MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • Doç. Dr. Alptekin: Sırt ağrısının nedeni skolyoz olabilir

    İSTANBUL, (DHA) - ÇOCUKLARDA özellikle gelişme çağında daha sık ortaya çıkan omurga eğrilikleri yani skolyozun (omurga eğriliği), tedavi edilmediği durumlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Kerem Alptekin, sırt ağrılarının nedeninin skolyoz olabileceğini belirtti.

    "Omuzlar arasındaki yükseklik farkı, omurgada 'S' şeklinde kıvrımların skolyozun ilk işaretleridir" diyen Doç. Dr. Alptekin, skolyoz hastalığı hakkında bilgi verdi. Belli bir derecenin üzerine çıkan ve eğriliklerin ilerlediği durumlarda cerrahi tedaviye başvurulurken, erken teşhis edilen skolyoz vakalarının fizik tedavi, korse kullanımı ve özel egzersizlerle düzeltilebildiğini kaydeden Doç. Dr. Alptekin, "Omurga eğriliği yani, skolyoz tanımıyla omurganın tam olarak düzeltilemeyen yana yatışı ifade edilmektedir. Tıpkı bir ağacın gelişimi sırasındaki eğilmesiyle paralel olarak insan omurgası da gelişim evresinde “dış kuvvetler” e açıktır ve bu da çeşitli eğilmelere yol açabilir. Ancak bir omurun sadece diğer omur üzerinde hafifçe eğilmiş olması skolyoz olarak tanımlanamaz. Skolyoz olan kişide eğilen bölgedeki omur diğer omur üzerinde sağa veya sola doğru rotasyona uğramış yani sağa veya sola dönmüştür" dedi.

    OMURGA EĞRİLİĞİNİN BELİRTİLERİ

    Omurga eğirliğini en büyük belirtisinin kürek kemikleri ve omuzlar arasında yükseklik farkından kaynaklandığını dile getiren Doç. Dr. Alptekin, diğer belirtileri şöyle sıraladı:

    "Omuz ve kalçanın orantısız görüntüsü. Kalçanın bir tarafının yüksek diğer tarafın alçak görülmesi. Sırtta hörgüç görüntüsü oluşması. Kollar yanlara sarkıtıldığında, bir tarafta kolla gövde arasında daha fazla boşluk oluşması. Kafanın izdüşümü leğen kemiklerinin ortasına denk gelmemesi gibi vücutta asimetri belirtileri verebilmektedir" diye konuştu.

    SKOLYOZDA TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Skolyoz tedavisinde uygulanacak yöntemlerin hastanın yaşına, eğriliğin büyüklüğü ve tipine, ilerleme hızına göre değiştiğini aktaran Doç. Dr. Alptekin, şöyle konuştu:

    "25 derecenin altında skolyozu olan hastalar müdahale edilmeden 4-6 ay aralarla takip edilirler. İskelet yapısı tam gelişmiş, büyümesi tamamlanmış kişilerin takibi daha seyrek yapılabilir. – 25-30 derece eğrisi olan hala eğriliği artan hastalarda ve – 20- 29 derece arasında eğrisi olan ve önünde en az 2 yıl büyüme süresi olan hastalarda korse uygulaması tercih edilmektedir. 15 derecenin üzerinde skolyozu olan çocuklarda 7 yaşından itibaren ve 40 derecenin üzerinde skolyozu olan erişkinlere egzersiz tedavisi verilebilir. Yapılan çalışmalarda 60 dereceye kadar olan skolyozlarda egzersiz tedavisinin başarılı olduğu gösterilmiştir. 45 derece ve üzerinde eğrisi olan ve eğrisi artan hastalara cerrahi girişimler önerilmektedir."

    (FOTOĞRAF)

     



  • 300 Fransız'ın bildirisine kınama:Dürüstlükten yoksun bu zümrenin haddini aşan çıkışını tel’în ediyoruz

    İSTANBUL, (DHA)-Kendilerine entellektüel diyen 300  Fransız sözde aydının geçen ay yayınladığı  'Yeni Antisemitizme Karşı Manifesto' başlıklı bildiriye, İbn-i Haldun Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nden kınama geldi. Fakültenin yazılı olarak yaptığı kınama açıklamasında şöyle denildi:

     "GEÇTİĞİMİZ ay Fransa’nın yüksek tirajlı bir gazetesinde 300 kadar tanınmış siyasetçi, sanatçı ve aydının imzasıyla “Yeni Antisemitizme Karşı Manifesto” adlı bir bildiri yayınlandı. 85 yaşında bir Yahudi kadının Müslüman biri tarafından antisemitik sâiklerle öldürüldüğü iddiasından hareketle kurgulanan bildiri metninde, Kur’an-ı Kerim’in dinsel şiddet ve antisemitizmi beslediğini öne sürerek, Yahudi, Hıristiyan ve Müşriklere karşı şiddet telkin ettiği iddia edilen ayetlerin dini otoritelerce Kur’an-ı Kerim’den çıkarılması çağrısında bulundu.

    Bu cüretkâr talep iki milyara yaklaşan dünya Müslümanlar'ını derinden yaralamış ve infiale sevk etmiştir. Hangi sebeple olursa olsun, böyle bir talebin dillendirilmesi bile Müslümanlara yapılabilecek en büyük hakaret sayılacağını bilebilecek durumda olan bu zevatın sorumsuz çıkışı, birlikte yaşamanın temel ilkelerinden olan kutsalların dokunulmazlığını hiçe sayarak dünya barışını da ciddi anlamda zedelemiştir.

    Somut bir olayı, çevreleyen şartlarından soyutlayarak genelleştirmenin sağlıklı ve nesnel bir yaklaşım olmadığı aşikârdır. Hemen her gün dünyanın farklı yerlerinde çeşitli dini aidiyetlere sahip kişilerce sayısız cinayet işlenmektedir. Vakıa böyleyken çeşitli saiklerle işlenen bir cinayeti, sadece failin mensubu olduğu dine yormak iyi niyetle bağdaşmaz. Hele hele, tek bir insanı yaşatmayı bütün insanlığı yaşatmak, tek bir ferdi öldürmeyi de bütün insanlığı öldürmekle eşdeğer gören kutsal bir kitabı, mensuplarından birinin işlediği bir suç üzerinden yargılamaya kalkışmak kötü niyetten başka bir şeyle izah edilemez.

    "KUR’AN-I KERİM YENİ AHİT’LE KIYASLANAMAZ"

    Yahudilerin tarihte Hıristiyan dünyada maruz kaldıkları şiddetten, Yeni Ahit’de rastlanan düşmanca imaların ayıklanması suretiyle kurtuldukları fikri, Müslümanların kutsal kitabı için kabil-i kıyas olamaz. Müslüman din adamlarından, Kur’an’daki herhangi bir ayetin kaldırılmasını talep edenler, ya bu kitabın mahiyeti hakkında koyu bir cehalet içindedirler, ya da sû-i niyetin girdabına düşmüşlerdir. Hem nazmı hem manası itibariyle ilahi bir tasarım eseri olan Kur’an-ı Kerim, nüzulünden beri yazılarak, ezberlenerek ve en önemlisi de uygulanarak kuşaktan kuşağa intikal etmiştir. Orijinalliğini koruyabilmiş tek ilahi hitap olma imtiyazına sahip bu kitap, üzerine rahatlıkla Allah kelamıdır diye yemin edilebilecek tek ilahi mesajdır. Hiç kimsenin Kur’an metni üzerinde yorumlama dışında herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Öte yandan Yahudi ve Hıristiyan kutsal metinlerinin farklı zamanlarda ve farklı kişilerce yazıldığını, tedavininin uzun asırlar sürdüğünü ve çeşitli sebeplerle değişikliklere maruz kaldığını anlamak için Batı’da XVI. yüzyıldan itibaren sürdürülen Kitab-ı Mukaddes Tenkidi çalışmalarına bakmak yeterlidir.

    Batıda giderek yayılan İslam düşmanlığının yeni bir tezahürü olduğunu düşündüğümüz malum bildiri, Avrupa’nın Yahudilere yaşattığı zulmü unutturma çabası ve Siyonizm’e yaranma telaşının bir ifadesi olup tarih boyunca farklılıklara kucak açmış İslam’ın saygın imajını çarpıtma amacına matuftur. Yahudiliği veya Hıristiyanlığı değil, bu din mensuplarının eylemlerini eleştiren Kur’an’ın hiçbir yerinde, makul ve meşru bir sebep olmaksızın Yahudi ve Hıristiyanlar ile inançsızların öldürülmelerini emreden bir ayet yoktur. Anlaşmalara ve hukuk düzenine bağlı kaldıkları, öldürülmeyi gerektirecek bir suç işlemedikleri sürece isteyen istediği dini seçmek ve seçtiği inancı yaşamakta hür sayılmıştır. Kur’an, üstelik Yahudi ve Hıristiyanları “Ehl-i Kitap” sayarak onlara ayrıcalıklı bir statü tanımıştır.

