MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • Zeytinyağı bekledikçe faydası azalır

    İSTANBUL, (DHA)- SONBAHARIN gelmesiyle birlikte zeytin bahçelerinde yeni hasat dönemi hareketliliği başladı. Yeni sezon ürünleri raflardaki yerlerini almaya başlarken Türkiye'ye uluslararası yarışmalarda da ödüller kazandırmış zeytinyağı markası Nova Vera'nın kurucusu Bahar Alan, zeytinyağı satın alırken dikkat edilmesi gereken kriterleri sıraladı. Zeytinyağının bekledikçe bozulan bir ürün olduğuna dikkat çeken Alan, "Aldığınız ürünü 2 ay içinde tüketin" dedi.

    Sağlıklı yaşam bilincinin artmasıyla birlikte Türkiye’de zeytinyağına olan ilgi giderek arttığını söyleyen Bahar Alan, sağlıklı ve lezzetli bir seçim için zeytinyağının üretim tekniği, kokusu, tadı, rengi, markası ve ambalajının en önemli kontrol noktalarını oluşturduğunu belirtti.

    "ERKEN HASAT VE SOĞUK SIKIM ÖZELLİĞİNİ ARAYIN"

    İlk olarak satın alınacak zeytinyağının üretim tekniğinin incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Alan, "Erken hasat ve soğuk sıkım özelliğini arayın. Zeytinyağını mucize besin yapan, onun sağlığa faydalı bileşenleri yani ‘polifenol’ içeriğidir. Polifenoller erken hasat döneminde en yüksek düzeydedir, ağaçtaki zeytin olgunlaştıkça polifenolü azalır içindeki yağ miktarı artar. Zeytinin doğru işlenmesi için ayrıca soğuk sıkım yapılması ve mümkün olduğunca az su kullanılması gereklidir. Çünkü polifenoller, uçucu ve suda çözünür yapıdadır, sıcak sıkım ve su ile yapılan sıkımlarda kolayca suya karışmakta ve yok olmaktadırlar. Erken hasat edilmiş ürünler soğuk sıkım ile işlendiğinde sağlık için çok faydalıdır" diye konuştu.

    "ZEYTİN KOKUSU ZETYİNYAĞINDA İSTENMEYEN BİR KOKUDUR"

    İkinci olarak zeytinyağının satın alınmadan önce koklanması gerektiğini dile getiren Alan, "Zeytin kokusu sanılanın aksine zeytinyağında istenmeyen bir kokudur ve meyvenin fazla beklenerek sıkıldığını anlatır. Kokladığınızda mutlaka meyvemsi bir koku almanız, kötü koku almamanız gerekir. Taze meyve, taze çimen kokularını çağrıştıran ürünleri tercih edin. Pastel boya veya yağlı boyayı çağrıştıran kokular var ise bu yağın beklemiş olduğunu gösterir" dedi.

    "ZEYTİNYAĞININ FAYDASI ACILIK VE YAKICILIK HİSSİNDEN GELİR"

    Üçüncü önemli noktanın zeytinyağının tadı olduğunu belirten Alan, "Zeytinyağını tadın ve dilinizin üzerinde hafifçe hava ile gezdirin. İyi bir zeytinyağının dilinizin yanlarında acılık ve boğazınızda yakıcılık hissi oluşturması gerekir. Bu yakıcılığın asitle herhangi bir ilgisi yoktur, içinde yüksek miktarda antioksidan olduğunu gösterir. Zeytinyağının sağlığa faydası, onarıcı ve gençleştirici etkisi buradan gelir" ifadelerinde bulundu.

    "YAĞIN RENGİ ÜRÜNÜN KALİTESİNİ İFADE ETMEZ"

    Zeytinyağını satın alırken ürünün rengine bakılarak karar verilmemesi gerektiğini söyleyen Alan, "Yağın rengi ürünün kalitesini ifade etmez. Piyasada içerisine belirli maddeler eklenerek rengi değiştirilen hileli ürünler bulunmaktadır. Renk kriteri seçimde yanıltıcı olabilir" dedi.

    "ALDIĞINIZ ÜRÜNÜ BİR İKİ AY İÇİNDE TÜKETİN"

    Son olarak markası ve etiketi olan ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Alan, "Bu ürünler Tarım ve Orman Bakanlığı’nca onaylı ürünlerdir. Satın alacağınız ürünün etiketini okumadan almayın. Zeytinyağının üretim ya da hasat yılı, dolum tarihi, son kullanma tarihi, coğrafi işaretini, elde edildiği zeytin çeşidini ve bölgesini etiket üzerinde arayın. Dolum tarihi yerine hasat yılını sorgulayın. Satın alacağınız zeytinyağının pet şişe yerine mutlaka koyu renkli bir cam şişede olmasına dikkat edin. Çünkü zeytinyağı şişesinden geçen ışık, ürün içindeki maddelerin çok kısa sürede bozulmasına sebep olur. Zeytinyağındaki asit değerinin düşüklüğü zeytinyağının ne kadar iyi işlendiğine dair iyi bir göstergedir. Yüzde 0.3’ün altında asit değerine sahip zeytinyağları genel olarak iyi kalitededir. En önemlisi ise zeytinyağının bekledikçe bozulup işlevini kaybeden bir ürün olduğunu unutmayın. Tercihen aldığınız ürünü bir iki ay içinde tüketin"



  • Tayvan ve Türkiye arasında yeşil enerji işbirliği

    Selin GÜRSEL  - Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)  - TAYVAN’IN önde gelen ticaret organizasyonu Tayvan Dış Ticareti Geliştirme Konseyi (TAITRA), Türkiye ile işbirliğini güçlendirmek amacıyla forum düzenledi. Forum kapsamında iki ülke ilişkilerini geliştirmek için MÜSİAD ve DEİK ile Mutabakat Anlaşması da imzaladı.

    TAITRA dün İstanbul’da, ‘Tayvan ve Türkiye Yeşil Enerji ve Akıllı Şehir Endüstrileri Forumu’na ve Tayvan’dan gelen ticaret heyetine ev sahipliği yaptı. TAITRA forumda, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)  ve Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEİK) ile Mutabakat Anlaşması imzaladı. Forumun açılış konuşmasını yapan TAITRA Yönetim Kurulu Başkanı James C.F. Huang, "Türkiye ile işbirliğimizi geliştirmekten mutluluk duyuyoruz" dedi.

    "ENERJİYE CİDDİ TALEP VAR"

    Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji İşleri Genel Müdürü Murat Zekeriya Aydın ise, böyle protokollerle dünyaya açılmanın Türkiye için gurur verici olduğunu söyleyerek, "Dünyada elektrik talebinin artış hızı bakımından ikinci sıraya yerleştik. Genç nüfusumuzun da etkisiyle çok ciddi bir enerji talebimiz var. Sanayileşiyoruz, gelişmekte olan bir ülkeyiz ve enerji açlığı içerisindeyiz. Dolayısıyla da bu enerjiyi en uygun şekilde, en uygun maliyetlerle tedarik etme noktasında gayret gösteriyoruz” diye konuştu.

    “TAYVAN’IN ALIM GÜCÜ KİŞİ BAŞI 50 BİN DOLAR”

    Yapılan işbirliğinden ötürü mutlu olduğunu dile getiren DEİK Türkiye – Tayvan İş Konseyi Başkanı Oğuz Karayeğen de, "Her iki ülkenin ihracat rakamları oldukça düşük. Ülkelerin potansiyellerini karşılaştırırsak, bugün Tayvan’ın alım gücü kişi başı 50 bin dolar. Bundan Türkiye’ye küçük bir pay düşüyor. Umarım bundan sonra Türkiye’nin ihracatı aradaki büyük farkı kapamak üzere hız kazanır" ifadelerini kullandı.

     “İTHALAT VE İHRACATI ARTTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

    1990 yılından bu yana Türkiye’de 86 noktada, dünya genelinde ise 79 ülkede 209 irtibat noktasıyla faaliyet gösterdiklerini ifade eden MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan ise, "Türkiye ile Tayvan arasındaki ticari ilişkilerimizi acil olarak geliştirmeliyiz. Türkiye’nin Tayvan’a olan ihracatı yaklaşık 204 milyon dolar ama Tayvan’ın Türkiye’ye olan ihracatı yaklaşık 2 milyar dolar. Bu bakımdan karşılıklı olarak düşük gördüğümüz bu ithalat ve ihracat rakamlarımızı arttırmayı hedefliyoruz” dedi.

    Bu sene 17’incisi gerçekleşecek MÜSİAD Expo hakkında da bilgi veren Kaan, "Fuar kapsamında düzenlediğimiz uluslararası iş formunda dünyanın tüm dönüşümünü konuşacağız ve ilk kez Genç İşadamları Kongresi olacak. Fuara 22 ülkeden katılım bekliyoruz" diye konuştu.

    “TÜRKİYE’YE DESTEK OLMAK AMACIYLA BURAYA GELDİK”

    Tayvan’ın enerji ve akıllı şehir çözümleri konusunda dünyada lider durumda olduğunu dile getiren TAITRA Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Walter Yeh de, "Tayvan uzun bir süredir enerji ve makine konusunda imalata çok önem veren bir ülke. Bu yüzden büyük bir altyapımız var. Günümüzde moda olan güneş enerjili akıllı şehirler konusuna da bu birikimi kullanıyoruz. Türkiye’ye de destek olmak amacıyla buraya geldik. Çünkü Türk hükümeti de akıllı şehirler ve yenilebilir enerji konusuna büyük önem veriyor, hedefleri var. Türkiye’ye yaptığımız ziyaret doğrultusunda Türk firmalarıyla işbirlikleri oluşturarak onlara daha fazla nasıl destek olabileceğimizi görmeyi planladık” dedi.

