içerisinde çok hayati bir rolü vardır” dedi.

    Bu sempozyumu her yıl düzenlemeyi düşündüklerini dile getiren Prof. Dr. Bulut konuşmasına şöyle devam etti:

    “Osmanlı’daki tımar düzenine baktığınız zaman her aileye bir çiftlik veriliyor. O aile hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyor. Şehre baktığınızda ahilik düzeni ile bir kardeşlik sistemi var. Bütün insanlığı ya fıtratta ya dinde kardeş kabul ediyor. Ve herkesin bir meslek sahibi olmasını istiyor. Topluma ve ekonomiye katkı sağlamasını ön görüyor. Bütün bu sistemde vakıfların çok hayati bir rolü olduğunu görüyoruz. Biz de bu bin yıllık birikimi, yeni dünyadaki bütün toplumların, bu kalkınma anlayışının her yönünü ekonomiye katarak daha hızlı büyümesini ama bir yandan da bunun sürdürülebilir olmasını, çevreyle insanla barışık bir kalkınma ve büyüme modeli olması üzerinde duracağız. İki gün boyunca Malezya’dan Avrupa’ya kadar birçok ülkeden katılımcı ile burada tartışacağız”

    Bugün başlayan ve üç oturum ile devam eden sempozyum yarın da devam edecek.

    (FOTOĞRAF-VİDEO)



  • Muharrem Usta’dan dereceyle mezun olan öğrencilere iş müjdesi

    İSTANBUL, (DHA)- Mütevelli Heyet Başkanı olduğu İstinye Üniverstesi’nin mezuniyet töreninde öğrencilere iş müjdesi veren Muharrem Usta törende yaptığı konuşmada okulu birinci, ikinci ve üçüncülükle tamamlayan öğrencilere; kendilerine ait hastanelerden birinde istedikleri zaman iş başı yapabileceklerini söyledi.

    Üniversitenin Topkapı Yerleşkesi'nde düzenlenen törende Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda eğitimini tamamlayan öğrenciler mezuniyet coşkusu yaşadı.

    Hem öğrenciler hem de kendileri için önemli bir günde bir arada olduklarını belirten İSÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Muharrem Usta, “Bundan sonra onları çalışma hayatı bekliyor. Üniversitelerin en çok övünecekleri şey ailelerinden emanet aldıkları çocukları hayata iyi bir eğitimle hazırlayabilmektir.  Ben buradan mezun olan gençlerimizin hem kamuda hem özel sektörde nitelikli bir şekilde yer alacağını düşünüyorum. Biz onlara ayrıca iş imkanı da sunduk. Not ortalaması belli bir barajın üzerinde olan mezunlarımıza hastanelerimizde öncelikli olarak iş fırsatı sağlayacağız. Ayrıca okulu birinci, ikinci ve üçüncülükle tamamlayan öğrencilerimiz istedikleri hastanemizde istedikleri zaman işe başlayabilecek” diye konuştu.

    “DİPLOMA HAYATTAKİ SADECE BİR DURAK”

    Gençlere ve Türkiye’ye katkı sağlamak adına eğitim sektörüne adım attıklarını dile getiren Usta, “Öğrencilerle bir araya geldiğimizde insan hayatın tüm yorgunluğunu unutuyor. Çünkü onlar bizim geleceğimiz. Gençlere tavsiyem eğitimle ilgili gelişimlerini sürdürmeye devam etsinler. Diploma sadece hayattaki bir durak. Bundan sonra her gün daha iyisini yapmaları, kendilerini geliştirmeleri için eğitime çok önem vermeleri lazım” dedi.

    “ONLARIN BAŞARISI BİZİM DE BAŞARIMIZ OLACAK”

    Öğrencilerin iki sene boyunca sıkı bir eğitim aldıklarını dile getiren İSÜ Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu, “Özelikle hastanelerimizde uygulama ağırlıklı eğitimler aldılar. Zaten çoğu hemen çalışma hayatına başlayacak, iş görüşmelerini büyük oranda tamamladık. Bu onlar için sevindirici bir durumdur diye düşünüyorum. Kapsamlı bir şekilde kurduğumuz üniversitemizden bugün ilk çıktıları alıyoruz. Çok heyecanlıyız. Çünkü öğrencilerimiz hayat  boyu diplomamızla yaşayacaklar. Onların her başarısı bizim de başarımız olacak. O nedenle hepsini yakından izleyip başarılarıyla gurur duymak istiyoruz” diye konuştu.

    Okulu birincilikle tamamlayan Ameliyat Hizmetleri Programı mezunu Yıldız Bülbül ise duygularını, “Okuldan, arkadaşlarımdan ayrılacağım için üzgünüm. Ama birinci olarak mezun olmak çok güzel. Okul bize sadece yeni arkadaşlıklar kazandırmadı burada çok güzel bir eğitim de aldık. Bütün derslerimizi dolu dolu işledik. Bundan sonra Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ile bölümümü 4 yıllığa tamamlamak ve bu eğitimi de İstinye Ünivresitesi’nde almak istiyorum” şeklinde ifade etti.