    "KUR’AN AYETLERİ BASKIYI REDDEDER"

    Hz. Peygamber’in Ehl-i Kitap’la ilişkileri genellikle Medine döneminde söz konusudur. Bu dönemde Yahudi ve Hıristiyanlar İslam’a davet edilmiş, Yahudilerin “Üzeyir Allah’ın oğludur”, Hıristiyanların “Mesih Allah’ın oğludur” ve “Allah üçün üçüncüsüdür” gibi tevhide aykırı hususları eleştirilmesine rağmen, ne Müslüman olma konusunda kendilerine bir baskı yapılmış, ne de ibadet ve ibadethanelerine dokunulmuştur. Hz. Peygamber’in inanç konusunda Ehl-i Kitapla olan ilişkilerinin çerçevesini “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2/256), “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır” (Kafirûn, 109/6), “Onların Allah’tan başka yalvardıklarına hakaret etmeyin” (En’âm, 6/108), “De ki: Hak Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin!” (Kehf, 18/29) gibi ayetler belirlemiştir. Bu arada Kur’an’da Hz. Peygamber ve ilk Müslüman nesille aynı muhitte yaşayan Yahudi, Hıristiyan ve diğer din mensuplarını kınayan ayetleri kendi özel şartlarında değerlendirmek gerekir. Zira bağlamından kopuk yorumlar tahrifle eşdeğer sonuçlar doğurur.

    Kutsal metinlerin bağlamından koparılarak yorumlanmasının olumsuz sonuçlarına en güzel örnek Evanjelist Siyonizm’dir. Özellikle Yeni Ahit’in Yuhanna’nın Vahyi bölümü sanki kıyamet, günümüzün siyasi şartlarında tecelli edecekmiş varsayımı ile tefsir edilmektedir. Bu maksatla Yahudilerin Arz-ı Mev’ud’a geri dönüşleri, orada devlet kurmaları ve sonra da bölge ülkeleri tarafından üçte ikisinin helak edilmesi ve sonra bütün düşmanlarına galebe çalmaları, kıyametin olması için zorunlu bir ön senaryo olarak ele alınmakta ve bu süreci hızlandırmak adına Tanrı’yı kıyamete zorlayacak siyasi tavırlar alınmaktadır. Aynı şekilde Eski Ahit’in özellikle Daniel, Yeremya ve diğer bölümlerinde, Beni İsrail peygamberlerinin o çağın olayları için yaptıkları kehanetler sanki günümüz için yapılmış gibi tefsir edilmekte ve en tehlikelisi de günümüz İsrail’inin etrafındaki Müslüman ülke ve topluluklar, kadim İsrail’in etrafındaki müşrik topluluklar ile aynı tutulmakta ve İsrail vasıtası ile Allah’ın gazabına uğratılacakları her pazar inananlara vaaz edilmektedir. Bunun sonucu olarak Orta Doğu’da milyonlarca sivil savaşlarda ölmekte veya mülteci durumuna düşmektedir.

    "KUTSAL METİNLERİN YORUMU DİN BİLGİNLERİNE BIRAKILMALI"

    Bizler bu bildiriyi imzalayan 300 Fransızın eğer samimi ve dürüst bir duruşları var ise Kitab-ı Mukaddes’teki eskatolojik kehanetlerin dünya barışını tehdit edici, şiddeti öven, ayrımcı, ırkçı ve ötekileştirici yorumlamalarına karşı da bir tavır sergilemelerini bekleriz. Ancak şunu da belirtiriz ki, bizler Kitabı Mukaddes’in şiddeti öven yorumları var diye Hıristiyanlardan ve Yahudilerden kutsal kitaplarının metnini ya da yorumlarını değiştirmelerini istemeyi aklımızdan bile geçirmeyiz ve bunu değerlerimize ve medeniyetimize yakıştırmayız.

    Antisemitizmle mücadele stratejisi, sadece Batıda yaşayan Yahudi azınlığın güvenliği bağlamında değil, demokrasi başta olmak üzere Batı toplumlarının siyasal ve kültürel değerlerine, Müslümanlar dâhil tüm dini grupların özgürlüklerine yönelik oluşturduğu riskleri de giderecek ve bölgesel farklılıkları göz önünde bulunduracak şekilde çok yönlü düşünülmelidir. Antisemitizmle mücadelenin sağlıklı yöntemi, Müslüman toplumu ve bu toplumun kutsal olarak kabul ettiği kitabın içindeki bazı ayetleri çıkarmak değil, antisemitik çevrelerin toplumsal zeminini erozyona uğratacak derinlikli stratejiler geliştirmektir. Birlikte yaşamak için kutsal metinlerin yorumu ehline, yani din bilginlerine bırakılmalı, dini yorumlamaya ulus devletler, din dışı ideoloji sahipleri müdahale etmemelidir. Bir grup (çoğunluk veya azınlık) bir başka gruba baskı kurmamalıdır.

    İslam coğrafyası hallaç pamuğuna çevrilip her gün yüzlerce masum insan hunharca katledilirken, milyonlarca Müslüman haksız yere öz yurdundan edilirken ve dünyanın gözü önünde yığınla insan hakları ihlalleri yaşanırken, mağdurlar sırf Müslüman oldukları için ses çıkarmayanların, utanmadan ahlak havarisi kesilmesi insanın kanına dokunmaktadır. Dürüstlükten yoksun bu zümrenin haddini aşan çıkışını tel’în ediyor ve onları duyarlı dünyanın ma’şeri vicdanına havale ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. İbn Haldun Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi"

     



  • 4 milyon üründe yüzde 50 indirim başladı

    İSTANBUL, (DHA)- 4 milyondan fazla üründe yüzde 50 ve üzerinde indirim sağlayan Çılgın Kelebek kampanyası altıncı kez başladı. 25–26–27 Mayıs tarihleri boyunca devam edecek kampanyada müşteriler, 37 ilde saat 24.00'e kadar açık olacak 119 Boyner mağazasını ziyaret ederek indirimlerden yaralanabilecek.

    Firmanın her yıl iki kez gerçekleştirdiği ve sezon ortasında başlayan indirimler 3 gün boyunca devam edecek. Kampanyanın ayrıntıları hakkında bilgi veren Boyner Satış Genel Müdür Yardımcısı Hakan Zihnioğlu, sezon sonu kampanyaların hemen hemen her firma tarafından yapıldığını fark yaratmak adına sezon ortasında böyle bir kampanyaya imza attıklarını belirtti. Doğru fırsatları doğru zamanda müşterilerine ulaştırmayı hedeflediklerini dile getiren Zihnioğlu, "Müşterilerimiz Çılgın Kelebek kampanyası ile sezonun daha ortasında, ürünler indirime girmeden belki de sezon sonundaki fiyatlardan daha cazip fiyatlara ürün alabilecekler" dedi.

    "2 MİLYONUN ÜZERİNDE MÜŞTERİ BEKLİYORUZ"

    Kampanya kapsamında kış sezonunda1.5 milyon müşteriyi ağırladıklarını ifade eden Zihnioğlu, "Bu üç günlük dönemden beklentimiz ise 2 milyonun üzerinde ziyaretçi. 37 ildeki 119 mağazamızda süren kampanya ile 4 milyonun üzerinde üründe yüzde 50 ve üzerinde indirim sağlıyoruz. Bu kampanyayı müşterilerin özellikle daha önceden ilgisinin olduğunu bildiğimiz kategorilerde 1 aylık bir çalışma sonucu hazırladık. Önümüzdeki 3 güne özel olarak tüm mağazalarımız gece 24.00'e kadar açık olacak. Malum Ramazan ayındayız, özel izinle açık tuttuğumuz mağazalarımıza tüm müşterilerimizi iftardan sonra da bekliyoruz" diye konuştu.

    "KIŞ ALIŞVERİŞİMİ DE ÇILGIN KELEBEK'LE YAPMIŞTIM"

    İndirimi duyunca erken saatlerde alışverişe geldiğini söyleyen Senem Onay, "Kış alışverişimi de Çılgın Kelebek kampanyasıyla yapmıştım, yaz sezonunda da olduğunu duyunca kaçırmak istemedim. Çok güzel indirimler var. Özellikle ayakkabı ve gömleklerin fiyatı çok iyi. Bir kız çocuğum var onun için de bir şeyler bakacağım. Yaz sezonuna hazırlık yapacağım" dedi.

    Kampanyayı internetten takip ettiğini söyleyen Mustafa Çetinkaya, "İndirimi duyunca sabahın erken saatlerinde geldim. Beğendiğim bir ayakkabı vardı. Şimdi indirime girdiğini görünce hem bayrama hem yaza hazırlık olsun diye alacağım" dedi. Buse Karademir ise, kozmetik ürünlerindeki yüzde 50 indirimi duyunca hem kendisi hem de annesi için parfüm almaya geldiğini belirtti.

    9 TAKSİT AYRICALIĞI VAR

    Hafta sonu boyunca sürecek Çılgın Kelebek, Boyner’in mağazalarıyla birlikte internet sitesinde de uygulanacak. Tüketiciler milyonlarca kelebekli üründe net yüzde 50 indirimden yararlanırken, 9 taksitle ödeme ayrıcalığı da yakalayacak.