    “TÜRKİYE’YE GEÇ BİLE GELDİK”

    “MÜSİAD ve DEİK’in çok fazla üyesi var” diyen Yeh, “Biz de Tayvan’da önder bir kuruluş olduğumuz için iki ülkeyi, gelecekte çok yakın bir işbirliği bekliyor. Yenilenebilir enerji ve akıllı şehirler kavramı artık dünyada çok daha yaygın ve pratik bir hale geldi. Elektrikli bisikletlerden şehir aydınlatmalarına kadar şehirde her yerde bu uygulamaların olduğunu görüyoruz. Aslında biz Türkiye’ye biraz geç bile geldik ama yine de bu andan itibaren bu uygulamaların Türkiye’de de yaygınlaşacağına eminiz” diye konuştu.

    Tayvan ve Türkiye Yeşil Enerji ve Akıllı Şehir Endüstrileri Forumu’na ayrıca Tayvan’dan enerji ve akıllı şehir alanında deneyim sahibi olan şirketler de katıldı. Firmalar akıllı bir şehir kurma konusundaki deneyimlerini ve gelişmiş çözümlerini katılımcılarla paylaştı.

    TIMTOS’UN TANITIM TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİ

    TAITRA’nın İstanbul Ofisi olan Tayvan Ticaret Merkezi, dünyadaki en büyük makine endüstrisi fuarlarından biri olan TIMTOS’un tanıtım toplantısını da gerçekleştirdi. İki yılda bir düzenlenen TIMTOS Fuarı’nı tanıtmak için, TAITRA Başkanı Huang ve TİAD Başkanı Hakan Aydoğdu’nun konuşmalarının ardından TAITRA Temsilcisi Effie Huang bir sunum gerçekleştirdi.

     4-9 Mart 2019 tarihleri arasında gerçekleşecek fuar için de bilgi veren CEO Yeh, “TIMTOS fuarı kendi kategorisinde Asya’da ikinci, dünyada ise üçüncü en büyük fuardır. Geçen yıldan itibaren akıllı şehirler ve yenilebilen enerji çözümleri gibi pek çok yenilikleri de fuara kattık. Türkiye Avrupa’ya ihracat yapan önemli bir üretim ülkesi ve bunun için de makinelere, cihazlara ihtiyacı var. Bu sebeple fuarın Türkiye açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

    “TÜRKİYE EN BÜYÜK ÜÇÜNCÜ PARTNERİMİZ”

    Tayvan’ın dünya genelinde cihaz üreten en büyük dördüncü ülke olduğunu kaydeden CEO Yeh, “Türkiye de, Çin ve Amerika’dan sonra bizim için üçüncü en büyük partnerimiz. Dolayısıyla Türkiye’nin bizim için çok önemli bir pazar olduğunu düşünüyoruz. Türkiye ve Tayvan arasında çok fazla işbirliği fırsatı bulunuyor. Aslında bizim turizm, ticaret ve teknoloji gibi her alanda işbirliği yapmamız lazım” diye konuştu.



  • Ünlü ekonomistlerden 2020’de küresel kriz uyarısı

    Gonca Yağcı/İSTANBUL, (DHA) - 2008 krizini doğru tahmin ettiği için kriz kahini olarak tanınan ünlü ekonomist Nouriel Roubini’nin bir sonraki krizi 2020’de beklediğini açıklamasının ardından yine 2008 krizini doğru tahmin eden Amerikalı iktisatçı Jesse Colombo da bir sonraki krizi 2020 yılında beklediğini duyurdu.

    Halen Clarity Financial’da analist olarak görev yapan ve Forbes dergisinde yazan genç ekonomist Jesse Columbo, 16 Ekim’de attığı bir Tweet’de ABD’de bono getiri eğrilerinin tersine dönmesi ve ekonomik kriz yaşanması arasındaki ilişkiyi inceleyen bir tablo paylaştı.

    Daha önce getiri eğrilerinin tersine dönmesinin ardından 6 defa kriz çıktığına dikkat çeken Colombo, paylaştığı tablosunda getiri eğrilerinin tersine dönmesi ve çıkan krizler arasında geçen sürelerin ortalamalarını yayınladı.

    Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) faiz artışları nedeniyle getiri eğrisinin aralık 2018’de tekrar tersine döneceğini varsaydığını belirten Colombo, daha önceki krizlerde yaşanan ortalama sürelere bakıldığında bir sonraki krizin Şubat 2020 civarında çıkmasını beklediğini açıkladı.

    Getiri eğrisinin tersine dönmesi ABD’de çok önemli bir öncü kriz göstergesi olarak kabul ediliyor. Bono ve tahvil olarak da bilinen devlet borçlanma senetlerinin çeşitli vadeleri ve faiz oranları bulunuyor. Normalde, daha kısa vadeli bonoların daha düşük; daha uzun vadeli bonoların ise daha yüksek faiz vermesi bekleniyor. Normal şartlarda vade arttıkça faizlerin de artması ve bu faizlerden oluşturulan getirisi eğrisinin yukarı doğru tırmanması bekleniyor.

    Bankalar ise kısa vadeli faizler ile müşterilerinden para topluyor ve uzun vadeli faizlerle kredi veriyor. Getiri eğrisi normalse, uzun vadeli faizler kısa vadelilerden daha yüksek olduğu için bankalar para kazanabiliyor. Ancak kısa vadeli bonoların faizleri uzun vadelilerden daha yüksek hale gelirse, getiri eğrisi tersine dönmüş oluyor ve bankalar para kazanamaz hale geliyor. Böylece kredi mekanizması kilitleniyor ve belirli bir süre sonra ekonomik kriz yaşanıyor.

    London Times tarafından 2008 krizini bilen ekonomistler arasında gösterilen Jesse Colombo’nun açıklaması, İstanbul doğumlu ABD’li ünlü iktisatçı Roubini’nin 2020’de küresel kriz uyarısı yapmasının arkasından geldi.

    Halen New York Üniversitesi’nde görev yapan Roubini geçtiğimiz eylül ayında project – syndicate.org’da yayınladığı bir analizde, 2020’de yeni bir kriz beklemesinin nedenlerini 10 ana başlık altında toplamıştı.

    Roubini’nin gösterdiği kriz nedenleri arasında şunlar yer alıyor:

    1) Trump’ın vergi teşviklerinin sona ermesi

    2)  FED’in faiz artışları

    3)   Artan petrol fiyatları

    4)  Ticaret savaşları

    5)  Gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşlaması

    6)  İtalya gibi bazı ülkelerin Avrupa Birliği ve Euro’dan çıkma olasılıkları

    7)  Hisse senedi ve bono – tahvil piyasalarında şişen balonlar

    8)  Aşırı yüksek frekanslı algoritmik al-sat bilgisayar sistemlerinin ani çöküş ihtimalini artırması

    9) Trump’ın FED’e saldırıları

    10) İran gibi noktalarda yaşanabilecek jeopolitik şoklar

    Ayrıca Roubini yazısında, 2020’de beklediği krizin 2008 krizinden daha ağır bir kriz olacağını da vurgulamıştı.

    Roubini, 2008’de merkez bankalarının faiz düşürerek ve para basarak krizi atlattıklarına oysa 2020’ye giderken bir çok merkez bankasının hala faizleri düşük tuttuğuna ve zaten para basmaya devam ettiğine dikkat çekmişti.

    Bu durumda 2020’de yeni bir kriz geldiğinde merkez bankalarının kullanabilecekleri araçlar çok sınırlı kalıyor.

    Türkiye’den ise ekonomi gazetecisi Erkan Öz, 2013’te yazdığı ‘2020 Yeni Ekonomi  Büyük Kriz – Müthiş Fırsat’ adlı kitabında, 2020 yılında büyük bir küresel, finansal kriz beklediğini açıklamıştı.

    Daha önce, The Wall Street Journal ve AJ Jazeera gibi uluslararası kuruluşlarda da çalışan Öz, krizin temel nedeni olarak para ekonomisinden bilgi ekonomisine geçişin, özellikle küresel finansal sistemde meydana getirdiği dengesizlikleri gösteriyor.

     

     

     

     



  • "Siyasiler insani güvenlik krizine karşı masaya oturmalı"

    İSTANBUL, (DHA)- "ZOR Zamanlarda İnsani Güvenlik" temasıyla bu yıl 8'incisi gerçekleştirilen İstanbul İnsani Güvenlik Konferansı, alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Dünyada insani güvenlik krizi olduğunu belirten Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, "Siyasetçilerin bir araya gelerek insani güvenlik krizini topluca çözüme kavuşturması gerekiyor" dedi.

    İstanbul İnsani Güvenlik Konferansı, Coventry Üniversitesi Güven, Barış ve Sosyal İlişkiler (CTPSR), Birleşmiş Milletler İnsani Güvenlik Birimi ve ev sahibi Kadir Has Üniversitesi arasındaki işbirliğiyde başladı. 3 gün boyunca devam edecek konferans alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren Kadir Has Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz, "Böyle bir organizasyonu düzenlemek için daha iyi bir zaman olamazdı. Dünya genelinde artan popülizm, toplu göç ve sivil toplumun yok edilmesi gibi olayların artmasıyla zor zamanlar yaşıyoruz. Bu zorluklar, insanların yoksulluktan uzak, özgürce ve eşit haklarla yaşama olanağını tehdit ediyor. Akademisyenler olarak bu konuları gündeme taşımak, tartışmak ve çözümler bulmak bizim sorumluluğumuzdadır" diye konuştu.