    (FOTOĞRAF-VİDEO)



  • Sani Şener ulaştırma sektöründe en iyi CEO seçildi

    İSTANBUL, (DHA)- TAV Havalimanları, Institutional Investor tarafından düzenlenen EMEA 2018 anketinde, toplam yedi kategoride sıralamaya girerek "En Saygın Şirketler" arasında gösterildi. Sani Şener ise gelişmekte olan piyasalarda ulaştırma sektöründeki "En İyi CEO" seçildi.

    Havalimanı işletmeciliğinde Türkiye’nin dünyadaki lider markası TAV Havalimanları, New York merkezli Institutional Investor dergisi tarafından yapılan araştırmada Avrupa, Orta doğu ve Afrika bölgesinde en saygın 36 şirket arasında gösterildi. Anket sonuçlarına göre Sani Şener de ulaştırma sektöründe bölgenin en iyi CEO’su seçildi. TAV Havalimanları Finans Başkan Yardımcısı Burcu Geriş "en iyi CFO" ve Yatırımcı İlişkileri Direktörü Nursel İlgen de "en iyi yatırımcı ilişkileri profesyoneli" dalında ikinci oldu.

    "473 ŞİRKET ARASINDA BİR TÜRK MARKASI"

    TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Sani Şener “Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren 473 şirketin yer aldığı Institutional Investor anketinde, bir Türk markası olarak bu başarıyı elde etmekten mutluluk duyduk. TAV’da halka açıklık oranımız yüzde 44 seviyesinde ve binlerce yatırımcımız bulunuyor. Özellikle yabancı yatırımcılarımıza Türkiye ekonomisini, havacılık sektörünü ve şirketimizi doğru bir şekilde anlatmak üzere yoğun bir şekilde faaliyet gösteriyoruz. TAV olarak, faaliyet gösterdiğimiz tüm coğrafyalarda paydaşlarımız için en yüksek faydayı yaratmak üzere çalışıyoruz. Piyasa dinamiklerinin hızlı bir şekilde değiştiği bir dönemde çabalarımızın kurumsal yatırımcılar ve analistler nezdinde karşılık görmüş olmasından mutluluk duyuyoruz” dedi.

    TAV Havalimanları anket sonuçlarına göre en iyi analist günü dalında birinci, kurumsal yönetim ile sorumlu yatırım dallarında ikinci, en iyi yatırımcı ilişkileri programı dalında üçüncü sırada yer aldı. Kategoriler ise aşağıdaki şekilde sıralandı:

    Ulaştırma Sektörü En İyi CEO

    1 Sani Şener, TAV Havalimanları Holding

    2 Vitaly Saveliev, Aeroflot

    3 Sultan Ahmed Bin Sulayem, DP World

    Ulaştırma Sektörü En İyi CFO

    1 Shamil Kurmashov, Aeroflot

    2 Burcu Geris, TAV Havalimanları Holding

    2 Alexander Shenets, Globaltrans Investment

    Ulaştırma Sektörü En İyi Yatırımcı İlişkileri Yöneticisi

    1 Redwan Ahmed, DP World

    2 Nursel Ilgen, TAV Havalimanları Holding

    2 Andrey Napolnov, Aeroflot

    (FOTOĞRAF)

     



  • Kadınlar lösemili çocuklar için bez bebek ördü

    İSTANBUL, (DHA) - BAĞCILAR Belediyesi Kadın ve Aile Kültür Sanat Merkezi’ndeki örgü kursunda eğitim gören 20 kadın, lösemili çocuklara moral için bir araya geldi. Bir gün boyunca örülen maskeli Gigi ve Mimi isimli 30 bez bebek hediye edilmek üzere Lösemili Çocuklar Vakfı’na (LÖSEV) teslim edildi.

    Çocuk gelişiminden diksiyona kadar 36 ana branşta 109 kursla hizmet veren Bağcılar Belediyesi Kadın ve Aile Kültür Sanat Merkezi, çok anlamlı sosyal sorumluluk projelerine imza atmaya devam ediyor. Bağcılar Belediyesi ve Kartopu Tekstil’in işbirliğiyle gerçekleşen etkinlikte belediyenin Örgü Kursu’nda eğitim gören 20 kadın örgü ve şişlerini alıp bir araya geldi. Bayrampaşa’daki Kartopu binasında toplanan kursiyerler, seçtikleri rengarenk yünlerden bez bebekler örmeye başladı. 

    “BEZ BEBEKLERE GİGİ VE MİMİ ADINI VERDİLER”

    Kadınlar etkinlik boyunca hem sohbet etti hem örgü yaptı. Saatler ilerledikçe Gigi ve Mimi adı verilen bez bebekler şekillenmeye başladı. Önce ayakları yapılan bez bebekler saçları dökük ve maskeli olarak örüldü. Kursiyerler, aldıkları ilaçlar nedeniyle saçları dökülen ve maskeli yaşayan lösemili çocukların kendilerini yalnız hissetmemeleri için böyle bir model yaptıklarına dikkat çekti.

    Gün boyu süren çalışmalar sonucunda örülen 30 bez bebek, lösemili çocuklara hediye edilmesi amacıyla LÖSEV yetkililerine teslim edildi. Örgü yaparken hiç yorulmadıklarını söyleyen kursiyerler, amaçlarının morale ihtiyacı olan lösemili çocukların yalnız olmadıklarını hissettirmek olduğunu belirtti.