    (FOTOĞRAF-VİDEO)

     



  • Şarkıcı Suat Aslan: Arabesk müzik can çekişiyor

    İSTANBUL, (DHA)- Müzik yapımcısı ve prodüktör Kemal Aslan'ın sanatçı kardeşi Suat Aslan Türkiye müzik piyasasında arabeskin can çekiştiğini dile getirdi.

    Kendi söz ve bestelerini kullanarak hem üretip hem okuyan arabeskçilerden olduğunu söyleyen Aslan, "Son dönemlerde neredeyse tüm şarkıcılar sahne ve konserlerinde playback yapıyor. Bu durum müziğin kalitesini düşürüyor. Arabesk canlı okunabiliyorsa arabesk olur Müslüm Gürses'in Ibrahim Tatlıses'in playback yaptığı hiç görülmemiştir" dedi. Etiler, Antalya ve Bodrum'da sahne çalışmalarına aralıksız devam ettiğini söyleyen Aslan, en büyük şansının ise ağabeyi Kemal Aslan olduğunu dile getirdi. 

    (FOTOĞRAFLI)

     



  • 23 yıldır hayalini kurduğu eve TOKİ ile kavuştu

    Aytekin KALENDER/RİZE, (DHA) - RİZE'de, Hamamderesi mevkiinde Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından inşa edilen 171 konut, kura çekimi ile sahiplerini buldu. Kurada konut hakkı kazanan ve büyük sevinç yaşayan Rabia Çolak “Allah’a şükürler olsun TOKİ bizi ev sahibi yaptı. 23 yıllık hayalimiz gerçek oldu’’ dedi.

    Hamamderesi mevkiinde TOKİ tarafından inşa edilen 171 konut için İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde kura çekimi yapıldı. Kura çekimi için yaklaşık 500 kişi erken saatlerde kültür merkezine geldi. Kurada, şehit aileleri ve engelli vatandaşlara öncelik hakkı tanındı. Bir şehit ailesi ve 7 engelli vatandaşa kurasız ev sahibi oldu. Kurada ev hakkı kazanan vatandaşlar büyük sevinç yaşadı.

    ‘23 YILLIK HAYALİME KAVUŞTUM’

    Kurada konut hakkı kazanan ve büyük sevinç yaşayan Rabia Çolak, sevincini telefonla aradığı eşine ve yakınlarına bildirdi. ‘Ya çıkarsa’ düşüncesiyle eşinin başvuru yaptığını anlatan Rabia Çolak, “Ev sahibi olmak çok güzel bir duygu. Kurada ismimiz okununca çok duygulandım gözlerimden yaşlar geldi. 23 yıldır evimiz yoktu. Evim olsun diye hayal kuruyordum. İnşallah hayırlısı ile oturmak nasip olur. TOKİ ve devletimizin bize sağladığı çok güzel bir hizmet bu. Allah’a şükürler olsun TOKİ bizi ev sahibi yaptı. 23 yıllık hayalimiz gerçek oldu” diyerek evi olmayanlarında bu mutluluğu yaşamasını diledi.

    FOTOĞRAFLI

     



  • BESD-BİR Başkanı Dr. Koca: 'Tavuk üretimi durdu' iddiası yalandır

    İSTANBUL, (DHA) - BEYAZ Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR) Başkanı Dr. Sait Koca, tavuk üreticilerinin iddia ettiği gibi bir kriz olmadığını belirterek, "20 günlük stok kaldı, kümeslerin yüzde 80’inde üretim durdu’ gibi bir şey yok. Ortada kısmi bir olay, bizim iptali için Danıştay’a dava açtığımız yönetmelik üzerinden prim yapma çabası var. Bize göre yasa dışı hareketler" dedi.

    Beyaz et sektörünün sözleşmeli üretim modeliyle çalıştığı kanatlı işletmelerinin yoğun tavuk işletmelerinin yoğunlaştığı beş ildeki kümeslerin yüzde 80’inde üretimin durdurulduğu, 20 günlük tavuk stoku kaldığı gibi iddialara, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’nin (BESD-BİR) Başkanı Dr. Sait Koca açıklık getirdi.

    "YASA DIŞI HAREKETLER"

    Gıdahattı’na yaptığı açıklamada bu iddiayı yalanlayan Dr. Koca, ortada ciddiye alınmayacak ölçüde kısmi bir olay olduğunu aktardı. Yasa dışı hareketler olduğuna dikkat çeken Dr. Koca, "Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yönetmelik çıkartılmıştı. Zaten BESD-BİR olarak biz de iptali için Danıştay’a başvurduk. O cephede yasal süreç devam ediyor.Türkiye’de ekonominin ne halde olduğu meydanda. Herkes canının derdinde. Doğru, kümeslerde belirli maliyet artışları var ancak sektörün maliyet artışları onlardan çok daha fazla" diye konuştu.

    "ÖYLE ŞEY OLUR MU?"

    Biz BESD-BİR üyesi firmalar olarak ne kadar fazla üretim, ihracat yapar derdindeyiz. Bunlar işte ‘20 günlük stok kaldı, kümeslerin yüzde 80’inde üretim durdu’ diyebilen bir grup. Günde 4,5-5 milyon hayvan kesiliyor. Yüzde 80 kümesin kapalı olması demek, herkesin işi bırakması demek. Öyle şey olur mu?”

    "YAŞANANLAR BUGÜNÜN OLAYI DEĞİL"

    Yaşananların bugünün değil, 1-2 yılın olayı olduğunu kaydeden Dr. Koca, “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın çıkardığı yönetmeliğe sığınıyorlar. Bakanlığa yaptıkları başvuruya aldıkları cevap ortada. Bakanlık, başvurularına karşılık, ‘Yönetmeliği çıkardık, ama hiçbir yaptırımı yok’ diye bunlara cevap verdi. Bunlar hala bakanlığı arkalarına alıp konuşmaya çalışıyorlar” dedi.

    "YÖNETMELİK HER ŞEYE AYKIRI"

    Bakanlığın çıkardığı Yönetmeliğin Anayasa’ya, Rekabet Hukuku’na, Ticaret Hukuku’na aykırı olduğunu vurgulayan Koca, “Bize göre her şeye aykırı. Zaten bunun için BESD-BİR olarak Danıştay’a dava açtık. Davada Bakanlığa görüş sorulduğunu biliyoruz. Böyle bir aşamadayız ancak tabii ortaya bir erken seçim geldi. Şu anda Bakanlıktan görüş verilir mi, ne zaman verilir onu bilemiyoruz" diye konuştu.

    (FOTOĞRAF)



  • Geçmeyen ağrılar huzursuz bacak sendromunun habercisi olabilir

    İSTANBUL, (DHA)- Uyanıklıkta ve  özellikle istirahat sırasında, bacaklarınızda ve ayaklarınızda tarif etmekte zorlandığınız anormal hisler, bu hislere bağlı oluşan hareket etme ihtiyacı nedeniyle uykuya dalma ya da uykuyu sürdürme zorluğu çekenleri, Uzman Dr. Aslı Şentürk uyardı. Şentürk, “Bu belirtiler huzursuz bacak sendromunun habercisi olabilir” dedi ve huzursuz bacak sendromu ile ilgili merak edilenler hakkında bilgi verdi.

    Huzursuz bacak sendromunun yaşla birlikte sıklığının arttığı bilinen ve son yıllarda çocukluk çağında da görülen bir hastalık olduğuna değinen Şentürk, “Çok iyi bilinen bir hastalık olmaması ve çocukların klasik huzursuz bacaklar şikayetlerini tarif edememeleri nedeni ile tanı koyulamamakta bazen yanlış olarak dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almaktadır” dedi.

    HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN BELİRTİLERİ

    Hastaların ne hissettiklerini tarif etmekte oldukça zorlandığını söyleyen Uzman Dr. Aslı Şentürk, “ Huzursuzluk, iğnelenme, elektriklenme, çekilme, yanma, karıncalanma, zonklama, ağrı gibi birçok ifade kullanırlar. Bu hislere bağlı olan hareket etme ihtiyacının hareket ile azalması ya da ortadan kaybolması tipik bir bulgudur. Şikayetler, özellikle akşam saatleri ya da geceleri belirgindir” diye konuştu.

    DEMİR EKSİKLİĞİ HUZURSUZ BACAK SENDROMU NEDENİ

    Şentürk, huzursuz bacak sendromundan demir eksikliği ve genetik faktörlerin sorumlu tutulduğunu söyledi. Sendromun tanısının klinik değerlendirme ile konulduğunu vurgulayan Şentürk, “Huzursuz bacak sendromu kendiliğinden ortaya çıkabilir ya da gebelik, üremi, anemi, demir eksikliği, romatizmal hastalıklar gibi tablolarda oluşabilir. Hastalığın oluşumundan dopamin sentezinde bozukluk, demir eksikliği ve genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır. Tanısı klinik değerlendirme ile konur. Benzer şikayetlere yol açan nedenlerin dışlanması için kan tetkikleri ve EMG yardımcı olabilir. Başka uyku hastalıklarının eşlik ettiği düşünülüyorsa polisomnografi (PSG) denilen uyku tetkiki yapılabilir” ifadelerini kullandı.