    "BİR İNSANLIK KRİZİ YAŞANIYOR"

    Suriye'de yaşanan iç savaş sonrası Türkiye'ye yaşanan göçe değinen Coventry Üniversitesi Güven, Barış ve Sosyal İlişkiler Merkezi Direktörü Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, "İnsani güvenliği sağlayabilmemiz için devlet, sivil toplum, uluslararası aktörler gibi çok farklı aktörlerin bir araya gelmesi gerekiyor. 2011'den bu yana Türkiye'de milyonlarca Suriyeli vatandaş yaşıyor. Onlara yalnızca yardım etmek yeterli olmuyor.  İnsanlar daha iyi bir yaşam hayaliyle Avrupa'ya gitmeye çalışıyorlar. İnsanların bu uğurda başına gelenler birer insanlık dramı. Dünyada gerçek anlamda insani güvenlik krizi var. Siyasetçilerin bir araya gelerek insani güvenlik krizini topluca çözüme kavuşturması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

    "MÜLTECİLERE YAKLAŞIM KONUSUNDA STANDART BELİRLENMELİ"

    Mülteciler için devletlerarası bir anlaşma olması gerektiğine dikkat çeken Kanada Royal Roads Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kenneth Christie, "Devletler arasında böyle bir standart politika olmasını görmek isterdim. Fakat mültecilere yönelik politikaların da onları zor duruma sokan bazı koşulları var. Mesela zenginlik bir ülkenin ne kadar zengin olduğu ya da ülke içerisinde ne kadar mülteci alınacağına dair irade. Tüm bunlar mültecilere yönelik çalışmaları ciddi şekilde etkiliyor. Örneğin Almanya zengin bir ülke ve şu ana kadar aldığı mültecilerden daha da fazla alma kapasitesine sahip ama Belçika o kadar büyük bir ülke değil ve zorluklarla karşılaşabiliyor. Ama devletler açısında mültecilere yönelik yaklaşım konusunda minimum bir standart belirlenmeliydi" dedi.

    BM YETKİLİSİ: İNSANİ GÜVENLİĞİ İKİ BAŞLIKTA ELE ALIYORUZ

    İnsani güvenliği korumasız kişiler ve çevresel yer değiştirme olarak iki başlıkta ele aldıklarını belirten BM İnsani Güvenlik Birimi Direktörü Mehrnaz Mostafavi, şunları söyledi:

    "Bazen insanlara farklı gelse de, bence söz konusu durumların örneklerini görmek ve böylece durumu daha ciddiye almak oldukça önem taşıyor. Ve insan güvenliği de bu durumlardan biri. Bizler anlaşmazlık, doğal afetler ve yoksulluk gibi durumların oluşturduğu bir zamanda bir araya geldik. Söz konusu zorluklara çözüm bulunamaması, bu konulardaki huzursuzluğu tarihte hiç görülmeyen bir dereceye çıkardı. Çözülemeyen küresel gerilimler, iç anlaşmazlıklar, devam eden aşırıcılık ve zorla insanları bulundukları yeri terk etmelerini zorlama durumları maalesef insanların beklenmeyen düzeyde acı çekmesine sebep oldu. Günümüzde insan güvenliğinin önemini, korkudan kurtulmuş insanların hayallerini ve beklentilerini açıkça görebiliyoruz."

     



  • Sezaryende Avrupa birincisiyiz

    İSTANBUL, (DHA)-TÜRKİYE sezaryen sıralamasında yüzde 53'lük oranla dünyada dördüncü, Avrupa'da ise birinci sırada yer alıyor.

    Ajans Press’in tıp dergisi Lancet’in araştırmasından ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin sezaryen doğum oranında Avrupa’da birinci sırasına yerleştiği saptandı. Türkiye’nin dünya genelindeki sezaryen oranına bakıldığında da yüzde 53 ile dördüncü sırada olduğu görüldü. Listenin ilk sırasına yüzde 58 sezaryen doğum oranı ile Dominik Cumhuriyeti’nin yerleştiği tespit edildi. Rapor 2015 yılı verilerini yansıtırken, dünya genelindeki sezaryen doğum oranının yüzde 21 olduğu ve bu rakamın 2000 yılında sadece yüzde 12 olması dikkat çekti.

    SON YILLARDA HABER ÇIKIŞLARI ARTIŞ GÖSTERDİ

    Ajans Press ve PRNet’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre, konuyla alakalı yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2017 ve 2018 yılları içerisinde gerçekleştirilen medya incelemesinde,  sezaryen doğumla ilgili yazılı basına 7 bin 668 haberin yansıdığı tespit edildi. Öte yandan 2000 yılında sezaryen doğumla alakalı sadece 504 haber tespit edilirken, bu rakamın son yıllarda artması ve sağlık başlıkları içerisinde en çok konuşulanlar arasında yer alması ise dikkat çekici ayrıntılar arasında yer aldı.

    Medyaya yansıyan haber başlıklarında, her beş doğumdan birinin sezaryen ile gerçekleşmesi, son yıllarda bu yönteme çok sık bir şekilde başvurulması ve özel sağlık kurumların kamu sağlık kurumlarına oranla bu yöntemi çok daha fazla uygulaması sağlık sayfalarına yansıyan ayrıntılar arasında yer aldı.

     



  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan taziye telefonları

    İstanbul,(DHA)  CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan,  ünlü fotoğrafçı Ara Güler, şair Bahaettin Karakoç ve Prof. Dr. Oya Akgönenç vefatları nedeniyle ailelerine ve yakınlarına telefon ile taziyelerini iletti. Erdoğan, "Türkiye'nin yetiştirdiği ünlüfotoğrafçı Ara Güler usta geriye bıraktığı eserleriyle hep hayırla yad edilecek" dedi.
     

    Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, resmi ziyaret için Moldova'nın başkenti Kişinev'de bulunan Erdoğan, müteessir olduğu vefat haberlerinin ardından hayatlarını kaybedenlerin ailelerine ve yakınlarına telefon ile taziyelerini iletti. 

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ara Güler Müzesi Direktörü ve Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç'ı, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Bahaettin Karakoç'un oğlu Bahadır Karakoç'u ve Fazilet ve Saadet Partilerinden milletvekilliği yapmış Prof. Dr. Oya Akgönenç'in oğlu Tarık Kemal Mughisuddin'i, taziye için telefonla aradı.

    Şair Karakoç'a ve eski milletvekili Akgönenç'e Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, Çağla Saraç ile yaptığı telefon görüşmesinde de Türkiye'nin yetiştirdiği ünlü fotoğrafçı Ara Güler'in vefatını da derin bir teessürle öğrendiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin de fotoğraflarını çekmiş olan Ara Güler ustanın geriye bıraktığı eserleriyle hep hayırla yad edileceğini belirtti. 



  • İstiklal Caddesi enflasyonla mücadele için harekete geçti

    İSTANBUL, (DHA) - TÜRKİYE’NİN enflasyonla mücadelede başarıya ulaşması için hükümet tarafından açıklanan Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’na bir destek de Beyoğlu’ndan geldi. Beyoğlu esnafının dükkan vitrinlerine yüzde 10 indirim yazılarını Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan astı.

    Beyoğlu Belediyesi öncülüğünde Beyoğlu Güzelleştirme Derneği, Oda Başkanları ve Birleşmiş Markalar Derneği’nin katkılarıyla "Enflasyonla Mücadeleye Destek Kampanyası" başlatıldı. Kampanyaya, İstiklal Caddesi'nde bulunan 114 mağaza, marka ve restoranın yanı sıra kestane ve simitçiler de destek verdi. Yıl sonuna kadar devam edecek kampanyaya katılan işletmelerin reyonlarına ve vitrinlerine “Türkiye Kazanacak” sloganıyla “Enflasyonla Topyekûn Mücadele” en az yüzde 10 indirim yazısı yapıştırıldı.

    Kampanyaya destek veren onlarca vatandaş ve esnaf, mağaza ve dükkanlarını tek tek gezen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’a “Mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz” dedi.

    “ENFLASYONLA MÜCADELEYE TOPYEKÛN DEVAM EDECEĞİZ”

    Mağaza yöneticisi Ömür Solak, mağazalarında yaptıkları indirimlerle İstiklal Caddesi’nin canlandığını belirtti. Solan, “Enflasyonla mücadeleye topyekûn devam edeceğiz” dedi.

    Optik mağazası yöneticisi Semih Erdinç ise, daima Türkiye’nin ve hükümetin arkasında olacaklarını ve bu sebeple mağazalarında büyük indirimler yaptıklarını belirtti.

    Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Derneği Başkanı ve aynı zamanda İstiklal Caddesi’nde 12 işletmesi bulunan Nizam Hışım, “Beyoğlu esnafı olarak bu yüzde 10’luk indirim kampanyasına canı gönülden katılıyoruz. Bu oran aslında bir semboldür. Biz bu kampanyaya destek olarak her şeyin üstesinden gelebileceğimizi gösteriyoruz” dedi.

    “TERÖRLE MÜCADELE ETTİĞİMİZ GİBİ MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, “Dolar ile birlikte ortaya çıkan bu sürecin doğru olmadığının farkındayız. Biz buna karşı bir tepki gösteriyoruz. Aynı gemideyiz. Tıpkı terörle mücadele ettiğimiz gibi enflasyonla da mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.



  • Stresle baş edememe kilo alımına sebep oluyor

    LEFKOŞA, (DHA) - YAKIN Doğu Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Uzman Psikoloğu Tuğçe Denizgil, diyete girmek veya kilo vermek denilince genellikle ilk akla gelenin belli yiyecekleri tüketmek ya da yememek olarak anlaşıldığını söyledi. Kilo vermede motive olmanın da önemine değinen Denizgil, “Sağlıklı beslenmeyi benimsemek ve stresin kilo alımına sebebiyet verdiğini fark etmek gerekir. Stresle baş edememe kilo alımına neden oluyor” dedi.