    “EL EMEĞİ VE GÖZ NURUNU HAYIRLI BİR İŞ İÇİN ÜRÜNE DÖNÜŞTÜRDÜLER”

    Bağcılarlı kadınlarla gurur duyduğunu belirten Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, “Kursiyerlerimiz el emeği göz nurunu hayırlı bir iş için ürüne dönüştürdüler. Bu anlamlı ve manevi değeri yüksek organizasyon nedeniyle hepsiyle gurur duydum. Yapılan bu hizmet kurslarımızda sosyal sorumluluk bilincinin artmasına vesile oluyor” dedi.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Bir yılda 4 milyar 380 milyon ekmek çöpe gidiyor

    GÜL KABA/İSTANBUL, (DHA)-TÜRKİYE Ekmek Üreticileri Federasyonu tarafından sağlanan 2017 yılı verilerine göre Türkiye’de bir yıl içinde 4 milyar 380 milyon ekmek çöpe atıldı. Bu rakam günde 12 milyon ekmek israfı anlamına geliyor.

    Federasyona göre, sayıları 12 bini bulan ruhsatsız fırınlarla birlikte günlük yaklaşık 120 milyon ekmek üretiliyor. Veriler bir araya getirildiğinde, Türkiye’de günlük üretilen her 100 ekmekten 10’unu, çeşitli nedenlerle israf edilerek çöpe atılıyor. Bu israfın Türkiye ekonomisine olan maliyeti ise yılda 1.5 milyar dolar civarında. Toprak Mahsülleri Ofisi’nin 2013 Ekmek İsrafı araştırmasına göre ise Türkiye’de günde 90,9 milyon, yılda ise 33,2 milyar ekmek üretiliyor. Tüketim ise günde 86 milyon, yılda 31,4 milyon adette kalıyor. Üretim ve tüketim arasındaki fark ise israf rakamlarını veriyor. Genele bakıldığında ise ortalamada her 100 ekmekten 5.4’ü israf ediliyor.

    Toprak Mahsülleri Ofisi araştırmasına göre israfın gerçekleştiği noktalara bakıldığında, günlük 5 milyona yakın ekmek israfının 3 milyonu fırınlarda, 1.5 milyonu evde, 0.5 milyonu ise yemekhane, lokanta ve otel gibi toplu tüketim alanlarında gerçekleşiyor.

    "ÜRETİM İHTİYAÇ VE TALEBİ AŞIYOR"

    Sayılara bakıldığında ekmek israfının Türkiye için kanayan bir yara olduğunu ifade eden Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik, "Fırıncılar belli bir sayıda ekmeği çıkarmak için çalıştığından, satamadıkları ekmekler israf oluyor. Bunu bir tür fırın fazlalığı olarak yorumlamak da mümkün. Ekmek üretimi ihtiyaç ve talebi fazlasıyla aşıyor. Fırıncı tarafında yaşanan israf maliyetlerin artmasına ve kârlılığın düşmesine neden oluyor" dedi.

    "TÜRK EKONOMİSİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR"

    Tüketicilerin yiyebileceğinden fazla ekmek alarak, bayat ekmek yerine tazesini tercih ederek israfa katkıda bulunduğuna dikkat çeken İlknur Menlik, "Öte yandan restoran ve otel gibi toplu tüketim alanlarından gelen israfı da göz ardı etmemek gerekiyor. Tüm bu israf tablosunun geneline bakıldığında, hem üretici hem de tüketici tarafında çözülmesi gereken ve ülke ekonomisine ciddi boyutta zararı olan bir sorunla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor" diye konuştu.

    (FOTOĞRAF)



  • Ankara’da ‘Doğal Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi’ kongresi

    Gizem KARADAĞ/ANKARA, (DHA) -ANKARA’da ‘15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Haftası’ etkinlikleri kapsamında, ‘Uluslararası AVRASYA Doğal Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi 2018’ kongresi düzenlendi.

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı TAGEM Konferans Salonu’nda gerçekleşen kongrede, İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Üretim, Gıda Güvenliği ve Güvenilirliği, Beslenme ve Diyetetik, Sağlıklı Yaşam ve Spor gibi birçok konular ele alındı. Gıda Güvenliği ve Güvenilirliği üzerine açıklamalarda bulunan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik, iklim değişikliğinin olumsuz ve yıkıcı etkileri konusunda uyarılarda bulundu. Menlik, daha sonra konuşmasına şöyle devam etti:

    “İklim değişikliğinin özellikle 2030 yıllarında itibaren daha belirgin hissedeceğimizi düşünüyoruz. Bilim insanlarıyla birlikte yaptığımız çalışmalar bize böyle tehlikeli bir senaryo ortaya koydu. Tabi bu da gıda güvenliğini ve gıda güvencesini tehlike altına sokuyor. Çünkü gelecekte bilmediğimiz hem hayvansal hem bitkisel hastalık yükleriyle karşılaşabiliriz.”