    "HUZURSUZ BACAK SENDROMUNUN TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜDÜR?"

    Tedavisinde dopamin üzerinden etkili ilaçlar, nöropatik ağrı ilaçları ve demir preparatları başta olmak üzere farklı ilaçlar kullanılabildiğini belirten Şentürk, “Hastalık kısmi ya da tam düzelmeler ve alevlenmelerle yaşam boyu sürer. Bazı hastalar ayak ve bacakları birbirine sürtme, ovma, masaj yapma ve soğuk ya da sıcağa tutma ile şikayetlerin hafiflediğini belirtirler” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAF)

     

     



  • Hepsiburada "müşteri memnuniyetini en iyi yöneten marka" seçildi

    İSTANBUL, (DHA)- E-ticaret platformu Hepsiburada, müşteri deneyimini en iyi yöneten markaların yarıştığı A.L.F.A. Awards’ta e-ticaret kategorisinde birinci oldu.

    2015 yılından beri müşteri memnuniyetini en iyi yaşatan ve şikayet sürecini en iyi yöneten markaları ödüllendiren A.L.F.A. Awards ödül töreni, Bomontiada’da Marketing Türkiye ve AKADEMETRE iş birliğiyle gerçekleştirildi. Dünyada giderek yükselen bir değer olan “deneyim” konusunda Türkiye’den ve dünyadan önemli konuşmacıların birikimlerini paylaştığı Deneyim Tasarımı ve Yönetimi Zirvesi XCO’nun hemen ardından gerçekleşen ödül töreninde 46 kategoride müşteri odaklı çalışmalarıyla öne çıkan markalar ödüllerine kavuştu.

    Markaların performansı, İstanbul’dan Bursa’ya, Malatya’dan Trabzon’a toplam 12 ilde bin 200 kişiyle gerçekleştirilen yüz yüze görüşmeler sonrasında oluşturulan A.L.F.A. Müşteri Deneyimi Endeksi ile belirlendi. Jüri koltuğunda tüketicilerin bulunduğu ve AKADEMETRE’nin uluslararası standartlarla oluşturduğu kapsamlı ve özgün metodolojisiyle ölçülen bu değerlendirme, markaları satış öncesi ilişkiler, çalışan memnuniyetine verilen önem, kişiselleştirme uygulamaları, sadakat programları, çözüm odaklı hizmet, şikayete dönüş hızı gibi başlıklarda masaya yatırmış oldu.

    Değerlendirme sonrasında e-ticaret kategorisinin birincisi, müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini daima ön plana koyan Türkiye’nin lider e-ticaret platformu Hepsiburada oldu. Ödülü alan Hepsiburada Müşteri Deneyimi Müdürü Göksu Tugay Bilal, “Hepsiburada olarak yaptığımız her işte müşterilerimizi odak noktasına koyuyoruz. Müşteri deneyimini iyileştirmek ve artırmak için tüketicilerin hayatını kolaylaştıracak hizmetler ve teknolojiler sunmaya devam edeceğiz” dedi.

    (FOTOĞRAFLI)

     



  • "Mide kanseri yavaşça ve yıllar içerisinde büyüyor"

                                                                                                                                                             İSTANBUL, (DHA)-MEDICANA Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Kadıoğlu mide kanserleri hakkında önemli uyarılarda bulundu. Kadıoğlu, mide kanserinin, midenin en iç katmanından başlayarak iç tabakalarına doğru büyüyen bir kanser çeşidi olduğunu belirterek  " Genellikle yavaşça ve yıllar içerisinde büyüyor" dedi.

    Bazı şikayetler mide kanserini araştırmayı gerektirir diyen Genel Cerrahi Uzman Doç. Dr. Hüseyin Kadıoğlu, " Kanserin erken döneminde yemek sonrası şişkinlik, hazımsızlık, hafifçe olan bulantı, iştah kaybı ve göğüste yanma hissi görülebilir. Sadece hazımsızlık ve yanma tabi ki kanser olduğunuz anlamına gelmez ancak benzer şikayetleriniz varsa doktora başvurmanız ve doktor değerlendirmesi sonucunda gereklilik halinde ek tetkikler yaptırmanız gerekir " diye konuştu.

    Medicana Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kadıoğlu “Kanserin biraz daha ilerlediği dönemde ise mide ağrısı, dışkıda kan, mide şişkinliği, kusma, sebepsiz kilo kaybı, yutma güçlüğü, gözlerde ve ciltte sarılık, ishal veya kabızlık, güçsüzlük-yorgunluk ve göğüs duvarında yanma gibi şikayetlerle karşılaşıyoruz” dedi.

    MİDE KANSERİ RİSKİNİ ARTTIRAN BİRÇOK RİSK FAKTÖRÜ VAR

    Mide kanserinin kesin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte Helicobacter Pylori isimli bakterinin mide kanseri riskini arttırdığını söyleyen Doç. Dr. Kadıoğlu: “ Sigara kullanımı, obezite, çok tuzlu veya tütsülenmiş gıdaların tüketilmesi, mide ülseri ameliyatı geçirmek, A kan grubuna sahip olmak, Epstein Bar adlıvirüs enfeksiyonu, birtakım genler, asbeste maruz kalmak vekömür-metal-kereste ve kauçuk endüstrilerinde çalışmanın da mide kanseri riskini arttırdığı düşünülmekte” diye konuştu. Doç. Dr. Kadıoğlu şunları söyledi:

    "KANSERİN TANISINDA HASTA ÖYKÜLERİNİN ÖNEMİ BÜYÜK"

    "Mide kanser rutin tarama programlarında taranan kanserlerden değildir. Bunun ana sebebi kanserin çok sık rastlanmamasıdır ve tarama programları o yüzden çok da anlamlı olmayacaktır. Mide kanserinin tanısında ilk basamak muayenedir. Ailenizdeki hastalık öyküleri ve sizde mide kanseri riskini arttıran riskler olup olmadığı da doktor muayenesinde ayrı olarak değerlendirilecektir. Sonrasında birtakım testler gerekebilir.

    Gastroskopi yani mideye yapılan endoskopik muayene ince, hareket kabiliyeti yüksek ve ucunda kamera olan bir cihaz yardımı ile midenin muayene edilmesi işlemidir. Bazı durumlarda endoskopi dışında yutma testleri istenilebilir. Bu testler baryum içeren ilaçların içilmesinden sonra bir seri röntgen çekilmesini gerektirir. Baryum mideyi kaplayarak mide cidarının filmlerde görünmesini sağlar. Bilgisayarlı tomografi, kullanılabilecek bir diğer tanı yöntemidir.

    "SİGARA İÇENLERDE MİDE KANSERİ 2 KAT DAHA SIK GÖRÜLÜYOR"

    Mide kanserinin tedavisinde ameliyat ve sonrasında kemoterapi ön plandadır. Gerekli durumlarda radyoterapi de kullanılabilir."

    "Mide kanserinde en sık karşılaştığımız soru 'kanserden korunmak için ne yapabilirim ?' olmakta" diyen Dr. Kadıoğlu “Bu bağlamda yapılabilecek en temel şey Helicobacter Pylori enfeksiyonlarının tedavi edilmesidir. Bunun dışında sağlıklı beslenmek, sigara kullanmamak (sigara içenlerde mide kanseri 2 kat sık görülür), tuzlu ve tütsülenmiş gıdaları olabildiğince az tüketmek kendinizi korumak için alınabilecek önlemlerdendir” dedi.

    (FOTOĞRAF)



  • Binlerce Maltepeli Sevgi Sofrası’nda buluştu 

    İSTANBUL, (DHA) - MALTEPE Belediyesi tarafından İdealtepe’de düzenlenen iftara katılan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Ramazan sevgidir, kardeşliktir, birliktir. Sofranızda ne varsa olmayanlarla lütfen paylaşınız. Çorbayı siz için, yemeği başka arkadaşınıza verin” dedi.

    Maltepe Belediyesi, sevgi sofrasını bu kez İdealtepe Mahallesi’nde kurdu. Dostluğun ve kardeşliğin ayı Ramazan kapsamında kurulan sofrada 3 bin kişi, dualarla orucunu açtı. İftar öncesi ve sonrasında, eski Ramazan eğlenceleri gerçekleştirildi. Nedim Çağlar’ın meddah gösterisinin ardından, illüzyonist Burak Parlı sahne aldı. Neşe-i Muhabbet ekibi de, orta oyunu performansıyla büyük beğeni topladı. Gecede, vatandaşlara Osmanlı şerbeti ve patlamış mısır dağıtıldı.