    Uzun zaman aldığı gerekçesiyle insanların, yemek yemeye ayırdıkları zamanı iş durumlarına göre kısa bir süreye sıkıştırıp, hızlıca tüketilebilecek atıştırmalıkları tercih ettiğini söyleyen Uzm. Psikolog Tuğçe Denizgil,  yemek yeme alışkanlığının değiştirilmesi ile yaşamlarındaki diğer parçaların da değiştiğini, yemek yemenin sadece doymak anlamına gelmediğini ifade etti.

    STRES DE KİLO ALDIRIYOR

    Kilo alma sebebinin stres olduğunu söyleyen Uzm. Psikolog Tuğçe Denizgil, stresin her an karşılaşılan bir durum olduğunu belirtti. Stresi oluşturan ve geliştiren tüm faktörlerin dışarıdan kaynaklanan ayrılık, boşanma gibi faktörler olduğunu dile getiren Uzm. Psikolog Tuğçe Denizgil, içsel stres faktörlerinin ise kendimize koyduğumuz katı kurallar, kendimizi algılayışımız, ya hep ya hiç şeklindeki düşünce şekilleri olduğunu ifade etti. Denizgil sözlerine şöyle devam etti: 

    “Sıkça görülen bir durum ise belli bir kilo beklentisinde olmak ve bu gerçekleşmediğinde hayal kırıklığı ile birlikte diyeti bırakmaktır. Beklentiyi oluştururken koşullar, günlük yaşam rutinlerimiz ve bireysel özelliklerimizi de dikkate almak oldukça önemli ve gereklidir. Bunun akabinde gerçekçi beklentiler oluşturmak ve limitler olmadığında “ya hep ya hiç” düşüncesi ile diyeti kesmemek oldukça önemlidir.  Stres yaratan uyaranlar kişi için rahatsız edici duruma geldiğinde ise vücut kendini korumaya alabilir.”

    SORUNLAR KARŞISINDA STRES HORMONU SALGILANIYOR

    Kişilerin sorunlarla karşılaştığı zaman vücudun stres hormonlarını salgılamaya başladığını söyleyen Denizgil, aynı zamanda kan basıncının yükselmesi gibi tepkilerin de geliştiğini belirtti.  Kişinin hayatındaki problemin çözüldüğü zaman ise stres belirtilerinin de kendiliğinden ortadan kalktığını söyleyen uzman psikolog, stresle baş edilemediği zaman ise vücut uyumunun zorlandığını ve kronik stres belirtilerinin ortaya çıktığını ifade etti.

    SOSYAL HAYATIN AZALMASI İNSANI YEMEK YEMEYE YÖNELTİYOR

    Denizgil; çarpıntı, baş ağrısı ve bitkinlik dışında en önemli stres belirtilerinden bazılarının da gastrointestinal denilen mide bağırsak bozukluğu ve sindirim zorluğundan kaynaklandığını dile getirdi.

    Sosyal hayatın azalması ve kişinin evde daha uzun vakit geçirmesiyle birlikte yemek yemeye yöneldiğini söyleyen Uzm. Psikolog Tuğçe Denizgil, bu durumun kilo almaya neden olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Sosyal hayatın azalması ev içinde geçen zamanın artmasına ve kişinin evde vakit geçirmesiyle birlikte yemek yemeye yönelmesine neden olabilmektedir. Bu davranış özellikle gerginliği azaltmaya yönelir.  Bir süre sonra kilolar artmaya başlayınca bu sefer yemek bir stres kaynağı olur ki durum işin içinden çıkılmaz bir hal alır.  Stresle baş etmek ve yemekten zevk almak yerine, yaşamımızdan zevk almayı bilmek, kilo problemlerinin aşılmasında önemli faktörlerdendir.”

    DİYET UYGULAYAMAYANLARA PSİKOLOJİK TESTLER UYGULANIYOR

    Diyetisyen tarafından diyetine uyum konusunda zorluk yaşayan kişilerin psikoloğa yönlendirildiğini ve psikolog tarafından hastaya öncelikle psikolojik testlerin (kişilik özellikleri ve yeme davranışı ölçekleri) uygulandığını belirten Tuğçe Denizgil, stresle baş etme konusunda kişinin kendini olumsuz algılayışı üzerine çalışıldığını belirtti. Bu testlerin sonucunda psikoterapi planının hazırlandığını söyleyen Denizgil, diyet uygulamakta zorluk yaşayan kişilerin dahiliye uzmanı, diyetisyen ayrıca gereklilik durumunda psikiyatrist iş birliği ile ideal sonuca ulaşabileceklerini ifade etti.



  • (Görüntülü) Öğrencilerden ‘ateşböceklerine’ eğitim desteği

    İSTANBUL, (DHA)- İSTANBUL Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören öğrenciler, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın ( TEGV) 'Ateşböceği' tırında çocuklara eğitim desteği veriyor. TEGV’in 'Ateşböceği Öğrenim Birimi' adını verdiği eğitim araçlarında 25 öğrenci 12’şer saatlik eğitim etkinliklerinden yararlanıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Kampüsü’nde 27 Ekim tarihine kadar olacak Ateşböceği Öğrenim Birimi’nde etkinlikleri, TEGV tarafından düzenlenmiş olan Vakıf Tanıtımı ve Temel Gönüllü Eğitimini alan İAÜ Eğitim Fakültesi öğrencileri gerçekleştirecek. “ÖĞRETMEN ADAYLARIMIZ İÇİN BULUNMAZ FIRSAT” TEGV ile eğitim iş birliği yapmaktan gurur duyduklarını söyleyen İAÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Elif Yeşim Üstün, projenin öğretmen adayları için de bulunmaz bir fırsat olduğunu söyledi. Üstün, üniversitelerin en önemli işlevlerinden birinin toplumla iş birliği yapmak olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “TEGV Türkiye’deki çocukların eğitim kalitesini yükseltmeyi hedeflemiş bir sivil toplum kuruluşu. Eğitim Fakültesindeki öğretim elemanları ve öğretmen adaylarımız için bulunmaz bir fırsat bu. Bu iş birliğiyle hem öğretmen adaylarımız hem öğretim elemanlarımız ‘gönüllülük nedir?, Sivil toplum kuruluşlarında nasıl yer almalılar?, topluma nasıl faydalı olabilirler?’ bunları öğreniyorlar. TEGV çok güzel bir farkındalık ve heyecan yarattı bu iş birliğinin devam etmesini çok istiyoruz.” “OKUL DENEYİMİNDEN ÇOK FARKLI” Farklı kesimlerdeki çocukların sınıftan farklı bir ortamda bulunmasının önemli ve değişik bir durum olduğunu dile getiren Üstün, “Öğretmen adaylarımızın da onlarla gönüllülük esasında buluşmuş olması çok önemli. Birçok beceriyi öğreniyorlar. Zaman ayırmak, bu zamanla birlikte emeğini harcamak, öğrendiklerini öğrencilere aktarmak ve paylaşabilmek çok önemli. Buradaki etkinlikler her iki tarafın da meraklı ve motive oldukları bir ortam olduğu için hem öğrenciler hem de öğretmen adaylarımız açısından daha farklı bir deneyim fırsatı sunuyor. Okullardaki deneyim fırsatından çok daha farklı bir pencere açıyor. Bu tip sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde yer almayı her zaman istiyoruz” diye konuştu. “1 MİLYONDAN FAZLA ÖĞRENCİYLE BULUŞTUK” TEGV’in çocuklara nitelikli eğitim desteği vermek üzere faaliyetler sürdürdüğünü ve ana hedefin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen eğitimi desteklemek olduğunu söyleyen TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, 1 milyondan fazla öğrenciyle buluşulduğunu ifade etti. TEGV’in 24 adet Ateşböceği Öğrenim Birimi bulunduğunu, 21 tanesinin standart özelliklerde, 3 tanesinin ise tematik özellik taşıdığını dile getiren Tosyalı, “Her bir ateşböceğimiz bir okul dönemi boyunca binden fazla öğrenci ile buluşuyor. Tekirdağ’dan Iğdır’a, Kars’tan Ordu’ya, Van’dan Tarsus’a kadar değişik merkezlerimizde faaliyette bulunuyor. Yaklaşık 170 bin kilometre kat etmiş durumdalar ve 2 bine yakın okulda faaliyet gösterdiler ve 1 milyondan fazla öğrencimizle buluştular. 1999’daki talihsiz depremden sonra öğrenimleri kesintiye uğrayan çocuklarımızın acil eğitim sorununa çözüm bulmak üzere üretilmiş bir formül ve o günden beri devam etmektedir” dedi. “ÇOCUKLARI SEVİP, ONLARA İNANMALIYIZ” İAÜ Okul Öncesi Öğretmenliği Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Aylin Sözer Çapan ise çocuklara inanıp onları sevmenin önemini vurguladı. Gönüllü öğrencilerin eğitim alarak çocukları nasıl eğitmeleri gerektiğini öğrendiklerini söyleyen Çapan, “Özellikle dezavantajlı olan okullardaki çocuklar getiriyoruz. Ateşböceği’ne öğrencileri taşımaya devam edeceğiz.Algo, Drama, Hijyen ve bunun üzerine hikayelerin olduğu programlar var. Çocukların bilim ve sanat üzerine de tasarımları var” dedi. Öğrenilen bilgilerin yüzde 80’ine yakın kısmını 8 yaşına kadar öğrenildiğini dile getiren Çapan, sözlerine şöyle devam etti: “Bundan sonra kalan hayatımızda da yüzde 20’sini öğreniyoruz. Nezaketten, dengeyle ilgili tasarımlara varana kadar hemen hemen her şeyi çocuklara sunduğunuz fırsatlar doğrultusunda çeşitlendirebiliyorsunuz.Çocuklara farklı ve değişik mekanlarda öğrenme ortamı yaratırsanız o kadar daha iyi gelişen bireyler oluyorlar ve dünyaya katkıda bulunuyorlar. Gönüllülük eğitimleri de bir süreç ve bu eğitimler bitmez,sonsuza kadar sürer. Çocukları sevip, onlara inanmak lazım.” 'Ateşböceği Öğrenim Birimi' İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Kampüsü’nde 27 Ekim tarihine kadar olacak.