    ‘BİRÇOK SORUNU DA EL BİRLİĞİYLE DAHA HIZLI ÇÖZEBİLECEĞİZ’

    Menlik, gıda güvencesinin beslenmenin yeterliliği ve sürdürülebilirliğinden bahsedildiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Eğer gıdayı üretemezsek, gıda güvencemizde risk altına girmiş olur. Dolayısıyla her platformda endüstrimizin bu noktadaki kaygılarını paylaşıyoruz. Sürekli işbirliği çağrısında bulunuyoruz. Umuyoruz ki önümüzdeki dönemde ve yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminden de bu anlamda beklentilerimiz oldukça yüksek. Umudumuz da oldukça yüksek. Politikalar daha sağlıklı belirlenecek. Politikalara eş güdümlü kurumlarımızda kurumsal kapasitelerini güçlendirerek, çalışmalarına devam edecekler. Birçok sorunu da el birliğiyle daha hızlı çözebileceğiz.”

    ‘ARADA HİÇBİR FARK YOKTUR’

    Kongreye katılan İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu da, Beslenme ve Diyetetik üzerine açıklamalarda bulundu. Türkiye’de ve dünyada en çok karşılaşılan sorulardan nişasta bazlı şekerler ile pancar şekeri arasındaki farka değinen Elmacıoğlu, şöyle konuştu:

    “Günümüzde pancar şekeri ile nişasta bazlı şekerler hiçbir koşulda bir farkı yoktur. Her ikisi de şekerdir ve 1 gramı 4 kalori verir. Nişasta bazlı şekerlere bakıldığında, bugünkü yeni yüksek teknoloji ile hidrolize edilerek elimizde son ürün olan şekerin varlığıdır. Pancar şekerinde de, pancar üretilip kendisi fabrikalarda işlendikten sonra ortaya çıkan sükroz, yani sofra şekeridir. Arada hiçbir fark yoktur.”

    ‘EKMEK TÜKETİMİ YARIYA İNMİŞ ANCAK OBEZİTE İKİ KATINA ÇIKMIŞTIR’

    Elmacıoğlu, Türkiye’nin günlük enerji tüketimi içerisindeki şekerin yerinin yüzde 7 olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

    “Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasında en doğru yüzde 10’luk bir tüketimdir. Türkiye hiç farkında olmadan Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiğinin yüzde 3’ün altında tüketmektedir. Türkiye Sağlık ve Beslenme Araştırmasına baktığımızda, insanların kırk sene önce tükettiği ekmek miktarının çok daha altına düştüğünü gösteren sonuçları biliyoruz. Bununla birlikte ekmek tüketimi yarıya inmiş ancak obezite iki katına çıkmıştır. Dolayısıyla şekerleri, birden bire kilo almanın ve obezitenin bir nedeni olarak göstermek gerçekten bugün ki dünyada kötü bir algının ve yanlış bilgilerin insanlar tarafından panik olarak karşılanmasıdır.”

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

     

     



  • (Görüntülü) En güzel yoğurt için yarıştılar

    İSTANBUL, (DHA)- SİLİVRİ'DE bu yıl 57'ncisi düzenlenen Yoğurt Festivali'nin gelenekselleşen Yoğurt Mayalama Yarışması birbirinden hünerli elleri bir araya getirdi. Ev yapımı yoğurduyla yarışmaya katılan 60 yaşındaki Şaziment Çevik birinci oldu. 'Yoğurduna Renk Kat' sloganıyla düzenlenen 57. Silivri Yoğurt Festivali renkli yarışmalarla devam ediyor. Silivri yoğurdunu tanıtma ve ilçede ekonomik ve sosyal canlılık oluşturmak amacıyla düzenlenen festivalin gelenekselleşen Yoğurt Mayalama Yarışması renkli görüntülere sahne oldu. 22 katılımcı en güzel Silivri yoğurdu için kıyasıya yarıştı. Yarışmanın jüri üyeliğini Silivri Kent Konseyi Üyesi Prof. Dr. Oğuz Özyaral, Sarı Ev Yemekleri'nden Zerrin Otman, İstanbul Rumeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Haydar Şahin, Şef Şefika Günyel, Beykent Üniversitesi Aşçılık Programı Öğretim Görevlisi Selma Keçeci yaptı. 22 yoğurdu tek tek tadan jüri üyeleri yoğurtların sunumunu da değerlendirdi. Yarışmanın üçüncüsü Irmak Tezeller, ikincisi Mehtap Efe, birincisi ise Şaziment Çevik oldu. Birinciye 1000, ikinciye 750, üçüncüye ise 500 TL'lik hediye çeki takdim edildi. "GÜNDE BİR KASE YOĞURT" Yoğurdun vitamin ve mineraller açısından son derece besleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Özyaral, "Yoğurdun inanılmaz bir özelliği var. 1 porsiyon yani 1 kase kadar tükettiğinizde günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimi açısından inanılmaz dengeli beslenmiş oluyorsunuz. Mide bağırsak sisteminizi kontrol altına alıyorsunuz. Mesela bir hastalığınız söz konusu ise bunu kontrol edebiliyorsunuz. Sindirim sisteminize faydasının yanı sıra kan dolaşımını da rahatlatıyor. İskelet sisteminizi güçlendiriyor ve güneş ışınlarıyla birlikte tükettiğiniz andan itibaren ciddi anlamda kalsiyum emilimi sağlıyorsunuz" dedi. "MAYALAMADA ISIYA DİKKAT" Yoğurdun mayalanma süresi, şekli, rengi konusunda önemli tavsiyelerde bulunan Özyaral, "Öz maya çok önemli siz mayanıza nohutla başlayıp bunu yoğurtla devam ettirebilirsiniz. Yoğurdunuzun hangi sütün içinde mayalanacağı da çok önemli. Manda sütünden farklı, koyun sütünden ise daha farklı bir yoğurt elde edersiniz. Mesela yarışmacılardan biri iki farklı sütü kıvamında karıştırmış ve güzel bir sonuç ortaya çıkmış. İnek sütünde alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor. Manda ve keçi sütünde ise böyle bir problem yaşanmıyor. Yoğurdu mayalarken ısısına dikkat etmeniz gerekiyor. Bunun 18 ile 22 derece yani oda ısısı olması gerekiyor. Yoğurt yaptığınız kabın kundaklanması da önemli bir püf nokta. Toprak kapta ısının kontrolü çok daha kolay olur" diye konuştu. "YOĞURDUMU ÜSTÜ AÇIK ŞEKİLDE MAYALIYORUM" Yarışmayı ikincilikle bitiren Mehtap Efe, çocuğu olduktan sonra evde yoğurt yapmaya başladığını söyledi. Efe, "Yoğurt mayalamayı kayınvalidemden öğrendim. Yoğurdumun üstünü mayalanma süresince açık bırakıyorum ve mayamı çok az kullanıyorum. Bu durum ekşi olmamasını sağlıyor" dedi. "ISI VE MAYANIN KALİTESİ ÖNEMLİ" Yarışmada birinci olan Şaziment Çevik ise çocukluğundan bu yana yoğurdunu mayaladığını belirterek kaliteli bir ev yoğurdunun püf noktalarını şu sözlerle paylaştı: "Yoğurdun ısısı ve mayasına dikkat etmek gerekiyor. Ben yoğurdumu manda sütüyle mayaladım. Sütün çok fazla sıcak olmaması gerekiyor. Mayayı da süte ölçülü şekilde kullanırsanız kıvamında bir yoğurt elde edersiniz. Bakkalda satılan yoğurdun mayası değil saf yoğurt mayası ile yoğurtlarını yapmalılar."