    “AMAÇ BİR ARADA OLMAK, BİR OLMAK”

    İdealtepe’de düzenlenen iftar öncesi bir konuşma yapan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, iftara katılanları duygulandırdı. Ramazan’ın önemine değinerek konuşmasına başlayan Ali Kılıç, “Bütün İslam aleminde bu akşamlar çok önemli ve değerlidir. Maltepe’de Türkiye’nin dört bir yanından gelen hemşerilerim; Tokat’tan, Rize’den, Trabzon’dan, Ordu’dan, Samsun’dan, Erzincan’dan, Sivas’tan gelen bütün hemşerilerim, burada birliği ve dirliği sembolize ediyorlar. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ola ki eksiğimiz oldu, ola ki yanlışımız oldu, hepinizden peşinen özür diliyorum. Kolay değil bu organizasyonlar. Amaç burada yemek yemek değil, amaç bir arada olmak, bir olmak, diri olmak, dosta düşmana birliğimizi göstermek değil mi?” diye konuştu.

    “ÇORBAYI SİZ İÇİN, YEMEĞİ BAŞKA ARKADAŞINIZA VERİN”

    Başkan Kılıç konuşmasında, Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan Mehmetçiğe de değinerek, “Siz burada, bu çınar ağaçlarının altında, yemyeşil bir ortamda, sofranızda iftarınızı açmak için beklerken, bugün Türkiye’nin birçok şehrinde, hatta sınırda 18-20 yaşlarındaki Mehmetçiklerimiz, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için, bizim güvenliğimiz için, canlarını siper ediyor. O nedenle sakın ola ki alınma yok, gönül koymak yok. Ramazan sevgidir, kardeşliktir, birliktir. Sofranızda ne varsa olmayanlarla lütfen paylaşınız. Çorbayı siz için, yemeği başka arkadaşınıza verin. Çorbayı siz alıp, suyu başka arkadaşınızla paylaşacaksınız ki güzellik olsun. Bu duygularla hepinizin Ramazan ayını bir kez daha kutluyorum. Cenab-ı Allah birliğimizi, dirliğimizi bozmasın inşallah. Rabbim bedenlerinizden sağlığı, yüreklerinizden sevgiyi eksik etmesin” ifadelerini kullandı.

    Ayrıca Küçükyalı Süreyya İlmen Paşa Kültür Merkezi Kubbealtı Salonu’nda Demokrat Parti Maltepe İlçe Teşkilatı üyelerine, Kadın Girişimcilik Mutfağı’nda da inanç turuna katılan kadınlara iftar verildi.

    (FOTOĞRAF)



  • Caddebostan, Ramazan'da  Anadolu yakasının Feshanesi oldu

    İSTANBUL, (DHA)-KADIKÖY Benim Platformu tarafından iki yıldır Caddebostan’da verilen iftar organizasyonunda düzenlenen etkinlikler Feshane’deki Ramazan şenliklerini aratmıyor. Caddebostan, Ramazan etkinliklerinde Anadolu yakasının Feshanesi olma yönünde ilerliyor.

    Sosyal sorumluluk projeleriyle dikkat çeken Kadıköy Benim Platformu tarafından iki yıldan beri Caddebostan sahilinde organize edilen iftar etkinliği Ramazan şenlikleriyle ünlü Feshane’ye rakip olma yönünde ilerliyor. Her gece iftarın ardından düzenlenen farklı bir etkinlik, iftara katılan vatandaşlara hoş anlar yaşatıyor.

    Etkinlikler kapsamında dün iftarın açılmasının ardından televizyon haber spikeri Mehmet Aydın ve radyo DJ’i Hopdedik Ayhan (Ayhan Güngör), Bi Dolu Medya gösterisini sunmak için birlikte sahne aldı. Aydın ve Hopdedik Ayhan’ın sinevizyona yansıtıp üzerine esprili bir dille anlattığı canlı yayın kazaları iftarlarını açan vatandaşları güldürdü.  Geçtiğimiz günlerde de Ayasofya İlahi Grubu tarafından verilen konser ve orta oyunu sanatçısı Hüseyin Goncagül ve ekibi tarafından hazırlanan  Meddah-ı Şehri Ramazan gösterisi iftara katılanların beğenisini toplamıştı..

    ÖZBEK: “AMACIMIZ ESKİ DOSTLUKLARI, KOMŞULUKLARI CANLANDIRMAK”

     Ramazan’ın sonuna kadar her akşam farklı bir etkinliğin planlandığını belirten Kadıköy Benim Platformu Başkanı Faruk İbrahim Özbek, “İftar etkinliklerinin birinci gayesi pek tabii ki ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek. Ancak bunun yanında bir amacı da eski dostlukları ve komşulukları da canlandırmak. Biz geçtiğimiz yıldan beri Caddebostan’da yaptığımız iftar etkinliği ile hem ihtiyaç sahibi insanları ağırlıyoruz hem de Kadıköylülere komşularıyla birlikte iftar açmanın mutluluğunu yaşatmaktan memnuniyet duyuyoruz” diye konuştu.

    (FOTOĞRAF)

     

     



  • Pegasus’un Suudi şehri Dammam'a seferleri başlıyor

    ANIL UÇAN/İSTANBUL(DHA)- Pegasus Havayolları, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan  Suudi Arabistan'ın, Dammam şehrine haftanın her günü karşılıklı sefer düzenleyecek. 

    Pegasus Havayolları’nın yeni uçuş noktası Suudi Arabistan’ın Dammam şehri oldu. İstanbul’dan Dammam’a haftanın her günü düzenlenecek seferlerin ilki 6 Haziran tarihinde gerçekleşecek. Misafirler, İstanbul ile Dammam arasında düzenlenecek karşılıklı seferler için biletlerini 173,99 USD’den başlayan fiyatlarla satın alabilir.

    Pegasus’un Dammam’a uçuşları İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan haftanın her günü 00:05’de; Dammam Havalimanı’ndan İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na ise her gün 05:00’te düzenlenecek.

    Dammam seferlerinin başlamasıyla birlikte Pegasus’un uçtuğu ülke sayısı 42’ye toplam uçuş noktası ise 109’a yükseldi. Suudi Arabistan’ın doğu bölümünün başkenti Dammam, aynı zamanda Basra Körfezi’nin önemli bir limanı ayrıca Riyad ve Cidde’den sonra üçüncü en büyük Suudi şehri olma özelliğini taşıyor. Kral Abdul Aziz Limanı Basra Körfezinin en geniş limanı unvanını elinde bulunduruyor.

    PEGASUS DAMMAM'I 65 NOKTAYA BAĞLIYOR 

    Pegasus, Dammam’ı İstanbul Sabiha Gökçen üzerinden iç hatlarda Adana, Amasya Merzifon, Ankara, Antalya, Balıkesir Edremit, Batman, Bingöl, Bodrum, Dalaman, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Gazipaşa Alanya, Hatay, İzmir, Kahramanmaraş, Kars, Kayseri, Konya, Muş, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon, Van olmak üzere 25 noktaya; dış hatlarda Amsterdam, Atina, Barselona, Basel, Belgrad, Berlin, Bologna, Brüksel, Budapeşte, Bükreş, Cenevre, Düsseldorf, Frankfurt, Hamburg, Kharkiv, Kıbrıs Ercan, Kopenhag, Köln, Londra, Lviv, Lyon, Madrid, Marsilya, Milan Bergamo, Moskova, Münih, Oslo, Paris, Prag, Priştine, Roma, Saraybosna, Stokholm, Stuttgart, Tel Aviv, Tiran, Üsküp, Viyana, Zaporijya ve Zürih olmak üzere 40 noktaya bağlantılı uçuruyor.

    Misafirler, Pegasus’un İstanbul-Dammam uçuşları için biletlerini www.flypgs.com, mobile.flypgs.com, Pegasus’un Mobil Uygulamalarıve acente kanalları aracılığıyla satın alabilir.



  • Almanya’daki gönül sofrasından dünyaya barış mesajı verdiler

    İSTANBUL, (DHA) - BAĞCILAR Belediyesi’nin Almanya’da Hamm Büyükşehir Belediyesi’yle düzenlediği ve gurbetçilerin yanı sıra farklı dinden insanların bir araya geldiği iftar sofrasından dünyaya barış mesajı verildi. İsrail’in Kudüs’teki yaptığı zulmü kınayan Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, “Eğer yeryüzünde insanlar birbirlerine karşı saygı, sevgi ve hoşgörülü davranmış olsalar, inanın dünya herkese yetecek kadar geniştir” dedi.

    Bağcılar Belediyesi ve Almanya’nın Hamm Büyükşehir Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu Ramazan ayında da Almanya’da gönül sofrası kurdu. Hamm şehrinde bir düğün salonunda gerçekleştirilen iftar yemeğine gurbetçiler büyük ilgi gösterdi.

    “İSLAM BARIŞ VE KARDEŞLİK DİNİDİR”

    İftar programında konuşma yapan Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, barış ve kardeşlik mesajları içeren bir konuşma yaptı. Çağırıcı, “Gönül sofrasında sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu ifade ediyorum ancak İslam alemi olarak özlemle beklediğimiz merhametin ve kardeşliğin had safhaya ulaştığı Ramazan ayında Filistin’de yaşanan olayları bir kez daha kınadığımı özellikle ifade etmek istiyorum. İslam, barış ve kardeşlik dinidir. Kaldı ki hiçbir dinde insan öldürmenin mazur görülmediği ve müsaade edilmediği halde İsrail’in yapmış olduğu bu vahşeti dünyadaki insanların seyrediyor olması da insanlık adına büyük üzüntü verici. Bu konudaki inançlara olan saygısı ve insanlığa olan sevgisinden dolayı Sayın Petermann’ı bir kez daha tebrik ediyorum. Allah insanı rızkıyla yaratmıştır. Eğer yeryüzünde insanlar birbirlerine karşı saygı sevgi ve hoşgörülü davranmış olsalar inanın dünya herkese yetecek kadar geniştir” dedi.