  • Esenler’de deprem tatbikatı yapıldı

    İSTANBUL, (DHA) -ESENLER Belediyesi tarafından toplumda afet bilinci oluşturmak ve olası bir deprem karşısında hazır olmak amacıyla deprem tatbikatı yapıldı.

    Esenler Belediyesi Arama Kurtarma Ekibi'nin (ESKAT) eğitim çalışmaları kapsamında, Esenler Hükümet Konağı’nda düzenlenen tatbikatı Esenler Kaymakamı Hulusi Şahin ve Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu da yerinde takip etti. ESKAT’ın yanı sıra İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), İstanbul Gaz Dağıtım (İGDAŞ) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Ekipleri de tatbikatta hazır bulundu. ESKAT tarafından koordinasyonu sağlanan tatbikata yüzlerce vatandaş ve görevli personel katıldı. Temel afet bilinci, hafif arama kurtarma ve acil durumlarda yaralı taşıma usülleri, bina tahliyesi konularında eğitim verildi.

    AFET BİLİNCİ EĞİTİMİ VERİLDİ

    Tatbikat senaryosunda 6.5 şiddetinde otuz saniye süren deprem konu edinildi. Vatandaşlar deprem uyarı sesi ile birlikte komutları uygularken, ikinci deprem uyarı sesi ile binayı hızla tahliye etti. Tahliyenin ardından senaryo gereği aralarında ağır yaralıların da bulunduğu on kişi için arama kurtarma tatbikatı da yapıldı.

    "DEPREMDEN 72 SAAT SONRA DEVREYE GİRİYORUZ"

    ESKAT İşletme Şefi Nihat Duman yaptığı açıklamada, tatbikatın amacının beklenen Marmara Depremi öncesi vatandaşları bilgilendirmek olduğunu söyledi. Duman, “Biz Van Depremi’nde de görev aldık. Orada merdivenlerin çok hassas olduğunu gördük. İnsanları merdivenlerde bulduk. Merdivenlerin yıkıldığı yerde hemen arama kurtarma ekipleri devreye giriyor. Devreye girmemiz depremden 72 saat sonra oluyor. Çünkü yollar kapanabilir, itfaya aracının üzerine bir şey düşebilir.Belediyelerimizin çoğunda arama kurtarma ekipleri var. Biz de AFAD’a bağlıyız. Tam donanımlı araçların olduğu ekipleri biz veya tüm yerel yönetimlerimiz oluşturuyorlar. Biz şu ban hazırız" dedi.

    Öte yandan, toplanma alanında kurulan deprem çadırında resim sergisi, arama kurtarma malzemelerinin tanıtımı, afet bilinci eğitimleri ve afet gönüllüsü başvurularının kabulleri de yapıldı.

     

     



  • Kristal Elma’dan Teknosa’ya 4 ödül birden

    İSTANBUL, (DHA)- TEKNOSA, reklam dünyasının en prestijli ödülleri arasında gösterilen 30. Kristal Elma Ödülleri’nde 1 Kristal, 1 Gümüş ve 2 Bronz Elma olmak üzere toplamda 4 ödüle layık görüldü.

    Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa, hem dijital medyadaki yaratıcı fikirleri hem de TV-Radyo kullanımındaki yenilikçi uygulamalarıyla Kristal Elma Ödülleri’ne adını yazdırdı. Teknosa’nın radyo reklam kuşağı sponsoru olarak katkı sağladığı, Best FM ve 4129 ile Tohum Otizm Vakfı adına yapılan semptom reklamlar, Medya Kullanımı/Radyo dalında Kristal Elma’ya layık görülürken, Kurumsal İmaj ve Toplumsal Sorumluluk kategorisinde de Bronz Elma’nın sahibi oldu.

    Teknosa’nın Mediacom işbirliği ile Türkiye'de ve dünyada gerçek zamanlı optimize edilen ilk dijital TV yayınını gerçekleştirdiği projesi ise Medya Kullanımı kategorisinde Bronz Elma ile ödüllendirildi.

    KARNE DÖNEMİNDE ETKİLEŞİMLE ÖDÜLLERİ TOPLADI

    Teknosa’nın gençleri hedef alan sömestr projesi “Berkcan Güven ile Güne Puanım” ve yıl sonu projesi “Chaby Han ile Ebeveyn Karneleri”, Sosyal Medya/Influencer İletişimi kategorisinde Gümüş ödülün sahibi oldu. Proje kapsamında Youtuber Berkcan Güven; çekilen “Güne Puanı Yükselten Vlog” ile Instagram’dan öğrencilere karne gününe puanlarını sordu. Ardından çekilen vlogla en beğendiği cevabı veren kişiyle bir araya gelerek eğlenceli bir gün geçirdi.

    Teknosa, ikinci karne döneminde ise anne babaların da bir zamanlar öğrenci olduğunu hatırlatarak ünlü Youtuber Chaby Han ve ailesi ile çekilen videoyu yayınladı. Takipçilerinden anne ve babalarının karnelerini paylaşmasını isteyen Chaby Han, en beğendiği 5 paylaşımın sahibini Teknosa’nın karne hediyeleri ile buluşturdu.



  • Öğrencilerden ‘ateşböceklerine’ eğitim desteği

    İSTANBUL, (DHA)- İSTANBUL Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören öğrenciler, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın ( TEGV) 'Ateşböceği' tırında çocuklara eğitim desteği veriyor. TEGV’in 'Ateşböceği Öğrenim Birimi' adını verdiği eğitim araçlarında 25 öğrenci 12’şer saatlik eğitim etkinliklerinden yararlanıyor.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Kampüsü’nde 27 Ekim tarihine kadar olacak Ateşböceği Öğrenim Birimi’nde etkinlikleri, TEGV tarafından düzenlenmiş olan Vakıf Tanıtımı ve Temel Gönüllü Eğitimini alan İAÜ Eğitim Fakültesi öğrencileri gerçekleştirecek.

     “ÖĞRETMEN ADAYLARIMIZ İÇİN BULUNMAZ FIRSAT”

    TEGV ile eğitim iş birliği yapmaktan gurur duyduklarını söyleyen İAÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Elif Yeşim Üstün, projenin öğretmen adayları için de bulunmaz bir fırsat olduğunu söyledi.

    Üstün, üniversitelerin en önemli işlevlerinden birinin toplumla iş birliği yapmak olduğunu vurguladı ve şunları söyledi:

    “TEGV Türkiye’deki çocukların eğitim kalitesini yükseltmeyi hedeflemiş bir sivil toplum kuruluşu. Eğitim Fakültesindeki öğretim elemanları ve öğretmen adaylarımız için bulunmaz bir fırsat bu. Bu iş birliğiyle hem öğretmen adaylarımız hem öğretim elemanlarımız ‘gönüllülük nedir?, Sivil toplum kuruluşlarında nasıl yer almalılar?, topluma nasıl faydalı olabilirler?’ bunları öğreniyorlar. TEGV çok güzel bir farkındalık ve heyecan yarattı bu iş birliğinin devam etmesini çok istiyoruz.”

    “OKUL DENEYİMİNDEN ÇOK FARKLI”

    Farklı kesimlerdeki çocukların sınıftan farklı bir ortamda bulunmasının önemli ve değişik bir durum olduğunu dile getiren Üstün, “Öğretmen adaylarımızın da onlarla gönüllülük esasında buluşmuş olması çok önemli. Birçok beceriyi öğreniyorlar. Zaman ayırmak, bu zamanla birlikte emeğini harcamak, öğrendiklerini öğrencilere aktarmak ve paylaşabilmek çok önemli. Buradaki etkinlikler her iki tarafın da meraklı ve motive oldukları bir ortam olduğu için hem öğrenciler hem de öğretmen adaylarımız açısından daha farklı bir deneyim fırsatı sunuyor. Okullardaki deneyim fırsatından çok daha farklı bir pencere açıyor. Bu tip sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde yer almayı her zaman istiyoruz” diye konuştu.

    “1  MİLYONDAN FAZLA ÖĞRENCİYLE BULUŞTUK”

    TEGV’in çocuklara nitelikli eğitim desteği vermek üzere faaliyetler sürdürdüğünü ve ana hedefin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen eğitimi desteklemek olduğunu söyleyen TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, 1 milyondan fazla öğrenciyle buluşulduğunu ifade etti.

    TEGV’in 24 adet Ateşböceği Öğrenim Birimi bulunduğunu, 21 tanesinin standart özelliklerde, 3 tanesinin ise tematik özellik taşıdığını dile getiren Tosyalı, “Her bir ateşböceğimiz bir okul dönemi boyunca binden fazla öğrenci ile buluşuyor. Tekirdağ’dan Iğdır’a, Kars’tan Ordu’ya, Van’dan Tarsus’a kadar değişik merkezlerimizde faaliyette bulunuyor. Yaklaşık 170 bin kilometre kat etmiş durumdalar ve 2 bine yakın okulda faaliyet gösterdiler ve 1 milyondan fazla öğrencimizle buluştular. 1999’daki talihsiz depremden sonra öğrenimleri kesintiye uğrayan çocuklarımızın acil eğitim sorununa çözüm bulmak üzere üretilmiş bir formül ve o günden beri devam etmektedir” dedi.