  • 'Kediciklerin' estetik ameliyatları yaklaşık 60-70 bin Türk Lirası aralığında

    Buse ÖZEL - Yılmaz BEZGİN - İSTANBUL, (DHA) -ADNAN Oktar ve grubuna yönelik düzenlenen operasyonun ardından "kedicik" olarak adlandırılan grup üyesi kadınların hemen hepsi bir dizi estetik ameliyat geçiriyor. Kendi televizyon kanalında yaptığı programda da yer alan kadınların meme, popo ve dudaklarında silikon bulunurken, elmacık kemikleri ise dolgu ile belirginleştiriliyor. Operasyon sonrası ortaya çıkan söylentilerde kediciklerin hep aynı doktorlar tarafından ameliyat edildiği iddia edilirken bu doktorların ise henüz kim olduğu bilinmiyor.

    "ESTETİK OPERASYONLARIN FİYATI 60 - 70 BİN TÜRK LİRASI"

    DHA'ya konuşan Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur ise bu estetik ameliyatların toplam fiyatının hastane, doktora ve hastaya göre farklılık göstermekle birlikte yaklaşık olarak 60 - 70 bin Türk Lirası civarında olabildiğini söyledi.

    Son yıllarda sosyal medya fenomenlerinin de daha fazla takipçi toplayabilmek için ameliyatlara başvurduğunu söyleyen Cihantimur şunları söyledi: "Estetik cerrahide insanlara 2 şekilde hizmet veriliyor. Birincisi gerçekten kendisini iyi hissetmesi için estetik operasyona ihtiyaç duyan hastalar. İkincisi ise bir amaç için kendilerini sahte bir görüntüye kavuşturmak isteyen insanlar oluyor. Onlar bize geldiğinde yapmak istedikleri operasyona psikolojik olarak kararlı ve hazırlıklı olduğuna inanırsak elbette o operasyonları da gerçekleştirebiliyoruz. Ancak kaburga aldırmak gibi yurtdışında yapılan, çok radikal ameliyatları yapmıyoruz. Özellikle Instagram gibi sosyal medya uygulamalarında dikkat çekmek için, değişik operasyonlar yapmak isteyen kişilere de istediklerini yapıyoruz. Bu tür operasyonların neden popüler olduğunu söylememiz gerekirse çok takipçisi olan kullanıcıların 'sahte'  görüntüsü olanlar olduğunu görüyoruz. Bu da ameliyat isteğini tetikliyor. Böyle bir operasyonun maliyeti de az değil. Burun, dudak, şakak kemiği, meme, vücut estetiği gibi birçok operasyon yaptırmak ortalama 60-70 bin Türk Lirası'na mal olabilir."

    "ÇOK FAZLA ESTETİK AMELİYAT DOĞRU DEĞİL"

    Şov dünyası dışında, normal insanların çok fazla estetik operasyon yaptırmanın doğru olmadığını da belirten Op. Dr. Cihantimur, "Muayeneye gelen 10 kişiden 8'i estetik ameliyattan vazgeçer. Kendisinin bakış açısını değiştirmesi gerektiğini öğütleyerek hastaları gönderiyoruz çoğu zaman. Nereden bakarsanız bakın her ameliyatın riskleri var. Eğer gireceğimiz risk alacağımız sonuca değerse o riske giriyoruz. 'Burnumun ucu birazcık daha kalksın' diyenler için o tip risklere girmiyoruz."