    Çağırıcı ayrıca, Hamm Büyükşehir’le birçok proje yaptıklarını belirterek dostluklarının gelecek nesillere yayılması temennisinde bulundu.

    “BİZ BUNU ALKIŞLIYOR VE ÖRNEK ALIYORUZ”

    Hamm Büyükşehir Belediye Başkanı Thomas Petermann ise, mültecilere değindiği konuşmasında şunları söyledi:

    “Nüfusunun yüzde 13’ün Müslüman olan Hamm, Müslümanların ve Müslüman Türklerin en çok yaşadığı şehirdir. Kardeş şehir olan Bağcılar’la çok güzel, ortak projeler yapıyoruz. Özellikle mülteciler hususunda çok iyi tecrübe paylaşımı yaptık. Hamm Belediyesi olarak 3 bin 500 mülteciyi nasıl barındırırız diye düşünürken, Bağcılar 55 bin civarında mülteciye ev sahipliği yapıyor. Ve herhangi bir kriz de yaşamıyorlar. Biz bunu alkışlıyor ve örnek almaya çalışıyoruz. Bu amaçla geçtiğimiz Nisan ayında siyasetçiler, akademisyenler ve birçok ülkeden yerel yöneticiler Bağcılar Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı ‘Uluslararası Göç ve Uyum Sempozyumu’nda bir araya geldik. Hem sıkıntıları konuştuk hem de çözüm yolu aradık. Çok iyi biliyorum ki Türkiye Cumhuriyeti olmadan Avrupa’daki göçmen sorununa çözüm bulunamaz.”

    Essen Başkonsolosu Şener Cebeci de, “Bizim medeniyetimizde sofralarımızı sadece ailelerimizle değil, tüm komşu ve dinlerin temsilcileriyle paylaşırız. Çünkü Ramazanın ruhunda paylaşma, bereket ve dayanışma var” şeklinde konuştu.

    Ezanın okunmasıyla hep birlikte oruç açan davetliler, yemek sonrasında barış, huzur ve kardeşlik için dua etti.

    İftar programına Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yılmaz, Bağcılar Müftüsü Musa Uzun, Fas Krallığının Düsseldorf Başkonsolosluğu çalışanları, Hamm Uyum Meclis Başkanı İsmail Erkul, Eyalet Milletvekili Marc Herter, kilise ve din kuruluşları temsilcileri, büyükşehir ilçe ve belediye meclis üyeleri de katıldı.

    (FOTOĞRAFLI)

     



  • 3-6 yaş grubu 10 çocuktan 1'i konuşma ve yutma güçlüğü çekiyor

    İSTANBUL, (DHA)-Medipol Mega Üniversite Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Seyhun Topbaş, “Dünyada  2018 yılı itibariyle 3 ila 6 yaş grubundaki 10 çocuktan 1’inde konuşma, dil, ses ve yutma güçlüğü görülüyor. Çocukluk çağında en sık konuşma sesi bozuklukları (telaffuz sorunları) ve kekemelik gözleniyor. Kekemeliğe erkeklerde 1’e 2 oranında daha sık rastlanıyor.

    Özellikle çocuklarda birçok etiyolojiye bağlı beslenme ve yutma bozukluğunun, gelişimi olumsuz etkilediğini belirten  Prof.Dr. Topbaş,  "Yetişkin veya yaşlılarda ise inme, beyin hasarı, Parkinson hastalığı, multipl skleroz, Alzheimer, ALS gibi hastalıklara bağlı gelişmektedir. Yutma bozuklukları, yaşam kalitesini çok düşürüyor. Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde malnütrüsyon, dehidratasyon ve akciğer zatürresi gibi hastalıklarla ölüm riskini artırıyor. Bu nedenle erken tanı ve erken terapi ile bu sorunları engelleyebiliriz” dedi.

    "ÇOCUKLARDA EN ÇOK KEKEMELİK GÖRÜLÜYOR"

    Medipol Mega Üniversite Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Seyhun Topbaş,  dünyada 2018 yılı itibariyle 3 ila 6 yaş grubundaki 10 çocuktan 1’inde konuşma, dil, ses ve yutma güçlüğü görüldüğünü belirterek şunları söyledi:

    “Çocukluk çağında en sık konuşma sesi bozuklukları (telaffuz sorunları) ve kekemelik gözleniyor. Kekemeliğe erkeklerde 1’e 2 oranında daha sık rastlanıyor. Bununla birlikte son yıllarda ‘gecikmiş konuşma ve dil bozuklukları’ sayısında da artış yaşanıyor. Yetişkinlerde ise en sık nörolojik hastalıklara bağlı ve baş-boyun kanser cerrahisi sonrası dil ve konuşma terapisine ihtiyaç duyuluyor. Dil ve konuşma terapisine olan farkındalık ve terapiden yarar sağlayanlar arttıkça, hasta sayımızda da bir artış oluyor.”

    Dil ve konuşma terapisine yeni doğandan yaşlılığa kadar her yaştan bireyin her an ihtiyaç duyabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Seyhun Topbaş, tedavi hakkında ise şu bilgileri verdi:

    "DİL VE KONUŞMA TERAPİSİ İLE BİRÇOK SORUN ÖNLENEBİLİR"

    "Dil, konuşma, ses ve yutma bozukluğu, gelişimsel yetersizliklerle doğan veya oluşan hastalıklar, kazalar veya beyin hasarları gibi sonradan olan nedenlerle gelişebilir. Ses, konuşma ve yutma değerlendirme ve terapilerinde hastanemizde çeşitli görüntüleme ve radyolojik değerlendirme yöntemleri, akustik analiz sistemleri, nöromüsküler elektroterapi gibi teknolojik cihazlardan yararlanıyoruz. Ayrıca birçok kliniğimizle iyi bir işbirliği içindeyiz.Özellikle çocuk ya da yetişkin yutma bozukluğu değerlendirmesi için sıklıkla hasta yönlendiriliyor. Hekimlerin cerrahi müdahalede bulunması gereken gırtlak kanserleri, dudak-damak yarıkları, ses tellerinde oluşan kist vb. cerrahi gereken durumlarda, cerrahi öncesinde birlikte değerlendirmeler yapabiliyoruz, sonrasında ise dil ve konuşma terapisi kliniğimizde terapileri sürdürüyoruz. Çocukluk çağındaki çoğu dil ve konuşma sorunlarının da okul çağındaki okuma-yazma güçlükleri ile çok yüksek bir ilişkisi vardır. Dil ve konuşma terapisi ile birçok sorunun önlenebilir, geliştirilebilir ya da yeniden kazandırılabilir. Doğru ve erken tanı, erken terapive takip sürecison derece önem arz ediyor.” 

     

    (FOTOĞRAF)

     



  • MediaMarkt 67. mağazasını İzmir'de açıyor

    İZMİR, (DHA)-MEDİAMARKT, kesintisiz büyüme hedefi doğrultusunda 67.mağazasını İzmir Park Alışveriş Merkezi’nde tüketicilerle buluşturuyor.

    Teknoloji perakendeciliği sektörünün önde gelen isimlerinden  MediaMarkt, 67. mağazasını İzmir’de açmaya hazırlanıyor. 26 Mayıs Cumartesi günü İzmir Park Alışveriş Merkezi’nde hizmete girecek mağaza İzmir’deki 6. MediaMarkt mağazası olacak.

    AÇILIŞA ÖZEL AVANTAJLI FİYATLAR

    MediaMarkt’ın mağazasında bulunan deneyim alanları sayesinde tüketiciler, son teknoloji ürünleri yakından tanıma ve inceleme fırsatı yakalarken, GameZone alanlarında ise oyunseverler en iyi gaming ürünlerle bir araya gelecek. 50 bine varan son teknoloji ürün ve 5 binden fazla aksesuar çeşidiyle ziyaretçilerini ağırlamaya hazırlanan mağazada, akıllı telefonlardan dizüstü bilgisayarlara, ultra HD televizyonlardan beyaz eşyaya kadar birçok ürün açılışa özel avantajlı alışveriş fırsatıyla sunuluyor.

    Açılışa özel akıllı telefonlarda yüzde 30’a, dizüstü bilgisayarlarda yüzde 36’ya, küçük ev aletlerinde yüzde 57’ye, TV’lerde yüzde 27’ye ve aksesuarlarda yüzde 51’e varan indirimler teknoloji severlerle buluşacak. Bununla birlikte tüm cep telefonları peşin fiyatına sıfır faiz 10 taksit, 3000 TL ve üzeri televizyonlarda ise peşin fiyatına 12 taksit fırsat İzmirlileri bekliyor.