    “ÇOCUKLARI SEVİP, ONLARA İNANMALIYIZ”

    İAÜ Okul Öncesi Öğretmenliği Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Aylin Sözer Çapan ise çocuklara inanıp onları sevmenin önemini vurguladı. Gönüllü öğrencilerin eğitim alarak çocukları nasıl eğitmeleri gerektiğini öğrendiklerini söyleyen Çapan, “Özellikle dezavantajlı olan okullardaki çocuklar getiriyoruz. Ateşböceği’ne öğrencileri taşımaya devam edeceğiz.Algo, Drama, Hijyen ve bunun üzerine hikayelerin olduğu programlar var. Çocukların bilim ve sanat üzerine de tasarımları var” dedi.

    Öğrenilen bilgilerin yüzde 80’ine yakın kısmını 8 yaşına kadar öğrenildiğini dile getiren Çapan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bundan sonra kalan hayatımızda da yüzde 20’sini öğreniyoruz. Nezaketten, dengeyle ilgili tasarımlara varana kadar hemen hemen her şeyi çocuklara sunduğunuz fırsatlar doğrultusunda çeşitlendirebiliyorsunuz.Çocuklara farklı ve değişik mekanlarda öğrenme ortamı yaratırsanız o kadar daha iyi gelişen bireyler oluyorlar ve dünyaya katkıda bulunuyorlar. Gönüllülük eğitimleri de bir süreç ve bu eğitimler bitmez,sonsuza kadar sürer. Çocukları sevip, onlara inanmak lazım.”

    'Ateşböceği Öğrenim Birimi' İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Kampüsü’nde 27 Ekim tarihine kadar olacak.

     

     

     

     

     



  • Ev işlerinin yüzde 86’sı ‘kadının görevi’ olarak tanımlanıyor

    İSTANBUL , (DHA)- Cif’in 'Hepimizin Elinde' projesinin detayları, proje elçisi Arzum Onan’ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında duyuruldu. Unilever Ev Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Duygu Ersoy, 'Ev İşlerinde Kadın ve Erkeğin Rolü Araştırması' sonuçlarını açıkladı. Ersoy, “Ev işlerinin yüzde 86’sı ‘kadının görevi’ olarak tanımlanıyor” dedi.

    Toplantıda ‘Hepimizin Elinde’ projesi ile ev işlerini kadının görevi olarak gösteren kalıplaşmış yargıların aksine kadınların değer yaratabildiği tek alanın ev işleri olmadığına dikkat çekildi. Proje elçisi Arzum Onan’ın özel olarak tasarladığı heykel de ilk kez sergilendi.

    Cif’in ev işlerinin üstlenilmesinde eşitlik ve aile bireyleri arasında sorumluluğun dengeli dağılımı vurgusu yapan yeni projesi “Hepimizin Elinde”, Unilever Ev Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Duygu Ersoy ve proje elçisi ünlü sanatçı Arzum Onan’ın katıldığı basın toplantısı ile tanıtıldı. Ev işlerinin yalnızca kadınların görevi olmadığına ve aile bireyleri arasında ortak sorumluluk alınmasının önemli olduğuna dikkat çekmeyi hedefleyen projede, kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha fazla yer almasının önemi vurgulandı.

     “İNSANLARIN YÜZDE 86’SI EV İŞLERİNİ KADININ GÖREVİ OLARAK GÖRÜYOR”

    Günümüzde evdeki sorumlulukları kadar hayatın farklı alanlarında da var olmak isteyen kadınlar olduğunun altını çizen Unilever Ev Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü Duygu Ersoy,  “Sosyal medya ve diğer içerik platformlarında yaklaşık 4 yıllık bir süreye yayılan 500 bine yakın bireysel kanaat paylaşımını incelediğimizde ev işlerinin ana sorumlusunun kadınlar olarak algılandığını gördük. Eldeki verilere göre insanların yüzde 86’sı ev işlerini, yüzde 77’si temizliği, yüzde 79’u çamaşır yıkamayı, yüzde 69’u bulaşık yıkamayı, yüzde 72’si ise yemek yapmayı ‘kadının görevi’ olarak tanımlıyor” dedi. 

    Kadınlardan iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir ev kadını olmaları beklenildiğini söyleyen Ersoy, “Bütün bu vazifelerin gerçek üstü bir çaba gerektiğini bilen bir kadınım. Bu dönemde tamamlayıcı bir araştırma daha yaptık. ‘Kadınlar ev işlerinde eşitlik arıyor mu?’ sorusunu araştırdığımızda kadınların yüzde 72’sinin ev işlerinin eşler arasında eşit paylaşılması gerektiği ortaya çıktı” diye konuştu.

    “Hayatın her alanında olmak isteyen, kendine ve topluma değer katmak isteyen kadınlar için buradayız” diyen Ersoy, kadınların sesini duyurmak için Arzum Onan’ın da desteğiyle  ‘Ev işleri Hepimizin Elinde’ diyoruz” açıklamasında bulundu.

    “KAMPANYALARIMIZDA BÜTÜN AİLE BİREYLERİNİ GÖRECEKSİNİZ”

    Cif olarak gelecek kampanya ve reklamlarda bütün aile bireylerine yer vereceklerinin altını çizen Ersoy, “Hepimiz bir aile içerisindeyiz ve bu sorumlulukları paylaşmamız lazım.  Kampanyalarımızda da şimdiden bunları uygulamaya çalışıyoruz. Reklamlarımızda da sadece kadınları kullanmayacağımıza da söz veriyoruz” dedi.

    ‘HEPİMİZİN ELİNDE’ DİYEREK KALIP YARGILARI DEĞİŞTİREBİLİRİZ

    Cif ailesinin kadınları odak aldığı projeye ortak olmaktan mutluluk duyduğunu dile getiren Arzum Onan, “Kadın kendi rızasıyla yaptığı sürece hiçbir itirazımız yok ancak, hayatın her alanında daha çok rol üstlenmek isteyip evin bütün sorumluluğunu tek başına sırtlanmak zorunda kalan kadınlara yönelik bir projedir. Buna engel kalıp yargılar var. ‘Hepimizin elinde’ diyerek bu kalıp yargıları değiştirebiliriz” diye konuştu.

    HEYKEL GERÇEKÜSTÜ BİR KADINI TEMSİL EDİYOR

    Farkındalık artırmayı hedefleyen proje için Arzum Onan tarafından yapılan kadın heykeli de ilk kez sergilendi. Altı kolu ve dört bacağı bulunan kadın heykeli için Arzum Onan, “Hayatımın her alanında kadına ve onun duygularına dokunmak isterim. Bu heykel çok belirleyici ve önemli bir kadın. Toplumun kadına yüklediği sorumlulukları gerçek üstü bir heykelle anlatmaya çalıştım. Bir görüntü bin kelimeden daha kıymetli olabiliyor. Ev işi sadece kadına aittir algısını değiştirebiliriz. Kadın üretime daha çok dahil olabilir. İnanıyorum ki bu uğurda mücadele eden markalar çoğaldıkça eşitlik adına daha çok yol kat etmiş olacağız” dedi.

     



  • (Görüntülü) Ersan Erdura Çok Amaçlı Salonu Beylikdüzü’nde açıldı

    İSTANBUL,(DHA)- Ünlü sanatçı Ersan Erdura’nın adını ölümsüzleştirecek Ersan Erdura Çok Amaçlı Salonu'nun açılışı Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından yapıldı.


     

    Beylikdüzü Belediyesi, okullara kazandırdığı çok amaçlı salonlara, sanata ve sanatçıya verdiği değeri ortaya koymak için Beylikdüzü’nde yaşayan sanatçıların isimlerini veriyor. Daha önce Defne Yalnız, Yılmaz Gruda ve Neşe Karaböcek Çok Amaçlı Salonları’nı ilçedeki okullara kazandıran Belediye, Adnan Kahveci Mahallesi’nde bulunan TOKİ Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’na da yeni bir salon daha kazandırıyor.


     

    ‘Türk Elvis’ olarak anılan, Türk Pop Müziği’nin değerli isimlerinden biri olan ünlü sanatçı Ersan Erdura’nın adının verildiği Çok Amaçlı Salon, TOKİ Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’nda açıldı. 


     

    Çocuk Gözler, Sensiz Saadet Neymiş, Geçen Yaz, Hayalin Gitmez, Acılar Sürekli Olamaz, Beni Ara  gibi efsane şarkılara sesiyle hayat vererek Türkiye’nin gönlünde taht kuran sevilen sanatçı Ersan Erdura’nın adını ölümsüzleştirecek Çok Amaçlı Salon’un açılışı, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından gerçekleştirildi. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından öğrenciler tarafından hazırlanan etkinlikler sahnelendi. 


     

    "ADIMIN YAŞARKEN VERİLMESİ BENİ MUTLU ETTİ"


     

    Ünlü sanatçı Ersan Erdura,"Bu salona benim adımın verilmesinden dolayı çok mutluyum. Sanatçılarımızın adını yaşarken değerlendirmek çok güzel. Belediye başkanımıza çok teşekkür ederim" dedi.

     

     



  • Aytemiz’den motosikletlilere özel kampanya

    İSTANBUL, (DHA)-AYTEMİZ istasyonlarına gelen motosiklet kullanıcıları, Aytemiz kartlarıyla yapacakları 40 TL ve üzeri 3'üncü yakıt alışverişlerinde, anlaşmalı Aytemiz istasyonlarında yakıt alışverişlerinde kullanabilecekleri 10 TL değerinde yakıt puan kazanacaklar.

    Aytemiz, motosiklet kullanıcılarına özel yeni bir kampanya başlatıyor. Aytemiz Kart sahibi motosiklet kullanıcıları, 14 Ekim–14 Kasım tarihleri arasında anlaşmalı Aytemiz istasyonlarından farklı günlerde ve tek seferde yapacakları 40 TL ve üzeri 3’üncü Aytemiz Optimum Benzin alışverişinde, yine anlaşmalı Aytemiz istasyonlarında yakıt alışverişlerinde kullanabilecekleri toplam 10 TL tutarında yakıt puan kazanacaklar.