    (FOTOĞRAFLI - GÖRÜNTÜLÜ)



  • En güzel yoğurt için yarıştılar

    İSTANBUL, (DHA)- SİLİVRİ'DE bu yıl 57'ncisi düzenlenen Yoğurt Festivali'nin gelenekselleşen Yoğurt Mayalama Yarışması birbirinden hünerli elleri bir araya getirdi. Ev yapımı yoğurduyla yarışmaya katılan 60 yaşındaki Şaziment Çevik birinci oldu.

    'Yoğurduna Renk Kat' sloganıyla düzenlenen 57. Silivri Yoğurt Festivali renkli yarışmalarla devam ediyor. Silivri yoğurdunu tanıtma ve ilçede ekonomik ve sosyal canlılık oluşturmak amacıyla düzenlenen festivalin gelenekselleşen Yoğurt Mayalama Yarışması renkli görüntülere sahne oldu. 22 katılımcı en güzel Silivri yoğurdu için kıyasıya yarıştı. Yarışmanın jüri üyeliğini Silivri Kent Konseyi Üyesi Prof. Dr. Oğuz Özyaral, Sarı Ev Yemekleri'nden Zerrin Otman, İstanbul Rumeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Haydar Şahin, Şef Şefika Günyel, Beykent Üniversitesi Aşçılık Programı Öğretim Görevlisi Selma Keçeci yaptı. 22 yoğurdu tek tek tadan jüri üyeleri yoğurtların sunumunu da değerlendirdi. Yarışmanın üçüncüsü Irmak Tezeller, ikincisi Mehtap Efe, birincisi ise Şaziment Çevik oldu. Birinciye 1000, ikinciye 750, üçüncüye ise 500 TL'lik hediye çeki takdim edildi.

    "GÜNDE BİR KASE YOĞURT"

    Yoğurdun vitamin ve mineraller açısından son derece besleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Özyaral, "Yoğurdun inanılmaz bir özelliği var. 1 porsiyon yani 1 kase kadar tükettiğinizde günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimi açısından inanılmaz dengeli beslenmiş oluyorsunuz. Mide bağırsak sisteminizi kontrol altına alıyorsunuz. Mesela bir hastalığınız söz konusu ise bunu kontrol edebiliyorsunuz. Sindirim sisteminize faydasının yanı sıra kan dolaşımını da rahatlatıyor. İskelet sisteminizi güçlendiriyor ve güneş ışınlarıyla birlikte tükettiğiniz andan itibaren ciddi anlamda kalsiyum emilimi sağlıyorsunuz" dedi.

    "MAYALAMADA ISIYA DİKKAT"

    Yoğurdun mayalanma süresi, şekli, rengi konusunda önemli tavsiyelerde bulunan Özyaral, "Öz maya çok önemli siz mayanıza nohutla başlayıp bunu yoğurtla devam ettirebilirsiniz. Yoğurdunuzun hangi sütün içinde mayalanacağı da çok önemli. Manda sütünden farklı, koyun sütünden ise daha farklı bir yoğurt elde edersiniz. Mesela yarışmacılardan biri iki farklı sütü kıvamında karıştırmış ve güzel bir sonuç ortaya çıkmış. İnek sütünde alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor. Manda ve keçi sütünde ise böyle bir problem yaşanmıyor. Yoğurdu mayalarken ısısına dikkat etmeniz gerekiyor. Bunun 18 ile 22 derece yani oda ısısı olması gerekiyor. Yoğurt yaptığınız kabın kundaklanması da önemli bir püf nokta. Toprak kapta ısının kontrolü çok daha kolay olur" diye konuştu.

    "YOĞURDUMU ÜSTÜ AÇIK ŞEKİLDE MAYALIYORUM"

    Yarışmayı ikincilikle bitiren Mehtap Efe, çocuğu olduktan sonra evde yoğurt yapmaya başladığını söyledi. Efe, "Yoğurt mayalamayı kayınvalidemden öğrendim. Yoğurdumun üstünü mayalanma süresince açık bırakıyorum ve mayamı çok az kullanıyorum. Bu durum ekşi olmamasını sağlıyor" dedi.

    "ISI VE MAYANIN KALİTESİ ÖNEMLİ"

    Yarışmada birinci olan Şaziment Çevik ise çocukluğundan bu yana yoğurdunu mayaladığını belirterek kaliteli bir ev yoğurdunun püf noktalarını şu sözlerle paylaştı:

    "Yoğurdun ısısı ve mayasına dikkat etmek gerekiyor. Ben yoğurdumu manda sütüyle mayaladım. Sütün çok fazla sıcak olmaması gerekiyor. Mayayı da süte ölçülü şekilde kullanırsanız kıvamında bir yoğurt elde edersiniz. Bakkalda satılan yoğurdun mayası değil saf yoğurt mayası ile yoğurtlarını yapmalılar."