    (FOTOĞRAF)



  • BAU Tıp bilim nişanı Prof. Dr. Peter Mcl. Black’e verildi

    İSTANBUL, (DHA)-MRI yöntemini beyin ameliyatlarında ilk kez kullanan ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en iyi doktorları arasında gösterilen Prof. Dr. Peter Mcl. Black’e Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Tıp Fakültesi tarafından bilim nişanı verildi.

    Beyin tümorünün tedavisi, tıp etiği, moleküler beyin cerrahisi alanında çok sayıda kitap ve makalesi bulunan ve ilk kez MRI yöntemini ile beyin ameliyatı gerçekleştirerek adını tıp tarihine yazdıran Prof. Dr. Peter Mcl. Black, BAU Tıp Fakültesi tarafından bilim nişanı ile onurlandırıldı. Beşiktaş Kampüsü B konferans salonunda düzenlenen 7. Bilim nişanı törenine BAU Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Prof. Dr. Black’in hayat hikayesinin arp ve yan flüt eşliğinde gösterildiği tören, açılış konuşmalarıyla devam etti. BAU Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç açılış konuşmasında, fakültenin neyi amaçladığını ve Peter Black’e bilim nişanını neden verdiklerini anlattı.

    “SADECE İYİ BİR HEKİM DEĞİL, İYİ BİLİM İNSANLARI YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Tıp Fakültesini anlatırken kullandıkları cümlenin ‘iyilerin bilim tıp okulu’ olduğunu söyleyen Kılıç, “Biz sadece iyi bir hekim yetiştirmeye çalışmıyoruz, iyi bir bilim insanı yetiştirmeye çalışıyoruz. Hem mesleğinde iyi hem de iyi bir insan olmayı öğretiyoruz. Peter hocamız bu kavramları kendi bünyesinde yaşayarak gösteriyor. Bu yıl madalya için onu seçmemiz, öğrencilere rol model göstermemizin sebebi de bu. Peter Black, iyi ve yaratıcı olmanın güzel bir göstergesidir. İyi insan kendisinden sonrakilere dünyayı bulduğundan daha iyi bırakandır. İyi olmak başarılı olmaktan daha değerlidir. Hocama bu madalyayı kabul ettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

    “BU ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLDÜĞÜM İÇİN ÇOK MUTLUYUM”

    Dr. Peter Black onuruna düzenlenen Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi  7. Bilim nişanı takdim töreninde konuşma yapan Black, “Türkiye’nin önde gelen bu fakültesinden bu ödüle layık görüldüğüm için çok mutluyum, şükranlarımı sunuyorum. BAU Tıp’ta yetişecek hekimlerin bilgi üreterek bilime katkı sağlayacak bilim insanı, hekim olarak yetişme hedefini çok önemli buluyorum” dedi.

    Black, kendine ders ve prensip olarak edindiği iyi insan olma, aileye önem verme ve bilime katkı felsefesini anlattı. 

     (FOTOĞRAF-GÖRÜNTÜ)



  • “En iyi Müşteri Deneyimi” ödülü Teknosa'nın

    İSTANBUL, (DHA)-TEKNOSA, müşteri deneyimini en iyi yöneten markaların ödüllendirildiği A.L.F.A Awards kapsamında, Elektromarket kategorisinde birincilik ödülünün sahibi oldu.

    Türkiye teknoloji perakendeciliğinin önde gelen isimlerinden Teknosa, Marketing Türkiye dergisi ile tüketici araştırmaları yapan Akademetre’nin düzenlediği “A.L.F.A Awards” kapsamında, Elektromarket kategorisinde “Müşteri Deneyimini En İyi Yöneten Marka Ödülü”ne layık görüldü. 12 ilde bin 200 kişiyle gerçekleştirilen A.L.F.A. Müşteri Deneyimi Endeksi araştırmasının sonuçları, 24 Mayıs Perşembe günü Bomontiada’da düzenlenen ödül töreninde açıklandı ve bu yıl 36 kategoride en iyiler ödüllendirildi.

    "MÜŞTERİLERİMİZE HER KONUDA KESİNTİSİZ EN İYİ DENEYİMİ YAŞATIYORUZ"

    Tüketiciler tarafından “Elektromarket” kategorisinde müşteri deneyimini en iyi yöneten marka seçilip, A.L.F.A ödülünü almaktan mutluluk ve gurur duyduklarını ifade eden Teknosa Pazarlama ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Ayşegül Bahçıvanoğlu, “Odağımızda, müşterilerimize istedikleri kanaldan, istedikleri zamanda, teknoloji ürünlerine dair her konuda kesintisiz ve en iyi deneyimi yaşatmak var. Türkiye’de satış sonrası hizmet anlayışını sektöre kazandıran marka olarak yeni hizmetlerle ve uygulamalarla bu konuda da çıtayı yükseltiyoruz” dedi.

    Büyük veri, yapay zeka gibi dijitalleşmenin sunduğu tüm imkanları seferber ettiklerine dikkat çeken Bahçıvanoğlu, “Bu yıl, müşterilerimizin eğilim ve beklentilerini en iyi şekilde okumamıza destek verecek, omnichannel (çoklu kanal) stratejimiz doğrultusunda online ve offline kanallarda yaşattığımız bütünsel deneyimi daha da iyileştirecek projeler üzerinde çalışıyoruz. Aldığımız bu ödül, bugüne kadar yaptıklarımızı taçlandırırken, bundan sonraki atılımlar için de bizi teşvik ediyor” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAF)

     



  • Prof. Dr. Apak: Büyük ölçüde risk oluşturacak bir durum değil 

    İSTANBUL – (DHA)-İSTANBUL Esenyurt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sudi Apak, son zamanlarda Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin paralarına karşı yapılan bazı spekülatif hareketler olduğunu söyleyerek, “Bölgesel sıkıntılar ve dengesizlikler var. Kredi derecelendirme kuruluşlarının arka arkaya kısa zamanda bu ülkelerin durumlarının bozulduğunu açıklaması da bunu tetikliyor. Esas hadise budur.  Ama Türkiye ekonomisi, Merkez Bankası'nın aldığı tedbirlerle bunları önleyecek düzeyde. Türkiye’nin makroekonomik dengelerinde çok büyük ölçüde risk oluşturacak bir durum değil” dedi.

    Döviz gelirlerinin artırılması için Türkiye'nin yapması gerekenlere dikkat çeken Prof. Dr. Apak cari açığın 10 sene öncesine göre üst düzeyde olmadığını belirterek “Bizim, insanları yine döviz kazandırıcı işlemlere teşvik etmemiz lazım. Özellikle üretim ve turizm. Bunlara ağırlık verdiğimizde zaten döviz geliri artmış oluyor. Döviz gelirinin artması da cari açığı mümkün olduğunca azaltır” şeklinde konuştu.

    “ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARINA GEÇMELİYİZ”

    Türkiye’de ihracatın, ithalata dayalı olduğunu ve bu sebeple ithalatın arttığını dile getiren İstanbul Esenyurt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Apak, “Esas Türkiye’nin döviz gelirlerini arttırmasını sağlayacak olay alternatif enerji kaynaklarına geçerek bunların kullanılmaya başlanması olacaktır. O zaman doğalgaz veya petrol ithalatı da azalmış olur. Bu durum da Türkiye’nin enerji ithalatının ve dış ticaret açığının azalmasını sağlayacak. Şimdi biz doğalgaz alıyoruz diye güneş ve rüzgâr enerjilerinden çok fazla faydalanmıyoruz. Önceden yapılmış anlaşmalar var ama biraz erteledik bu durumu. Bunları yeniden ayarlamak lazım. Belli bir müddet sonra işler de zaten düzelecektir. Süreç olumlu gözüküyor, zamanla daha da iyi olacak her şey” dedi.

    “DÖVİZ ARTIŞI BÜTÜN SEÇİMİ ETKİLEMEZ”

    Ekonominin şu anki durumunun seçim sürecinde sadece döviz borcu olanlar açısından sıkıntı yarattığını belirten Prof. Dr. Apak, “Bütün seçimi etkileyecek bir olay değil. Döviz borcu olanları da mali bir yükümlülük getirmesi açısından etkiler. Özetle son zamanlarda yapılan uygulamalar, dövizin ihracat yapanlara kullandırılması gibi kararlar iyi olan gelişmeler. Alınan tedbirlerin uygulamaya konmasıyla dolar aşağıya düştü zaten. Esas hadise özellikle seçim sonrası teşviklerin uygulamaya geçmesi, üretimin ve turizmin desteklenmesi gerekiyor” diye konuştu.