    Aytemiz Kart sahipleri kazandıkları yakıt puanları 25 Kasım 2018 tarihine kadar anlaşmalı Aytemiz istasyonlarında yapacakları yakıt harcamalarında kullanabilecek. Kampanya kapsamında bir müşteri kampanyadan bir defa yararlanabilecek ve toplam 10 TL değerinde yakıt puan kazanabilecek. 

    Kampanyaya katılmak isteyen Aytemiz Kart sahipleri “KASK “ yazıp boşluk bıraktıktan sonra 16 haneli kart numarasını aralarında boşluk bırakmadan yazıp 8869’a SMS atarak kampanyaya katılabilecek.

    Kampanya ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.aytemiz.com.tr adresinden ve 444 22 98 / 0800 216 22 98 numaralı Aytemiz Çağrı Merkezi’nden ulaşılabilecek.



  • Ersan Erdura Çok Amaçlı Salonu Beylikdüzü’nde açıldı

    İSTANBUL,(DHA)- Ünlü sanatçı Ersan Erdura’nın adını ölümsüzleştirecek Ersan Erdura Çok Amaçlı Salonu'nun açılışı Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından yapıldı.

    Beylikdüzü Belediyesi, okullara kazandırdığı çok amaçlı salonlara, sanata ve sanatçıya verdiği değeri ortaya koymak için Beylikdüzü’nde yaşayan sanatçıların isimlerini veriyor. Daha önce Defne Yalnız, Yılmaz Gruda ve Neşe Karaböcek Çok Amaçlı Salonları’nı ilçedeki okullara kazandıran Belediye, Adnan Kahveci Mahallesi’nde bulunan TOKİ Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’na da yeni bir salon daha kazandırıyor.

    ‘Türk Elvis’ olarak anılan, Türk Pop Müziği’nin değerli isimlerinden biri olan ünlü sanatçı Ersan Erdura’nın adının verildiği Çok Amaçlı Salon, TOKİ Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’nda açıldı. 

    Çocuk Gözler, Sensiz Saadet Neymiş, Geçen Yaz, Hayalin Gitmez, Acılar Sürekli Olamaz, Beni Ara  gibi efsane şarkılara sesiyle hayat vererek Türkiye’nin gönlünde taht kuran sevilen sanatçı Ersan Erdura’nın adını ölümsüzleştirecek Çok Amaçlı Salon’un açılışı, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından gerçekleştirildi. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından öğrenciler tarafından hazırlanan etkinlikler sahnelendi. 

    "ADIMIN YAŞARKEN VERİLMESİ BENİ MUTLU ETTİ"

    Ünlü sanatçı Ersan Erdura,"Bu salona benim adımın verilmesinden dolayı çok mutluyum. Sanatçılarımızın adını yaşarken değerlendirmek çok güzel. Belediye başkanımıza çok teşekkür ederim" dedi.



  • Göçmen sayısı 258 milyona ulaştı

    İSTANBUL ,(DHA) -BİRLEŞMİŞ Milletler'in (BM) geçtiğimiz yıl yayınladığı rapora göre, uluslararası göçmen nüfusu 7 yılda yaklaşık yüzde 50’lik bir artış gösterdi ve 258 milyon kişiye ulaştı.

    Çeşitli bölgeleri kültürel, toplumsal, siyasi ve ekonomik yönleriyle incelemek amacıyla kurulan ve 2014 yılından beri faaliyet gösteren Yeditepe Üniversitesi Küresel Eğitim ve Kültür Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KEKAM) tarafından '21. Yüzyılda Uluslararası Göç Konferansı'nın bu yıl üçüncüsü düzenlendi.

    Üniversitenin 26 Ağustos Yerleşimi’nde gerçekleştirilen konferansa dünyanın 8 ülkesinden ve Türkiye’nin 27 seçkin üniversitesinden gelen, göç konusunda uzman 100'e yakın akademisyen konuşmacı olarak katıldı. Konferansta göç konusu farklı boyutlarıyla tartışıldı.

    Etkinliğin açılışında KEKAM Müdürü Doç. Dr. Gökçe Bayındır Goularas, Birleşmiş Milletler'in (BM) 2017 yılında yayınladığı rapora göre uluslararası göçmen nüfusunun, 2000 yılından 2017 yılına kadar yaklaşık olarak yüzde 50’lik bir artış göstererek 258 milyon kişiye ulaştığını söyledi.

    "GÖÇMENLERİN ÜÇTE İKİSİ EMEK GÖÇÜNE KATILIYOR"

    Bu nüfusun yüzde 48-52’lik oranını kadın göçmenlerin, üçte ikisinden fazlasınınise uluslararası emek göçüne katılan kişilerin oluşturduğunu vurgulayan Goularas sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Göç akımları, dünyanın pek çok ülkesini, gerek göç veren gerek göç alan gerekse transit ülke konumlarından dolayı birebir ilgilendirmektedir. Göçmen nüfusunun yüzde 60’ından fazlası Asya ve Avrupa kıtalarında ikamet etmekte, yüzde 64’ünden fazlası ise dünyanın en gelişmiş ülkelerinde yaşamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş olan ülkelere yapılan göçler yerini yavaş yavaş gelişmekte olan ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru yapılan göçlere bırakmıştır. En çok göç alan ülkeler arasında ABD 2017 yılında da birinci sırayı korurken devamında Suudi Arabistan, Almanya, Rusya ve İngiltere en çok göç alan ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan Hindistan, Meksika, Çin, Rusya, Suriye ve Bangladeş gibi ülkeler ise dünyanın en çok göç veren ülkeleri arasındadır. Göç petrol ülkeleri gibi ülkelerde,yüzde 90 oranında emek gücünü karşılarken, bazı ülkelerin ekonomileri için çok önemli bir işgücü kaynağı oluşturmaktadır.”

    "68 MİLYON KİŞİ ZORUNLU GÖÇE MARUZ KALDI"

    Tarihin ilk dönemlerinden itibaren var olan zorunlu göç olgusunun günümüzde artarak önem kazandığına işaret eden Doç. Dr. Goularas şunları kaydetti:

    “2015 yılında 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük mülteci sayısına ulaştık. Dünyada varolan mülteci sayısı ve buna bağlı olan sorunlar birçok ülkenin kaygılarını da arttırmıştır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2017 yılı raporuna göre günümüzde 68 milyondan fazla kişi zorunlu olarak yerinden edilmiş durumdadır. Bu nüfusun 25 milyondan fazlası mülteciler oluşturmakta, mülteci nüfusunu da yüzde 52’ine yakınını çocuk ve gençler oluşturmaktadır. En çok zorunlu göç veren ülkeler listesinin başında 2017 yılında Suriyegelirken en fazla zorunlu göç alan ülkeler listesinin başında Türkiye bulunmaktadır.Göç konusu siyasi, ekonomik, hukuki, insani boyutlarıyla incelenmesi gereken, eğitim, kültür, entegrasyon, güvenlik gibi konularla birebir bağlantılı olan bir konudur.”

    "DÜNYADA GELİR PAYLAŞIMI GİDEREK BOZULUYOR"

    Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dursun Arıkboğa da, günümüzde yaşanan savaşlar ve bunların neticesini, geçmiş yıllarda olduğu gibi daha sonraki yıllarda da göçle hissedeceğimizi vurguladı. Dünyada gelir paylaşımının giderek bozulduğunu ifade eden Prof. Dr. Arıkboğa sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunun otomatik ve doğal sonucu olarak insanlar, daha iyi bir yaşantı hak ettiklerini düşündükleri için daha iyi yerler arayacaklar, yer değiştirecekler ve yeni arayışlar içinde olmaya devam edeceklerdir. Bu da hareketliliği arttıracaktır. Bütün bunların sonucunda göç ile ilgili çalışmalara önümüzdeki yıllarda da ihtiyaç duyulacaktır.”

    İklim değişikliğinin yaratacağı sorunların başında, göç ve hareketlilik olacağına işaret eden Arıkboğa, bunların sonuçlarını da öngörmenin ve bunlarla ilgili önlemler almanın önemine değindi.

    2008 yığından bu yana, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğüyle çalışmalar yürüten Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Ekşide, Türkiye’nin göç ve iltica denkleminde içinde bulunduğunu kaydederek yasadışı göçün de hedefi olduğunu belirtti.

    Konferansın ikinci gününde Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi de (MiReKoc), özel bir oturum gerçekleştirdi.



  • Hepsiburada’dan KDV indirimi

    İSTANBUL, (DHA) -HEPSİBURADA, 'KDV’si Bizden' sloganıyla müşterilerine her ay bilgisayar kategorisindeki çeşitli ürünleri KDV tutarı kadar indirim yapmaya devam ediyor. Şirket, bugünden itibaren laptoplar, bilgisayar bileşenleri (ekran kartı, işlemci, ram, anakart, SSD), çevre birimleri, yazıcılar ve birçok üründe KDV tutarı kadar indirim uygulanacağını açıkladı.

    Bilgisayar ve bilgisayar teknolojisi ürünleri satın almak isteyenlere özel olarak 'KDV’si Bizden' sloganıyla başlatılan fırsatlar devam ediyor. Satıcılı ürünlerde geçerli olan KDV kadar indirim kampanyası, bugün 17.00’de başlayıp cuma günü 23.59’a kadar devam edecek. Kampanyaya, yeni çıkan RTX ekran kartlarından, mouse ve klavyelere kadar çeşitli teknolojik ürünler dahil olacak.