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • Prof. Dr. Ataman: 'Özel Eğitim'de erken tanı ve müdahale önemlidir

    LEFKE, (DHA)-LEFKE Avrupa Üniversitesi (LAÜ) Özel Eğitim Öğretmenliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ataman "Özel Eğitimde Erken Müdahale"nin önemine dikkat çekerek "Müdahalenin yapılabilmesi ancak anne ve babanın çocuğun farklı gelişimine ilişkin konulmuş olan tanıyı kabul etmesiyle mümkün olabilmektedir" dedi.

    "Yaşamın ilk beş yılının büyümenin fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimin temellerinin atıldığı dönemi temsil ettiğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir" diyen Ataman, çocukların temel kişilik özelliklerinin de 2-3 yaşta belirgin olduğunu ve bu dönemde alışılmadık biçimde hızlı ya da yavaş bir büyümenin gözlemlenmesinin, erken müdahale için büyük önem taşıdığını söyledi. Ataman “Müdahalenin yapılabilmesi ancak anne ve babanın çocuğun farklı gelişimine ilişkin konulmuş olan tanıyı kabulü ile mümkündür, bu bağlamda  yapılacak erken müdahale için gelişim kuramcılarının savundukları görüşler son derece önemli” dedi.

    "YETERSİZLİĞİN TANILANDIĞI İLK GÜNLERDE MÜDAHALE EDİLMELİ"

    Ataman,  0-3 yaşın çocuğun gelişiminde en kritik dönem olduğunu ve bu dönemde gelişimsel olarak risk grubunda olanları  erken doğan, düşük doğum ağırlıklı olan, alt sosyo ekonomik ve kültür özelliklerine sahip gruplardan gelen yoksul ve yoksun aile çocukları şeklinde sıraladı ve şöyle dedi: "Yetersizliğin tanılandığı ilk günlerde müdahale edilecek olursa hem ailelerin hem de çocukların gereksinimleri karşılanacak ve ortaya çıkan zedelenmelerin yetersizliğe, yetersizliğin engele dönüşmesi önlenebilecektir."

    "Çocuk doğduktan sonra gözlenebilecek risk faktörlerinin zedelenme, yetersizlik, engel üçlemesine dönüşmemesi için çocuğun ciddi biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir" diyen Ataman, çocuğun değerlendirilmesini kimlerin isteyebileceğini ise şöyle sıraladı.  

    "Fiziksel özellikleri açısından; Çocuk doktoru, Aile hekimi, Diş hekimi, Ortopedist, Kardiyolog. Konuşma ve dil açısından,  Konuşma-dil terapisti, odyolog, çocuk psikyatristi, Özel eğitim öğretmeni. İşitme; Odyolog, konuşma-dil terapisti, kulak-burun uzmanı, Aile hekimi, Sınıf öğretmeni. Görme; Göz hekimi, çocuk doktoru, aile hekimi, sınıf öğretmeni. Motor; iş-meslek uğraşı terapisti, çocuk hekimi, nörolog, çocupsikyatristi, özel eğitim öğretmeni, dil- konuşma terapisti. Sosyal ve duygusal; çocuk psikyatristi, psikyatrist sosyal hizmet uzmanı, özel eğitim öğretmeni, sınıf öğretmeni, odyolog, konuşma-dil terapisti."

    "AİLE İLE BİRLİKTE ÇOCUK HAKKINDA KARARA VARILMASI ÖNEMLİDİR" 

    Değerlendirme sürecinin; tanılama ölçümleri , standartlaştırılmış testlerle, ölçüt bağımlı ölçeklerle, ekolojik ve  alan ölçümlemeleri ile yapılmakta olduğunu belirten Ataman, disiplinlerarası incelemeyi;oyun temelli ölçümleme, çocuğun oyun ortamında sistematik gözlemle değerlendirilmesi, gelişimsel taramalar, çocuğun sağlık kayıtları, temel gelişim alanlarındaki performansı, gereksinimleri, uygun müdahalenin önerilmesi ve aile ile birlikte çalışarak çocukla ilgili karara varılması olarak açıkladı.

    Ataman, “0-5 yaş arası dönemde, anne ve baba çocukları için kesin tanı konulması mücadelesi içindedir, diğer çocuklarını ve akrabalarını yetersizliği olan çocuğun durumu hakkında nasıl bilgilendirmeleri gerektiğini bilmemektedirler. Çocuğun ötekileştirilmemesi için nasıl bir söylem kullanmaları gerektiği konusunda destek gereksinimi bulunmaktadır” dedi.

    Ataman son olarak özel eğitime gereksinim duyan çocuğa nerelerden destek alınması gerektiği araştırılarak,  çocukla ilgili gelecek planlamalarının yapılması gereğine dikkat çekti.

    (FOTOĞRAF)

     

     



  • İYYÜ’de ‘Karanlıktan Aydınlığa:15 Temmuz Direnci’ Paneli yapıldı

    İSTANBUL, (DHA) – 15 Temmuz hain darbe girişimini unutmamak adına ikinci yıl dönümüne özel etkinlikler düzenleniyor. İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde (YYÜ)  ‘Karanlıktan Aydınlığa: 15 Temmuz Direnci Paneli’ yapıldı.