    “HUKUK VE BÜROKRASİ HIZLI HAREKET ETMELİ”

    Yatırımcıların yatırım yapmaya devam etmesini öneren Prof. Dr. Apak, ”Özellikle gerçek yatırım manasında dışa açılsınlar, Türkiye’de de üretime devam etsinler. Ama bunun yanında bu iş için önemli ölçüde alınması gereken kararlar var. Mesela hukukun ve bürokrasinin bu işlere daha uygun, daha duyarlı olması lazım. Bunlar bazı uygulamalarda geri kalıyorlar. Yani bakıyorum, adamın biri 20 sene önce imzası olmayan bir şeyden yargılanıyor ve hala mahkemesi devam ediyor. Bu gibi durumlar yatırımcının iştahını kesiyor. Yapısal reformların yanında bunlara da bakmak lazım. Bürokrasinin hızlı hareket etmesi ve çağı bilmesi lazım. Olayların yapıcı bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Türkiye’de önce hukuka güvenmemiz lazım. Yabancı yatırımcıların bununla ilgili bazı sorunları oluyor. Avrupa Birliği gibi konularda bunları vurgulasak bile uygulamada sıkıntı çıkıyor. O da belli ölçüde yapılması gerekenler konusunda yolumuzu kesiyor” şeklinde konuştu.

    “BU OLAYLARIN BUNDAN SONRA EKONOMİYE ETKİSİ OLMAZ”

    15 Temmuz kanlı darbe girişiminin, Türkiye’nin önünü kesmek için planlandığını belirten Prof. Dr. Apak, “Bu konuda gerekli tedbirlerin alındığını ve bu olayın bundan sonra ekonomiye etkisinin olmayacağını düşündüğünü” söyledi. 

    (FOTOĞRAFLI)



  • "Afet eğitimi zorunlu ders olmalı"

    İSTANBUL, (DHA)- İSTANBUL Aydın Üniversitesi (İAÜ) Afet Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Koordinatörü Serhat Yılmaz, gelecek nesillerde afete yönelik farkındalık yaratmak adına afet eğitiminin tüm eğitim seviyelerinde zorunlu ders olarak yer alması gerektiğini söyledi.

    Eğitim sayesinde üniversite eğitiminden sonra iş yaşantısına atılacak olan vatandaşların, iş yerlerinde ve evlerinde afet risklerini dikkate alacağını ve yetiştireceği nesillerde de afet farkındalığının kendiliğinden oluşacağını belirten Serhat Yılmaz, "Bu şekilde afetin sadece deprem, sel, heyelan olmadığı, su ve enerji israfının, karbon salınımının, çevre kirliliğinin, bilinçsiz antibiyotik kullanımının ve daha birçok benzer sorunun da afet etkileri yaratabileceği kavranabilir. Üstelik afetlerin sadece bir bölgede yaşayanların sorunu olunmadığı gibi neden olacağı zararlardan da tüm bölgelerin korunabilecek bir sistemin oluşması sağlanabilir” diye konuştu.

    “TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAZ”

    Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 2040 yılında Türkiye’nin nüfusunun 100 milyona ulaşacağını hatırlatan Yılmaz, “Ulusal ve uluslararası kaynakların sundukları verilere göre dinamik nüfus artışını korumaya devam eden ülkemizin bulunduğu coğrafya ayrıca, afete dönüşebilecek birçok riski de bünyesinde barındırıyor. Bu riskler içerisinde depremler, özellikle 1999 Marmara Depremleri sonrasında neden olabileceği kayıplar nedeniyle kamuoyunun dikkatini çekebilmişse de, bugün hala afetlerin neden olabileceği kayıpları büyük oranda engelleyebiliyoruz diyemiyoruz. Ülke topraklarının yüzde 92’sinin, nüfusunun ise yüzde 96’sının deprem riski altında olduğu bir ülke için bu durum gelişimin önündeki büyük engellerden biridir. Üstelik 1980’den sonra bölgesel olarak farklı düzeylerde etkisini göstermeye başlayan iklim değişikliği, jeolojik farklılıklardan kaynaklanan bölgesel riskler ve kentlerde oluşan yeni risk türlerinin yaratacağı afetlere yönelik bir farkındalığın oluşmadığı da dikkate alınırsa gelecekte karşılaşabileceğimiz sorunların telafisi mümkün olmayacak” ifadelerini kullandı.

    “ÇALIŞMALAR HIZLANDIRILMALI”

    Söz konusu durum tespitine göre afetlerle ilgili tedbir alınması için halen geç olmadığının altını çizen Yılmaz, “Afetlere yönelik devletin, özel sektörün, medyanın, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve bireylerin sorumluluklarını yerine getirebilecek çalışmaların acil olarak kapsamlarının geliştirilerek hızlandırılması gerekiyor. Bu hususta toplum düzeyinde yürütülecek çalışmalara okullardan başlanması ise sürdürülebilir bir sistemin kurulmasını ve kısa sürede nüfusun büyük bölümüne ulaşılmasını sağlar. Bu etkinin rakamsal karşılığını ülkemizde eğitim ve öğretimlerine devam eden vatandaş sayıları açıkça ortaya koyuyor” dedi.

    “ÖZEL EĞİTİMLERLE OLMAZ”

    Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu verilerine göre tüm kademelerde toplam 22 milyon civarında öğrenci olduğunu hatırlatan Yılmaz, “Bu rakama 1 milyondan fazla öğretmeni ve 150 binden fazla akademisyeni de eklediğimizde, ülke nüfusunun yaklaşık 4’te 1’ine rahatlıkla afetlere karşı nasıl hazırlık yapılması gerektiğini öğretebileceğimizi gösteriyor. Ancak günümüzde afet eğitimleri zorunlu eğitim olarak sınıflandırdığımız safhasında yılda bir defa sıra altında çök – kapan – tutun ve tahliye tatbikatı ile üniversitelerde ise çoğunda olmamakla beraber ya seçmeli ders ya da çok azında bölüm olarak gerçekleştiriliyor. Toplum genelinde de durum çok farklı değil. Afetlerle yeteri kadar eğitim çalışmaları yürütülmemekle birlikte eğitim verme uğraşında olan ilgili kurumların gerçekleştirdiği eğitimlere de katılım oranları maalesef çok düşük sayılarda. Afet riski ve çeşitliliği açısından bu kadar yüksek etkilenme potansiyeline sahip bir ülkede sadece bu şekilde toplumda bir bilinç oluşturmayı beklemek ve olası afet sonuçlarını değiştirebilecek bir etki umut etmek gerçekçilikten çok uzak bir yaklaşım olur. Bu nedenle ilköğretimden başlayarak üniversite eğitiminde devam edecek şekilde afetlere hazırlık, bireysel ve kurumsal düzeyde afet yönetimi derslerinin zorunlu olması şart” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

    (FOTOĞRAF)



  • Meme estetiğinde yeni dönem

    İSTANBUL, (DHA) - ESTETİK, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Op. Dr. Zekeriya Kul, ergonomix silikon implantlar ile meme büyütme ameliyatlarında yeni bir dönem başladığına dikkat çekti. Ergonomix silikon implantların, hem yuvarlak hem de damla silikonların avantajlarını bir arada taşıdığını söyleyen Op. Dr. Kul, her iki silikona ait risklerin de bu sayede ortadan kalktığını belirtti.

    Türkiye'deki bu yöntemle operasyonu ilk  yapanın kendisi olduğunu dile getiren Op. Dr. Kul, "Bu yöntem Özden Cerrahoğlu gibi ünlü isimler tarafından da oldukça tercih ediliyor. Uluslararası Estetik Plastik Derneği’nin verilerinde tüm dünyada en sık yapılan estetik operasyon meme büyütmedir. Bunun nedeni diğer estetik ameliyatlara göre daha kolay, kısa ameliyat süresine sahip ve hasta memnuniyetinin üst düzeyde olmasıdır" dedi.

    Meme estetiğinde daha ideal ve doğal görünümlü silikonların tercih edildiğini aktaran Op. Dr. Kul, "Meme büyütme ameliyatı ile ilgili en çok konuşulan ve üzerinde durulan konu ameliyat sırasında kullanılan implantın şekli, modeli ve büyüklüğü, bunun yanı sıra tüm dünyada estetik bakış açısı ve moda akımlarına paralel olarak, çok büyük olmayan, daha doğal görünümlü meme anatomisi tercih ediliyor" diye konuştu.

    "KAYMA RİSKİ YOK"

    Doğallık konusunda ve hastanın estetik açıdan tatmin olması noktasında ergonomix implantların büyük faydalar sunduğunu belirten Kul, “İdeal meme anatomisine baktığımızda; memenin üst kısmının daha düz, alt kısmının ise daha dolgun ve yuvarlak olduğunu görmekteyiz. Ergonomix implantlar, yatar pozisyonda durulduğunda yuvarlak, ayakta ise damla şeklini alan ancak damla silikonlar da olduğu gibi yer değiştirme veya kayma riski olmayan implantlardır. Bu yüzden son yıllarda meme büyütme yaptırmak isteyen kadınlar tarafından daha fazla tercih ediliyor" ifadelerini kullandı.

    KİMLER TERCİH EDEBİLİR?

    Meme büyütme ameliyatı için ideal hasta tanımını yapan Kul,"Fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamış, vücut imajı ile beraber, memedeki problemin ne olduğunu doğru bir şekilde değerlendirebilen ve beklentileri gerçekçi olan, 18 yaşından büyük olan kadınlar bu operasyonu yaptırabilir" dedi.

    (FOTOĞRAF)



POPÜLER ARAMALAR