    BİLGİSAYAR KATEGORİSİ TREND VERİLERİ AÇIKLANDI

    Açıklanan trend verilerine göre bilgisayar ürünlerine en fazla talep 25-40 yaş grubundan gelirken, 18-25 yaş grubunu oluşturan gençler ve öğrencilerin de bu kategoriye olan ilgisi dikkate değer şekilde artış gösterdi. Paylaşılan verilere göre İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından Bursa, Kocaeli, Antalya ve Tekirdağ illeri bilgisayar ürünlerine en fazla talep gösteren iller olarak sıralandı.

    BİLGİSAYAR KATEGORİSİNİN 'EN'LERİ

    Daha önce de yapılan indirimde kampanyasında  en fazla rağbet gören ürünleri de açıklandı. Listede ilk sırayı laptoplar alırken, ardından sırasıyla bilgisayar bileşenleri (ekran kartı, işlemci, ram, anakart, SSD), çevre birimleri ve yazıcılar geldi.

     



  • Mülteci ölümlerini engellemek için acil eylem planı

    Gül KABA/İSTANBUL, (DHA) - İZMİR'DE geçtiğimiz gün meydana gelen ve 22 mültecinin hayatını kaybettiği kaza, can güvenliği sorununu yeniden tartışmaya açtı. Ölümleri engellemek için yetkililere acil eylem planı önerisinde bulunan Sosyolog Doç. Dr. Nur Banu Kavaklı, "Statüleri netleşsin, güvenli geçiş hakları verilsin, ötekileştirici dil ve nefret söylemleri terk edilsin ve bu insanların Türkiye'de kalıcı oldukları kabul edilsin" dedi.

    İzmir'de geçtiğimiz gün mültecileri taşıyan kamyon çaya devrildi. Kasasında aralarında çocukların da bulunduğu 22 kişi hayatını kaybetti, sürücü de dahil 13 kişi yaralandı. Mültecilerin, Ege kıyısından tekneyle Yunanistan'ın Samos Adası'na geçmek üzere kamyonun kasasında bulunduğu öğrenildi. Mültecilerin can güvenliği nasıl sağlanır? sorusundan yola çıkarak acil atılması gereken adımları sıralayan Altınbaş Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nur Banu Kavaklı, "Öncelikle mültecilerin Türkiye'deki statülerinin netleşmesi lazım. Şu anda Türkiye'de Suriyeliler geçici korunma statüsü altında, diğer mülteciler ise hukuken mülteci olarak kabul edilmiyorlar" diye konuştu.

    "ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİLİ TERK ETMELİYİZ"

    Savaş ortamında, insani olmayan yaşam koşullarından kendilerini kurtarmaya çalışan insanlara güvenli geçiş hakkının sağlanması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Kavaklı, "Mültecilikten doğan haklar çok önemli. Başta çalışma izni olmak üzere eğitime, sağlığa erişim de öyle. Geçici koruma statüsü altındaki Suriyeliler eğitim ve sağlığa erişebiliyor ama bu diğer sığınmacılar için aynı şekilde işletilmiyor. Resmi bir şekilde çalışma izni olmadığında insanlar kayıt dışı çalışmak, kaçak işçi olmak zorunda kalıyor. Bu hem sömürüye sebep oluyor hem de devlet açısından ciddi bir kaynak kaybı anlamına geliyor. Sosyal medya ve kitle iletişim araçlarında kullanılan dile dikkat etmek lazım. Ötekileştirici ve nefret söylemini destekleyici dili terk etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

    HERHANGİ BİR SORUNDA SURİYELİLERİ ORADAN UZAKLAŞTIRMAK ÇÖZÜM DEĞİL

    Bir yerleşim yerinde yerli halkla Suriyeliler arasında herhangi bir sorun yaşandığında çözüm olarak hemen mültecilerin oradan gönderilmesi anlayışının yanlış olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kavaklı, "Çünkü artık 7 yıldan uzun bir zamandır iki halk bir arada bulunuyor, ev sahibi-misafir algısının terk edilmiş olması gerekiyor. Her bir sorunda Suriyelileri oradan uzaklaştırarak bir çözüm bulunmaya çalışıldığında birlikte yaşama koşulları daha oluşamadan ortadan kalkmış oluyor" dedi.

    ALMANYA'DAKİ TÜRKLER BENZETMESİ

    Suriyelilerin kalıcı olduğunu kabul etmek gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Kavaklı, "Burada birlikte yaşanılacağının anlaşılıp, bunun iki halk için de barışçıl, insani ve adil koşullarda kurulması için önce kabul ardından mültecilik haklarının, ve duruma göre vatandaşlık imkanının da konuşulması gerekiyor. Almanya'daki Türkiyeli  göçmenlerin durumunu bunu anlamak için iyi bir örnek. Onlar için talep edilen sosyal ve ekonomik hak ve imkanların burada Suriyeliler için de uygulanması gerekecektir" diye konuştu.

    "SADECE AVRUPA'DAN GELENLER MÜLTECİ KABUL EDİLİYOR"

    Türkiye'nin Cenevre Konvansiyonu'na koyduğu çekince nedeniyle sadece Avrupa ve batısından gelenlerin mülteci kabul edildiğini ve bunun yaşanan sorunlara yol açtığını söyleyen Doç. Dr. Kavaklı, "Şu anda Türkiye'de Suriyeliler geçici korunma statüsü altında, diğer sığınmacılar ise Türkiye’ye mültecilik başvurusu dahi yapamıyor.Bir kişi uluslararası hukuka göre mültecilik koşullarına haiz olsa dahi Türkiye’nin kendisini mülteci olarak tanıması için Avrupa ve batısından geliyor olması lazım. Öyle bir durum ki savaş aynı savaş,birey aynı birey ama Avrupa'nın doğusunda olduğu zaman mültecilik, sığınma hakkı sağlamıyor, bu temel bir sorun" diye konuştu.

    2018 YILINDA BİN 839 MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ

    Dünya üzerinde Akdeniz hattının en tehlikeli geçiş hattı olarak kabul edildiğini belirten Doç. Dr. Kavaklı, "Mülteciler, Kuzey Afrika'dan İspanya üzerinden Avrupa'ya geçiş yapmaya çalışıyor. Bu hattın kullanılması sonucunda da geçiş yapmaya çalışırken yaşamını yitiren insanların sayısı korkunç derece fazla. 2018'in ilk 10 ayında bin 839, 2017'de 2 bin 832, 2016'da 3 bin 709, 2015'de 3 bin 177, 2014'te ise 3 bin 64 mülteci sadece Akdeniz üzerinden geçiş yaparken hayatını kaybetti" ifadelerini kullandı.

    "SEYAHAT YÖNTEMLERİ İNSANCA DEĞİL"

    Resmi rakamlara göre Türkiye'de 3 milyon 577 bin mültecinin yaşadığını söyleyen Doç. Dr.Kavaklı, "İnsanların pasaportlarını verip yasal yollarla tekneye, uçağa binip gitmesi mümkün olmadığı için kaçak yollardan geçmeye çalışıyor. Böyle olunca da hem güvensiz bir şekilde canlarını tehlikeye atıyorlar hem de ellerindeki sınırlı maddi imkanları tüketmiş oluyorlar. En son İzmir'de yaşanan olay buna örnek. Bu insanca bir seyahat yöntemi değil" dedi.

    "TOPLUMDA YANLIŞ VE EKSİK BİLGİLENDİRME VAR"

    Devlet tarafından Suriyeli vatandaşlara sağlandığı söylenen birtakım hakların toplumda olumsuz algı oluşturduğunu fakat birçok söylentinin yanlış ve eksik olduğunu ifade eden Doç. Dr. Kavaklı, "Suriyeli vatandaşlara tanındığı konuşulan aslında doğru olmayan pek çok ekonomik imkandan tutun da devlet eliyle yapılan yardımlara kadar yanlış ve eksik bilgilendirme söz konusu.Bu özellikle yoksulluk çeken insanlarda ekonomik rekabet hissini de doğuruyor. Türklere, 'benim hakkım olan şeyi neden devlet onlara veriyor' diye düşündürüyor. Söylentiden ibaret böyle durumlar bile günlük hayatta negatif tavırlara ve ötekileştirmeye neden oluyor" diye konuştu.



  • Turgut Ayker Kupası'nda ödüller sahiplerini buldu

    İSTANBUL,(DHA) - TURGUT Ayker adına düzenlenen 2018 İzmir Güz Trofesi 1. Ayak Yarışları, Çeşme Marina'da yapıldı.

    EAYK-Çeşme Marina tarafından organize edilen ve 2 gün süren kupada 30 tekne yarıştı.

    Yarışın ilk gününde tekneler, yağmurlu hava şartlarında denize açıldı. Zaman zaman 16 knotlara çıkan rüzgâr altında iki yarış yapıldı. İkinci günde ise güneşli bir havada tekneler start aldı. Brifing sonrasında denize açılan tekneler, ortalama 12 knot rüzgâr altında coğrafi rota yarışını başarıyla tamamladı.

    EAYK-Çeşme Marina eski komodoru Turgut Ayker'i anma ve ödül töreni ise Marina Yacht Club'ta yapıldı.

    EAYK-Çeşme Marina komodoru Akif Sezer ve Arzu Ayker'in konuşması ile başlayan tören, Turgut Ayker ile çalışmış ve yarışmış deniz severlerin kendi anılarını paylaşması ile devam etti. Güz Trofesi 1. Ayak yarışlarında; IRC 1'de Shaker, IRC 2'de Ladies First, IRC 3'de Blue Miles, IRC 4'de Rengareng, IRC'5 de Fermer ve Destek Sınıfında Prime Time birincilik ödüllerini aldı.

    İzmir Güz Trofesi 2. Ayak Behçet Uz Çocuk Vakfı Kupası ise 10-11 Kasım tarihlerinde Çeşme'de yapılacak.

    (FOTOĞRAFLI)

     



POPÜLER ARAMALAR