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törende 15 Temmuz ile ilgili video gösterimi yapıldı. Açılış konuşmasını yapan YYÜ Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “15 Temmuz bir yönüyle karanlık bir yönüyle aydınlık bir gecenin adıdır. Bu yüzden bu panele bugün ‘karanlıktan aydınlığa’ dedik. Karanlıktır çünkü hiçbir kurumu ayırmaksızın her sıfatı her kimliği kullanan, bir sıvı gibi girdiği her kabın şekline bürünen bir ihanet şebekesinin vardığı en üst pervasızlık noktasıdır. Aydınlıktır çünkü Türk milletinin hiçbir şekilde boyunduruk altına giremeyen, genetiğine işlemiş o işgali ve işgalciyi gördüğü andan itibaren ayağa kalkan direncin destanı yazılmıştır“ dedi.

    “UNUTULAN İHANET TEKRARLANIR”

    Konuşmasında Srebrenitsa Katliamı’na da değinen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Srebrenitsa bundan 23 yıl önce,  11 Temmuz’da 8 bin 374 bedenin bir gece soykırıma uğratıldığı günün adıdır. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç demişti ki, ‘unutulan soykırım tekrarlanır’. Şimdi ben de diyorum ki, unutulan ihanet de tekrarlanır. Bunu unutmayalım” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Hacısalihoğlu konuşmasını, “Geleceğimiz aydınlıktır, biz direnirsek, farkına varırsak, sahip çıkarsak hiçbir kuvvet bu ülkenin ne üzerine ne boyunlarımıza kement atamayacak. Yeter ki bunun farkına varalım“ diyerek bitirdi.

    Gazeteci yazar Ardan Zentürk’ün moderatörlüğünü yaptığı panele Güvenlik Politakaları Uzmanı Mete Yarar ve Gazeteci yazar Ferhat Ünlü katıldı.

    “BU İŞİN BAŞLADIĞI YERDE BİTTİĞİNİ GÖRMEDEN BURADAN ÇIKAMAYACAĞIM”

    Panelin moderatörlüğünü yapan Gazeteci yazar Ardan Zentürk, darbe girişiminin gerçekleştiği gün sunduğu programdaki anılarından bahsetti. Zentürk, anısında reji arkadaşlarının ‘çık’ ısrarları üzerine “ bu işin başladığı yerde bittiğini görmeden buradan çıkmayacağım” dediğini söyledi.  Zentürk, “15 Temmuzla ilgili kişisel kanaatim şudur: O gece Yüce Rabbim bu ülkede korku duygusunu aldı. Bu ülkeyi 7’den 77’ye kim olursa olsun milyonlarca insanın içinden korkuyu sildi. Bu ancak mazlumla ekmeğini paylaşan dünyanın zulüm ve adaletsizliğine karşı çıkan ülkeye bahşedilmiş çok özel bir gecedir” diye konuştu.

    “AMAÇ DARBE YAPMAK DEĞİL, ÜLKEYİ ORTADAN KALDIRMAKTI”

    Güvenlik Politakaları Uzmanı Mete Yarar, konuşmasında darbe girişiminde bulunanların asıl amacının darbe yapmak değil, ülkeyi ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı. Yarar, bu gecenin darbe girişiminden çok daha farklı bir şey olduğunu vurgulayarak, “Eğer o gün 250 şehidimiz bunu yapmasaydı bugün hala toprakları kurtarmaya çalışıyorduk. 15 Temmuz’a ‘bu bir darbe değil, bu bir tiyatro’ diyenler 5 sene içinde yaşadıklarımıza baksın” dedi.

    “MİLLET SOKAĞA ÇIKMAZ ZANNETTİLER”

    Gazeteci yazar Ferhat Ünlü konuşmasında, FETÖ’nün TSK içindeki bütün operasyon gücünü kullanmadıklarını söyledi. Ünlü, “Onlar, millet sokağa çıkamaz zannettiler, yanıldılar. ‘Sadece bu kadroyla bu iş biter’, ‘Millet sokağa çıkamaz’, ‘Biz tek yumrukla ezeriz’ diye düşündükleri için belli bir kadroyu çıkardılar” diye konuştu.

    (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)

     

     



  • Tatile giden sahiplerinin unuttuğu kedi operasyonla kurtarıldı

    İSTANBUL, (DHA) -ESENYURT’TA tatile giden sahibi tarafından evde unutulan bir kedi, yapılan operasyonla yetkililer tarafından kurtarıldı.

    Esenyurt Üçevler Mahallesi’nde bir binanın dördüncü katında oturan bir vatandaş, 3 gün önce tatile çıktı ve kedisini evde unuttu. Evde unutulan kedi, aradan geçen sürede aç ve susuz kalınca aralıksız miyavlamaya başladı. Sesleri duyan komşular önceki gün akşam saatlerinde Esenyurt Belediyesi’ne haber verdi. Haber üzerine olay yerine gelen belediyenin Veterinerlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, bir vince bağlı sepetle apartmanın dördüncü katına ulaşarak pencereden kediyi dışarı çıkarttı. Görevliler, kurtarılan kediyi barınağa götürerek yiyecek ve su verdi. Özel bakıma alınan kedi, sahibi gelinceye kadar belediye ekipleri tarafından bakılacak.

    Öte yandan, daha önce de buna benzer sıkıntıların oluştuğunu belirten çevredeki vatandaşlar, tatile çıkarak kedisini evde unutan vatandaşa tepki gösterdi.  

     (FOTOĞRAFLI)